• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
13 Nisan 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Mehmet Altan: Türkiye’nin kurtuluşu Demokratik Cumhuriyet’te

12 Nisan 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi

Prof. Dr. Mehmet Altan ile 21. yüzyılın sancılarını, süreci ve demokratik cumhuriyetin imkanlarını konuştuk:

  • Herkes çürümeden pay almak için çürümenin parçası olmaya çalışıyor. Çürümenin parçası olan birisi çürümenin ortadan nasıl kalkacağını düşünmez ve kalkması için çaba sarf etmez
  • Bu barış süreci başlayacaksa ilk önce anayasaya uysun devlet. Yargı uymuyor, yasama uymuyor, yürütme uymuyor. Birisi bunu sürekli engelliyor ve uymayanlar yükseliyor, bakan oluyor…
  • Demokrasiyi istemenin hedef haline getirildiği bir yer burası. Ama AB standartlarında bir demokrasiye ihtiyacımız var. Cumhuriyet o zaman güçlenir. Türkiye’nin kurtuluşu İkinci Cumhuriyet’tedir

Nezahat Doğan

İçinde bulunduğumuz yüzyılın bütün hayaletleri üzerimize doğru geliyor. Vekalet savaşlarının yerini küresel hegemonya savaşları alıyor. Dünya ne yeniyi doğuruyor, ne de eskisini geride bırakıyor! Bu cenderenin içinde Ortadoğu’nun köhne rejimleri değişim ihtiyacını kavramakta güçlük çekerken; küresel güçler, yeni bir paylaşım savaşının şiddetli rekabetine giriyor. Toplumların, halkların, kadınların, kısaca bu dünyanın cefasını çekenlerin bu kirli rekabet savaşına karşı bir yol bulmasının sancıları, başka bir dünyanın imkanları da gündemde. Türkiye ise bu hengamenin içinde bir yandan sürecin fırsatları, bir yandan da hegemonya hevesinin karanlık gölgeleri arasında bir sarkaç gibi sallanıyor. Sarkacın nereye evrileceğini, bu mücadelenin hangi durakta duracağını bu çelişkiler ve mücadele yumağı belirleyecek.

Peki, hukuk olmadan yol yürünebilir mi? Dünyadaki küresel kriz nereye gidiyor? Türkiye’nin krizlerden çıkış yolu nedir? Anayasanın uygulanmadığı, hukuki adımların atılmadığı yerde güvence olur mu? Siyaset neden yetersiz kalıyor? Siyasetin işletilmesi için partilere ve topluma düşen sorumluluk nedir? Talan, çürüme ve yozlaşmanın önüne geçmek için hangi adımlar atılmalı? Bu açmazlar içerisinde kim kral çıplak?

Dünyanın, bölgemizin ve ülkemizin içinde bulunduğu bu hali anlamak için Prof. Dr. Mehmet Altan ile konuştuk.

  •  Dünya tam bir ateş çemberinin içerisinde. Ortadoğu’da ABD-İsrail-İran savaşı; dünya ekonomi politiğine etkisine baktığınızda ne görüyorsunuz?

Bu, yirmi birinci yüzyıl macerasının orta yerindeki kaotik değişim sancısıdır.

  •  “21. yüzyıl macerası” ifadesini somutlaştırır mısınız?

Somutlaştırayım. Bu, enerji kaynağı olarak petrolden yenilenebilir yeşil enerjiye geçmenin sıkıntılarıdır. Siyasi olarak da 21. yüzyılın hegemonya savaşıdır. Bu kriz, 21. yüzyılın tümü itibarıyla enerji kaynaklarının değişim sıkıntısı olarak görülmediği vakit tam yerli yerine oturmuyor. 1973 yılında büyük bir petrol krizi yaşadık. O zaman dünyanın petrol kullanımı yüzde 50 idi. Krizden sonra yüzde 30’a düştü. Şimdi buna benzer bir kriz yaşıyoruz. Ama bu krizde gözardı edilmemesi gereken şey petrolün yarattığı boşluğun büyük kısmını güneş ve rüzgâr enerjisiyle dolduruyoruz. Enerji kaynakları aslında bütün üretim biçimini, iktidar mücadelelerini, iktidar ilişkilerini, toplumsal yapıyı, toplumsal ilişkileri temelden değiştiren en önemli etkin güçtür. 21. yüzyılın sonundaki en önemli kaynak artık petrol olmayacak.

  •  Petrolün yerine ne geçecek?

