BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, geçtiğimiz yıl 17 Şubat’ta Antep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi (OSB)’de işçilere dayatılan düşük ücret ve kötü çalışma koşullarına karşı çıktığı için tutuklanmış ve 36 gün tutuklu kalmıştı. Türkmen’in tutuklanma gerekçesi mahkeme tutanaklarına “Çalışma hhürriyetini engelleme” ve “Suç işlemeye tahrik” olarak geçmişti.
Türkmen, bu yıl da 15 Mart’ta evi basılarak gözaltına alındı ve yeniden tutuklandı. Bu kez tutuklanma gerekçesi, Antep’te bulunan Sırma Halı işçilerinin düzenli ödenmeyen ücretleri için yaptığı eylemdeki konuşmasıydı. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ettiği iddia edilerek tutuklanmasına neden olan konuşmasında şunları söylemişti Mehmet Türkmen: “Barikatları işçilere değil, patronlara kurun. Bu öfke birikiyor. Bu adaletsizliğe her gün yenilerini ekleyerek, işçilerin yüreğinde öfke ve isyan biriktiriyorsunuz. Yapmayın, altında kalırsınız. İşçinin mesai ve zam farklarını bir an önce ödeyin. İşçileri tehdit etmekten vazgeçin. İşçileri insan yerine koymayı öğrenin.”
Türkmen’in bir yıl arayla gerçekleşen her iki tutuklanmasında da mahkeme tutanaklarındaki gerekçe “işçileri galeyana getirmek” olarak özetlenebilir. Bu gerekçenin dayandığı konuşmalara bakıldığında ise görülen, patronların işçilerin haklarını gasp etmesine karşı çıkan ve işçileri örgütlü mücadeleye çağıran sözleridir.
Tarihsel olarak sendikalar, işçi sınıfının mücadele örgütleridir ve işçilerin hakkını korumak, onların mücadelesini örgütlemek vazgeçilmez görevleridir. Bu görevi yerine getirmeyen yapıların gerçek anlamıyla “sendika” olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bunların “sendika” kavramı ile ilişkisi olsa olsa “sarı sendika”, “yandaş sendika” ya da “kontra sendika” biçiminde anılmaları olabilir!
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC)’un Küresel Hak İhlalleri Endeksi’nde yıllardır dünyada sendikal hak ve özgürlüklerin en kötü olduğu 10 ülke içinde yer almasına rağmen Türkiye’de sendikalar, Anayasa ve yasalarla düzenlenmiş kurumlardır. Dolayısıyla Türkmen’in tutuklanmasına gerekçe yapılan faaliyetleri ve sözleri sınıf mücadelesi için son derece gerekli ve meşru olmanın yanı sıra Türkiye’de halen yürürlükte bulunan yasalara göre de meşrudur.
O halde Mehmet Türkmen’in neden tutuklu olduğu sorusunun yanıtı, mahkeme tutanaklarında iddia edildiği gibi “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” etmek değil, bir sendikacı olarak “işçilerin haklarını savunması; bunu engelleyen kolluk güçlerini ve patronları yasalara uymaları konusunda uyarmış olmasıdır!” Daha açık bir ifadeyle Mehmet Türkmen, tıpkı Selahattin Demirtaş ve Ekrem İmamoğlu’nun siyasetçi, Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay’ın avukat, İsmail Arı ve Alican Uludağ’ın gazeteci olarak yaptıkları gibi işinin yani sendikacılığın gereğini yerine getirdiği için tutuklanmıştır!
Otoriter rejimlerin varlığını sürdürebilmek için kendisine tehdit olarak gördüğü herkesi saf dışı bırakmak için onları “suçlu” gösterip cezalandırmak istemesi beklenmedik bir durum değildir. Dolayısıyla sermayenin desteğiyle ayakta duran her otoriter rejim gibi AKP/saray rejiminin de patronlara karşı işçilerin haklarını savunan, onları mücadeleye teşvik eden bir sendikacıyı “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” gibi bir suçlamayla cezalandırmasının şaşılacak bir yanı yoktur.
Beklenmedik olan, yaptığı işin, bulunduğu konumun sorumluluklarını yerine getirenler tutuklanma, ihraç edilme vb. yollarla saf dışı bırakılırken, aynı işlerle iştigal edenlerin buna karşı güçlü bir ses çıkarmamasıdır. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” düşüncesiyle bu duruma sessiz kalanları ahlaki olarak değerlendirmenin yanı sıra yaptıkları işi layıkıyla yerine getirip getirmediklerini de sorgulamak gerekir.
Nasıl ki topluma alternatif çıkış yolları sunan muhalif bir siyasetçi, adaleti savunan bir hukukçu ya da halkın haber alma hakkının gereğini yapan bir gazeteci olabilmenin sınırı, bunların suç sayılarak cezalandırılmasına karşı çıkmaktan başlıyorsa; işçinin hakları için mücadele eden sendikacılığın sınırı da sendikal faaliyetlerinden ötürü tutuklanan sendikacılar için ses çıkarmaktan başlar. Bu bakımdan Türkmen’in tutuklanması “sendikacı” sıfatı taşıyanlar için turnusol işlevi görmüştür.
Türkmen’in tutuklanmasının ardından farklı iş kollarından, kendi alanlarında mücadeleci olmalarıyla bilinen 16 sendika bu tutuklama sonrasında ortak bir bildiri yayınlamıştır. DİSK ve KESK de yaptıkları açıklamalarla Türkmen’in tutuklanmasını eleştirmiştir. Buna karşılık sendikaların büyük çoğunluğu sendikal faaliyetlerin cezalandırılmasına tepkisiz kalmıştır. Tahmin edilebileceği gibi bunlar, rejimle aralarından su sızmayan, yöneticileri işçilerin aidatlarıyla alınan lüks otomobillerle dolaşıp, gökdelenlere ve plazalara yerleşmiş sendikalardır.
Türkmen’in tutuklanması ve sendikaların buna karşı takındıkları tutum, her geçen gün yoksullaşan, varlıkları hiçe sayılan emekçilere yeniden özne olabilmek için kimlerle ve nasıl bir mücadele yürütmeleri gerektiği konusunda yol gösterici olmaktadır.









