Münih Güvenlik Konferansı (MSC), her yıl şubat ayında dünyanın en etkili güvenlik platformlarından biri olarak emperyalist güçlerin ajandasını belirler. Bu yıl 13-15 Şubat 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen 62’nci MSC, bu geleneğini sürdürdü.
ABD, AB, Rusya ve Çin gibi süper güçlerin ve kapitalist dünyanın liderleri, dışişleri bakanları, istihbarat şefleri ve tabii ki silah endüstrisinin devleri bir araya geldi.
Konferansın ana teması her yıl değişse de gerçekte kapitalist dünyanın egemenliğini pekiştirmek ve silah ticaretini canlandırmak üzerine kurulu. Silah fuarlarından farksız. Silah şirketleri temsilcileri, devlet adamlarıyla lobi yapıyor, milyarlarca dolarlık anlaşmalar imzalanıyor.
Barış, eşitlik veya kardeşlik burada bir metafor bile değil; aksine, çatışmaların “güvenlik fırsatları” olarak pazarlandığı bir arena söz konusu.
Bu bağlamda, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Eş Başkanı İlham Ahmed’in konferansa davet edilmesi, ironik bir kırılma noktası oldu. Zira MSC, yıllardır Kürtleri “terör” etiketiyle dışlayan bir platformdu. Almanya’nın PKK’yi terör listesinde tutması, Türkiye’nin baskıları altında Kürt temsilcileri yok sayan bir tutum sergilemesi malum.
Ancak 2026 zirvesi, Suriye’nin karmaşık mozaiğinde Kürtleri masaya oturtarak, Şam- Ankara-Paris üçgeninde kurulmuş statükoyu sarstı. Bu davet, sadece diplomatik bir jest değil; Suriye’nin geleceğinde Kürt özerkliğinin vazgeçilmez bir aktör olduğunun göstergesi.
Son bir ayın kanlı tablosu ve davetin anlamı
Zira Ocak 2026 başı, Suriye Kürtleri için bir cehennemdi. Paris’teki “Suriye Geleceği Zirvesi”nde, ABD, Fransa, Şam ve malum güçler öncülüğünde Kürtler tamamen dışlanmıştı. Bu zirve, Kürt bölgelerinde yeni bir saldırı dalgasını tetikledi: Binlerce sivil hedef alındı. 500’den fazla sivil öldü, 200 bin kişi yerinden edildi. Ancak Kürtler, “yok sayılma” politikasına karşı Rojava’da direnişe geçti, uluslararası çağrılar yapıldı. Dört parçada, Avrupa’dan ABD’ye dünya ayağa kalktı. Arkasından 29 Ocak Anlaşması imzalandı.
İşte bu kaosun ortasında SDG’ye Münih Zirvesi davetiyle başka bir tablo oluştu. Abdi ve Ahmed, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile aynı heyetin parçası olarak farklı uçaklarla Münih’e uçtu. Bu, tesadüf değil; Kürtlerin haklı direnişinin ve tepkinin bir sonucu olarak masaya dahil edilmeleriydi. Böylece Paris Zirvesi berhava oldu; Şam’ın “Kürtleri eritme” hayali, Münih’te çöktü. Abdi’nin “Suriye federal bir yapıya evrilmeli” çıkışı ise, konferansın en yankı uyandıran sözlerinden biri oldu.
Rubio-Şeybani-Abdi aynı masada
Konferansın en çarpıcı görüntüsü, Rubio, Şeybani, Abdi ve Ahmed’in aynı masada oturduğu o fotoğraf oldu. Rubio, “Suriye’nin bütünlüğü Kürtlerle mümkün” diyerek Şam’da Kürtlerin yok sayılamayacağını söyleme durumunda kaldı. Şeybani ise yüzündeki tedirginliği gizleyemese de “diyalog”dan bahsederek, Suriye’nin Kürtsüz olamayacağını kabul etti.
Bu buluşma, sadece ikili değil; ABD-AB-Şam-SDG dörtlüsünün test edildiği bir laboratuvar oldu. Rubio’nun “SDF, IŞİD’e karşı en güvenilir müttefik” vurgusu,
Türkiye’nin itirazlarını da boşa çıkarmış oldu. Ankara’dan gelen “terörizm” yaftaları da bu fotoğrafla anlamsızlaştı.
İroniye gelince; bu tarihi fotoğraf karesini paylaşan, Trump’ın eski danışmanı şimdilerde Ortadoğu temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack! Ortadoğu’da “barış mimarı” rolünde olsa da ticareti bir kenara bırakmamakta ısrarlı olan Barrack, Fotoğrafı X’teki hesabından paylaşırken, “Suriye’nin yeni sayfası” diye not düştü. Fotoğrafın Barrack’ın eliyle yayılması, ABD’nin pragmatizmini gösteriyor: Ancak Kürtler, jeopolitik satrançta piyon olmayacaklarını gösterdi.
Abdi ve Ahmed, Rubio dışında Fransa Cumhurbaşkanı Macron’la da görüştü. Macron, Paris’teki hatasını telafi etmek istercesine “Kürt haklarını tanıyoruz” dedi, ama Abdi’nin “Fransa’nın çifte standartı sona ersin” yaklaşımı da duyuldu. Abdi ve Ahmed’in Alman Şansölye Olaf Scholz’un heyet başkanı ile sohbeti, İngiltere Dışişleri Bakanı’yla Suudi Arabistan ile stratejik diyalogu oldu. Bu gelişmeler dört parçanın Kürt diasporasının ve Kürt dostlarının zaferi olarak kayda geçti.
Almanya, Türkiye ve yeni dengeler
Münih Zirvesi ve gelişmeler Almanya için dönüm noktası. Zira Berlin, yıllardır Türkiye’yle “terörle mücadele” kisvesinde Kürtleri ezdi. PKK’nin 2025 kongresinde aldığı “fesih ve dönüşüm” kararına rağmen, Almanya’da yasal adımlar atılmadı. Ancak Münih Zirvesindeki ev sahipliği, Scholz’u zorladı. Ayrıca Yeşiller, Sol Parti ve demokratik kamuoyu “Kürtleri tanıyın” baskısı yaptı. ABD’de olduğu gibi AP’de de “Kürtleri Koruma Kanunları” gündemde.
Zirve Türkiye için de uyarı niteliği taşıyor. Ankara, Şam’la “güvenli bölge” anlaşmalarını Kürtleri dışlayarak genişletmiş olsa da Münih bu stratejiyi bozdu. Erdoğan’ın Zirve’deki Kürt temsiliyeti konusundaki sessizliği anlamlı.
Dolayısıyla bu gelişmeden sonuç çıkarılmalı. Uluslararası toplum, şimdi adım atmalı. Özerk yönetimi tanımalı. Suriye’nin mozaiği, ancak eşit parçaların demokratik birliğiyle tamamlanır.