Rüzgâr ve yenilenebilir maliyeti çok düşük güneş enerjisi… Bu ilerleme bence tam ortasında ve tam ortasında olduğu için petrolle yenilebilir enerjilerin kavgası siyasi olarak, toplumsal olarak, itiş kakış olarak, şahıs olarak, parti olarak, silahçıların çıkarı olarak her alana yansıyor.

  •  Ortadoğu’daki çatışmanın temel nedeni de bu mu?

Bu ve bununla birlikte, Ortadoğu’nun tarihsel zaafları; bu süreci sıkıntısız atlatabilecek demokratik rejimlerin olmaması. Bölgede ırk, mezhep, din üstünden kavga eden, uluslaşma sürecini tamamlayamamış, demokratikleşmeye yaklaşamamış hanedanların, saltanatların, tek parti rejimlerinin yer alması. Onun için demokratikleşme diyoruz. Demokratikleşme çağın değişimlerini en esnek şekilde algılayabilecek, dönüştürecek, kendine zarar vermeden bundan kazanç sağlayacak bir yöntemdir.

  •  ABD ve İsrail’in Ortadoğu’da hegemonya savaşında bir tarafta da NATO krizi, Avrupa ülkeleri ve Çin gibi birçok parametre var. Bu denge ve dengesizlik girdabı içinde Türkiye de bir yandan o savaşın içine çekilmeye mi çalışılıyor? Türkiye burada nerede durmalı?

Şimdi bütün bilimlerin anası fiziktir. Fizik değişince her şey değişir. Bütün sosyal bilimlerde de böyledir. Fizik, Newton fiziğinden kuantum fiziğine değişti. Şimdi kuantum düşünce metodu denen anlayışa sahip olunmadığı vakit sağlıklı yürümek ve adresini bulman mümkün değil.

  •  Kuantum fiziği ne diyor bize? Yönümüzü nasıl belirliyor, metodolojisi nedir?

Sanayi döneminde yol, adres, her şey belliydi. Ama şimdi kuantumda atom altı parçacıklarının çalışma biçimi dört dörtlük tespit edilemediği, zaman ve mekân farklılaştığı için, insanlığın yeni düşünce, yol alma, problem çözme metodu kuantuma yani atom altı parçacıkların hareketlerine göre oluyor. Sen A’dasın bu sabit doğru ve B’ye gideceksin, ama B’yi bilmiyorsun, nasıl gideceğini bilmiyorsun. O zaman ne yapacaksın? Bütün bilgileri her gün yeniden değerlendirerek bir şekilde bir hedefe varacaksın.

  •  Türkiye’nin kendi sorunlarını çözecek güçlü bir ülke haline gelmesinin koşullarının içerisinde de demokratikleşme ve hukuk var. Türkiye nasıl adım atmalı? Bu adımlar neden gecikiyor?

Türkiye’de siyaset hazineye çökmek için yapılıyor. Kamu İhale Yasası Türkiye’deki bütün yolsuzlukların anasıdır. Siyasette bir pozisyon kapattığın vakit istediğin adamı çok zengin edebilirsin. Türkiye’nin bütçesinin 3’te 1’i ihaleye gider. O üçte birinin üçte birini de belediyeler kullanır ve bunlar tek bir kanuna bağlıdır. Bu eskiden AB standartlarında, yolsuzluk ve hırsızlığa izin vermeyen bir yapıdaydı. Bir sene bile dayanamadı. Bugün hepsi birbirlerini hırsızlıkla, irtikapla, ihaleye fesat karıştırmakla suçluyor. Ama bu suçlamanın temelini oluşturan Kamu İhale Yasası’nı dönüştürmüyorlar. Yolsuzluk algısı endeksinde bir senede 17 basamak düştük. Bu zaten durumu gösteriyor.

  •  Bir yanda ekonomik, sosyal, ahlaki, politik bir çöküşle ve çürüme ile karşı karşıyayız, diğer yanda barışı konuşmaya, dillendirmeye devam ediyoruz. Barış ve demokratik toplum sürecine nereden bakıyorsunuz? Oluşan güvensizlik nasıl aşılır?

Bu süreci desteklediğim çok açık. Aklı başında olan hiç kimsenin de bu sürece karşı durması mümkün değil. Ama ben yöntemsel olarak anayasayı uygulamayan bir siyasi iktidarla herhangi bir şeyin çözüleceğini düşünmüyorum.

  • Peki, ne yapılmalıydı?

Anayasa Mahkemesi’nin kararları, Anayasa’nın 153. ve 90. maddeleri uygulansaydı toplumsal rıza çok daha hızlı ürerdi. Şimdi öyle bir komedi ki; bir komisyon kurdular ve komisyonun raporunda Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını tavsiye ediyor. Kimi kime tavsiye ediyorsun? Ayrıca bir başka rezalet var: Bu komisyondaki 51 kişinin hepsi milletvekili. Bir yıllık bir komisyonun sonunda da Anayasa’nın 90. ve 153. maddelerinin uygulanmasını, belli olmayan birisine tavsiye ediyorlar. Benim naçizane önerim siyaset yerine hukuk konuşmaktı. Bu barış süreci başlayacaksa ilk önce anayasaya uysun devlet. Yargı uymuyor, yasama uymuyor, yürütme uymuyor. Birisi bunu sürekli engelliyor ve uymayanlar yükseliyor, bakan oluyor…

  •  Vatandaşın sorması lazım dediğimizde doğru anlayıp doğru bir eylem ve söylem yöntemini buluyor olmak gerekiyor. Siyasetin burada kısır ve eksik kaldığı yer neresi?

İstemiyor ki siyaset! Sahiden huzur olsun diye bir derdi yok ki. Şimdi nerede yemek yiyelim? VIP’den kahveyi nasıl söyleyelim? Hangi belediyenin arabası bizi alacak? Tetkik gezisi var mı? derdindeler. Sınıf atlıyorsun ama toplum itibarı yok, devlet itibarı var. Türkiye kadar devlet itibarına aç bir toplum yok. Hâlbuki itibarı toplum verir. Çok iyi bir doktorsundur, hastalığa şifa bulursun. Sana ömür boyu şükran duyarlar değil miydi?

  •  “Devletin milleti mi, milletin devleti mi” sorusu?

Devletin devleti ta başından beri. Siyasetçiler akıl karıştırıyor. Burada durmamız lazım. Niye siyaset konuşuyorsun? Çünkü oradan para kazanıyor, itibar kazanıyor.

  •  Peki, hukuku olmayan devletin siyaseti olur mu?

Hukuku savunmadan neyin siyasetini yapıyorsun sen? Anayasayı uygulamıyorlar. Peki sen ne yapıyorsun? Yemin ediyorsun, paranı almaktan vazgeçmiyorsun. 68 yılında “parlamento dışı muhalefet yap, bu parlamento işe yaramıyor biz demokratik hakkımızı buradan çekilerek ve bunun işe yaramadığını topluma anlatarak sağlayalım,” diye bir akım vardı. Bugün kimse çürümeyi ortadan kaldırmayı temel hedef olarak almıyor.

  •  Çürümeden de mi rant sağlanıyor?

Herkes çürümeden pay almak için çürümenin parçası olmaya çalışıyor. Çürümenin parçası olan birisi çürümenin ortadan nasıl kalkacağını düşünmez ve kalkması için çaba sarf etmez. Bir de tabii uyuşturucunun korkunç hale geldiğini unutmamak lazım.

  •  Gençler uyuşturucunun pençesinde.  Çetelerle, mafyayla birlikte uyuşturucu da Türkiye’de hiç olmadığı kadar tehlikeli hale geldi. Yaş ortalaması da düşmüş durumda. Bu başlı başına gündem yapılacak konuların başında gelmiyor mu?

Nasıl kimse hukuk konuşmuyorsa bunu da kimse gündem yapmıyor. Bir yıl içinde uyuşturucu müptelaları 12 milyondan 15’e çıktı dendi. Tavana baktılar. Bu siyasetin büyük bir maliyeti var. İstemediği şeyi konuşmuyor. İstediği şeyi tartışıyor, onlar da Türkiye’nin ihtiyacı olan konular değil.

  •  Biz bunu geçmiş zamanlarda görmedik mi? Özellikle uyuşturucu güzergahında yer alan Mersin limanına kadar? Kimlerin eli var açık açık ifade edilip adres gösterilmedi mi?

O iradeye kim izin verdi.

  •  Kim verdi?

Etkin ve yetkin birileri olmadan mümkün mü? Anında yakalarlar. Bir ara AKP’nin iktidara geldiğinde ne bu kadar mafya ne de uyuşturucu vardı. Devlet bunların hepsinin ağlarını bilir. Devlet içinde odaklar, izin vermediği vakit bunlar olmaz. Sedat Peker’in söylediği İzmir’e giden 9 ton kokaini Kolombiya Savunma Bakanı açıkladı. Sonra konşimento var, adresi var. Türkiye’de duyduk mu? Kim engelliyor? Demek hepimizden güçlü bir irade var.

  •  Bu hepimizden güçlü irade, bu süreçte de kendini ortaya mı koyuyor? Nasıl görmek lazım?

Yüzeysel geçilmemesi gereken kavramlar var. Bir ülke demokrasi endeksinde 102, hukukun üstünlüğü endeksinde 118, yolsuzluk algısı endeksinde 124. sırada ise rantı toplayan yolsuzluk algısı endeksinin ardındakilerdir demektir.

  • Bu konuda bir kanıksamayla mı karşı karşıyayız? Yoksulluk had safhada ama bütün bunların içerisinde akıp giden, hala desteklenen bir sistem varmış algısı da mı var?

İşte bütün mesele o. Sanki işler yürüyormuş gibi…

  •  Neden?

Bunu her akşam siyaset belirliyor. Her akşam televizyonlardaki konuşmalara bakarsan, burası sanki İsviçre, her şey çok iyi yönetiliyor. Muhteşem ve günlük konularımız var. Çürümüş bir toplum, ama çürümüş bir toplumun çürümesini saklama söz konusu. Bu rejimi değiştirmeden bir şey olmaz.

  •  Medyada eskiden göreceli de olsa siyasetin etik değerleri yok muydu?

Medyada parayı kim verirse oranın egemeni o olur.

  •  O zaman da egemen olan medya üzerinden kendi propagandasını yaparak algıyla toplumu şekillendirmeye çalışmaz mı?

İzlediğimiz de bu değil midir zaten!

  •  Bu aynı zamanda çok tehlikeli değil mi?

Çöküyor… Bunu yaparsın, yaparsın, yaparsın, sonra çöker. Bunu biz 1912 ve 1920’de Balkan savaşlarında yaşadık ve imparatorluk battı. Ama o sırada bundan para kazananın umuru mu? O hayatına bakıyor, dışarı para kaçırıyor ve toplumun çıkarı bu bir avuç haramzadenin egemenliğinden daha güçlü hale gelemiyor.

  •  Peki ne olacak? Nasıl yol alınacak?

İlk olarak doğruyu söyleyeceğiz. Kamu parasını yemeyi hedefleyen siyasetin Türkiye’nin sorunlarını çözecek bir siyasetmiş gibi sunulmasının önüne geçeceğiz. Bunun sahiden demokratikleşmesine bakacağız. Bu siyaset zenginleşiyor ve ben sabit gelirli bir vatandaş olarak sürekli fakirleşiyorum. Özgürlüklerim de gidiyor, bunu anlatacağız.

  •  Bu sistemi ve siyaseti zorlayan ve muhalefet olan toplumun ta kendisi değil mi? Eskiden çok daha güçlü ve sokakta sesini yükselten bir kesim söz konusuydu. Peki, bugünkü eksiklik?

Korku… Hukuku ve anayasası olmayan bir devlette egemen korku. İkincisi, bu devletle birey arasında illegal bir anlaşma var. Birisi yargısız infaz yapıyor, gidiyor halk onu alkışlıyor. Diğeri kaçak kat çıkıyor, devlet onu görmezden geliyor. 21. yüzyılın dinamikleri, Türkiye’yi değişime zorlayan dinamiklerin en büyüğü muhalefettir. Türkiye sorun çözemez, sorunlar Türkiye’yi çözer. Dilerim bir sağduyulu akıl ortaya çıkar ve bunun daha da büyük faturalar ödemeden hallolmasını sağlar.

Demokrasi suç oldu

  •  Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeler içerisinde kamuoyuna yansıyan başlıklar var: Demokratik entegrasyon, demokratik toplum ve özgürlükçü bütüncül hukuk yasaları. Tümüne baktığımızda özgür yurttaşlık ve halkların bir arada yaşayacağı bir sistemi ifade ediyor. Siz demokratik entegrasyonu nasıl görüyorsunuz ya da oradan çıkan mesajları nasıl okuyorsunuz?

Ben “İkinci Cumhuriyet”i 1991 yılında söylemiştim. Bunun en büyük yardımcısı Avrupa Birliği’nin teknik reçeteleridir. Kamu İhale Yasası’nı AB standardında yapınca ev depremde yıkılmaz. Ama müteahhit, bürokrat ve siyasetçi de buradan para götüremez. Siyasetin üçkağıtçı finansmanı biter. Bunun somut örneğini vereceğim. Adıyaman’da Komagene Kültür Merkezi yıkılmadı. Bir depremde hangi şiddette olursa olsun 53 bin kişi ölür mü? Bu düpedüz bir sistemsel sorundur ve sistematik hırsızlık var demektir. Peki Komagene Kültür Merkezi neden yıkılmadı? Çünkü Avrupa Birliği’nin standartlarına göre inşa edildi ve Avrupa Birliği denetledi.

  •  1991 yılında “İkinci Cumhuriyet” tezini ortaya koydunuz. Neden tepkilerle karşılaştınız? Türkiye’nin demokratikleşmesinde sizin demokratik cumhuriyet tahayyülünüz nedir?

Kemalistler düşman haline getirdiler. Demokrasiyi istemenin hedef haline getirildiği bir yer burası. Demek ki demokrasi istemeyen çok güçlü bir irade var. Ama AB standartlarında bir demokrasiye ihtiyacımız var. Cumhuriyet o zaman güçlenir. En basit anlatımıyla İkinci Cumhuriyet’in özü budur. Türkiye’nin kurtuluşu İkinci Cumhuriyet’tedir. Kim ne yaparsa yapsın zaman kaybettirir. Acılar büyür, fatura büyür. Sonunda oraya gelinecek. Gelinmezse de çürüme devam edecek.

Umut da korku da bulaşıcı

  • Şimdi, Baba Türk, Anne Kürt… Ahmet Altan’ın yazdığı Atakürt yazsısı bugün halen hafızalarda. Altan Kardeşlerin kökleri nereye dayanıyor?

Benim köküm Süleymaniye’ye dayanıyor. Annem Kerime Altan, Fuad Masum’un akrabası. Anneannem ve annem Irak’tan Türkiye’ye göç etmişler. Anneannem koleraya yakalanarak o dönemlerde yaşamını yitirmiş.

  • Nerede mezarı?

Süleymaniye’de… hiç görmedim ve bilmiyorum gitmedim ama artık gitmek istiyorum.

  • Kökleriniz sizi mi çağırıyor?

Evet. Çünkü gitme isteğim hem köklerim, kültürüm ve görmediğim coğrafyadaki bağımla birlikte annemin geçmişi ve kültürünü daha içselleştirmemi sağlayacak. Şimdiye kadar öyle bir imkân olmadı ben hem Süleymaniye hem Erbil o coğrafyada köklerimi bulmak için yola çıkmak istiyorum.

  • O vakit bugün konuşulması gereken bence Kerime Altan’ın yaşamı?

Annemin yaşamı belgesel yapılacak değerde. Tanıklıklar bilgiler temaslar kurularak belki bizimde bilmediğimiz birçok ayrıntı çıkacak. Annemin geçmişiyle yeniden bağ kurmamızı sağlayacak…

  • Gelelim “Yüksek Güvenlikli Notlar” kitabınıza yeni çıktı. İsminde de güçlü bir ironi var. O not neyi anlatıyor?

Bu biraz hapishanede hücresindeki bir insanın kendi kendine yaşam kıvancı yaratma metotları, rolleri, yolları arama çabasının nispi ve eğlenceli anlatımı.

  •  Umut vurgunuz çok güçlü?

Umut olmazsa kendi fiziksel enerjini ve sağlığını da bozarsın. “Umut en son ölür.” Bu Meksika atasözü, süper bir sözdür.

  •  Umut ve cesaret bulaşıcıdır da diyebilir miyiz?

Yüzde yüz, umut da cesaret de bulaşıcıdır. Maalesef korkaklık da.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Şiddet üreten bir düzende çocuk ve genç olmak

Sonraki Haber

Coğrafyamızın hüzünlü öyküleri

Sonraki Haber

Coğrafyamızın hüzünlü öyküleri

SON HABERLER

Coğrafyamızın hüzünlü öyküleri

Yazar: Yeni Yaşam
12 Nisan 2026

Mehmet Altan: Türkiye’nin kurtuluşu Demokratik Cumhuriyet’te

Yazar: Yeni Yaşam
12 Nisan 2026

Şiddet üreten bir düzende çocuk ve genç olmak

Yazar: Yeni Yaşam
12 Nisan 2026

Savaşta mola ne anlama geliyor?

Yazar: Yeni Yaşam
12 Nisan 2026

Amed’de ‘Valahî’ filminin galası yoğun ilgi gördü

Yazar: Yeni Yaşam
12 Nisan 2026

Macaristan’da 16 yıllık Orban iktidarı sona erdi

Yazar: Yeni Yaşam
12 Nisan 2026

Özgür Özel tüm il başkanlarını Ankara’ya çağırdı

Yazar: Yeni Yaşam
12 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır