• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
26 Ocak 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Murat Karayılan: Rojava’nın cenazesi üzerinde Kürtler ile barış olamaz

26 Ocak 2026 Pazartesi - 19:18
Kategori: Güncel, Manşet, Ortadoğu
  • HPG Komutanı Murat Karayılan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın ortaklaştığı, ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçlerin de onayladığı plan gereği Kürtlere yeni dizaynda yer verilmek istenmediğini söyledi
  • Murat Karayılan, Türkiye’yi uyardı: ‘Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtler ile barış olamaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin ama Kürtler ile Türk devleti barış yapacak. Mümkün değildir. Bu siyaset terk edilmeli’
  • DSG’nin Tebqa, Reqa ve Dêrazor’da zaten çekilme kararının olduğunu ve çekilmesinin yanlış olmadığını, planlanan Kürt-Arap savaşını engellediğini belirten HPG Komutanı Murat Karayılan, ‘Şimdi DSG, Kürdistan sınırlarına çekildi ve orada mevzilendi. Henüz mağlubiyet veya kazanma yok. Direniş devam ediyor. Halkımız da bu direnişe güçlü bir biçimde destek olmalı’ dedi

Murat Karayılan, HTŞ-DAİŞ ve Türkiye destekli paramiliter grupların saldırılarına ilişkin Stêrk TV’nin sorularını yanıtladı:

  • Bilindiği üzere 6 Ocak’ta Halep’ten geniş çaplı bir saldırı başlatıldı. 18 Ocak tarihli açıklamanızda bunun bir komplo olduğunu belirtmiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Halep’ten başlayıp yayılan saldırı dalgası, sıradan değildir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra, Sykes-Picot Anlaşması’na dayanarak bölgeyi dizayn etmek istediler. O zaman bu dizayn Suriye’den başladı. Bu anlamda Suriye’nin bölgede bir önemi vardır. Şimdi de bölgenin yeniden dizaynına yine Suriye’den başladılar. Selefi bir kadro olan Colani’nin öncülüğünde bir Suriye ve ona bağlı olarak da bölgenin dizaynını tamamlamak istiyorlar.

DSG ve Şam hükümeti arasında 4 Ocak’taki görüşme, basına yansıdığı kadarıyla müdahale sonucu sabote ediliyor. Bir gün sonra (5 Ocak) Paris’te, ABD’nin öncülüğünde Suriye ve İsrail arasındaydı ama Türkiye de endirekt bir biçimde Suriye yoluyla toplantıya dahil oldu. Bu toplantının ardından, yani 6 Ocak’ta ise Halep’e saldırılar başladı. Sonrasında birçok kez savaşın durmasına dönük müdahaleler olmasına ve ateşkesler ilan edilmesine rağmen hiçbirine uymayıp devam ettiler.

Açık ki; bu bir komplo ve büyük bir plandır. Bu planı Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve hatta Ürdün gibi bölgesel devletler ile ABD, Britanya, Almanya ve Fransa gibi uluslararası güçler onaylamıştır. Zaten öncesinden bunlara hazırlanıldığı da açığa çıktı. O görüşmelerin hepsi, bunun üzerini örtmek için yapılıyor ama esasında ise yeni bir dizayn söz konusudur. Bu dizayn içerisinde Kürtlerin yerinin olmamasıdır. Bakın; Suriye’de HTŞ lideri Colani’yi Şam’a getirip etrafında yeni bir devlet kurmak istiyorlar ama Suriye’nin yüzde 30’undan fazlasını savaşarak DAİŞ’ten kurtaran Kürtler, Araplar, Asuri-Süryaniler ve diğer halklardan oluşan DSG’yi ise dışarıda bırakıyorlar. Normal şartlarda koalisyon olması; birlikte devleti kurmaları gerekirdi. Öyle yapmadılar; Rojava Kürtlerini dışarıda bıraktılar. Tıpkı I. Dünya Savaşı ardından olduğu gibi yeni dizaynda Kürtlere yer verilmedi. Yine II. Dünya Savaşı sonrası dizaynda Kürtlere yer verilmedi ve Mahabad yaşandı. İşte şimdi de Rojava’yı ikinci bir Mahabad yapmak, yani yeni dizaynda Kürtlere yer vermemek istiyorlar. Bu saldırı, tüm Kürtlere karşıdır. Kimse bu konuda yanılmamalıdır. Bugün YPG, YPJ ve DSG’li kahramanların yürüttüğü direniş ise tüm Kürtler içindir.

Bu komplo, aynı zamanda tıpkı 15 Şubat’taki gibidir. Nasıl ki 15 Şubat Komplosu, Önder Apo şahsında Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı yapıldıysa bugünkü de aynı biçimdedir. Önder Apo, 27 Şubat 2025’te yeni bir çağrı yaptı. Bu çağrının temelinde halklar arası barış ve kardeşlik var. Bu komplo ise halklar arasında düşmanlığı geliştiriyor. Önder Apo’nun geliştirdiği süreci de anlamsızlaştırmak ve boşa çıkarmak istiyorlar. Belki şu an konumuz bu değil ama şunu belirtebilirim: Türk devlet yetkilileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yine Devlet Bahçeli bilmeliler ki; Rojavayê Kurdistan’ın cenazesi üzerinde Kürtlerle barış olmaz. Rojava’da soykırım yürüteceksin, yok etmeyi esas alacaksın ama Kuzey’de veya genel olarak Kürtler, Türk devleti ile barış yapacak ve kardeşliği geliştirecek. Bu mümkün değildir. Gerçekten kardeşlik ve barış isteniliyorsa bu siyaset terk edilmeli ve kökten bir değişim yapılmalıdır.

Kısacası, uluslararası ve bölgesel yanları olan genel ve büyük saldırılar, Kürtlere karşı kapsamlı bir komplodur. Bu komployu en iyi hisseden halkımızdır.

  • Bazı çevreler DSG’nin Kürt-Arap-Asuri Süryan halkların kardeşliğine dayalı projesinin çöktüğünü, bunun yanlış olduğunu belirterek eleştiriyorlar. Arapların taraf değiştirdiğini belirtiyorlar. Bu konuda ne dersiniz?

Bu, milliyetçi ve dar bir yaklaşımdır. Halkların kardeşliği ve demokratik ulus çizgisi yanlış değildir. Bildiğimiz kadarıyla DSG de bu çizgi temelinde hareket etmeye çalışıyor. Kuzey-Doğu Suriye’de oluşan sistem, feodallere ve egemen kesime dayanarak değil, emekçi halklara, Arap-Kürt-Asuri-Süryanilerin emekçilerine dayanarak oluşturulmuş bir sistemdir. Yine DSG’ye sırt dönenler, egemen tabakadan aşiret şeyh ve reisleriydi; onların Arap halkının tümü olduğunu belirtemeyiz. Duyduğumuza göre halen de birçok Arap savaşçı, DSG’nin içerisinde yer alıp savaşıyor ve çok sayıda şehitleri vardır. Dolayısıyla karalanmasını doğru görmüyoruz.

Arap şeyhleri çoğunlukla dengelere bakıyor, kim güçlüyse onun tarafını tutuyor. Vakti zamanında BAAS rejimi güçlüydü, onun tarafındaydılar; sonra DAİŞ geldi, ona katıldılar; ardından DSG’nin güçlü olduğunu görünce, DSG’yi desteklediler. Bu sonda baktılar ki ABD ve Uluslararası Koalisyon DSG’yi desteklemiyor, onlar da tutumlarını değiştirdi. Bunda Suudi Arabistan’ın da rolü oldu.

Aşiret reisleri ve şeyhlerin hepsi kötü değildir. Mesela Şemer aşiretinin reisi Hemedî Deham vardı; değerli, demokrat bir insandı. Kendisi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Kısacası böylesi değerli ve iyi insanlar da vardır ve şimdi de ister Şemerî olsun, ister Tayî, Cîbûrî vd. yüzyıldır Kürtler ile birlikte yaşayan birçok aşiret vardır. Yani Kürt-Arap ortaklığı devam etmeli, halkların kardeşliğinde ısrar edilmeli. Bu konuda yanlış düşünenlere, Arap ve Kürt halklarının kardeşliğine karşı olanlara çağrıda bulunmak ve onları yanlış yoldan döndürmek gerekiyor. Bugün uluslararası bir plan var ve kimse bu plana alet olmamalı, halkların kanını dökmemeli, herkes halkların kardeşliğini esas almalı. Arap aşiretlerine ve herkese çağrımız budur.

  • Birçok çevre Koalisyon güçleri ve Amerika’nın DSG’yle işbirliği yaptığını, onu kullandığını ve sonra da sattığını öne sürüyor. Bu doğru mu?

Şayet DSG’yi satın almışlarsa sattıklarından söz edilebilir. Açık ki; DSG’yi satın alamadıkları için bir satma da söz konusu değildir. Bu çerçevedeki yorumlar doğru değildir. Orada ne alma ne de satma var. DAİŞ’e karşı bir savaş vardı ve bu savaş temelinde bir kesim Arap, Asuri-Süryani de DSG’ye katıldılar. Uluslararası Koalisyon da onlarla taktik bir ittifak oluşturdu. Zaten ABD’li yetkililer, onlarca kez bu ilişkinin taktik bir ilişki olduğunu söyledi. Taktiki ne demek? Yani günü gelince birbirinden kopmak demek. Bunun için aldı-sattı vb. denilemez ve öyle bir şey de yok.

Yalnız şunun altını çizmek gerekiyor: Ortada demokratik bir sistem vardı. Bu sistem, her türden gericiliğe karşı mücadele yürütüyordu. ABD’nin başını çektiği, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi devletlerin de önemli bir rol oynadığı Uluslararası Koalisyon ise sürekli bir biçimde demokrasi yanlısı olduklarını belirtiyordu. Suriye’de görüldü ki, El Kaide’den gelen, yapay bir Selefi örgütü esas aldılar ve demokratik bir yapı olan DSG’yi ise desteklemediler, yalnız bıraktılar. İkiyüzlülük, budur. Bu biçimde bölgede Selefi dalganın tekrardan güçlenmesine ve DAİŞ’in tekrardan dünyanın başına bela olmasına yol verdiler. Uluslararası Koalisyon’un bu siyaseti, radikal İslamcı, Selefi dalganın önünü açtı, onu iktidar haline getirerek güçlendirdi. Daha da güçlendirecektir. “Şiileri durduralım” adı altında bunu yaptılar ama bu doğru bir şey değil.

Diğer yandan DSG, DAİŞ’e karşı savaşta 13 binden fazla şehit verdi. Peki, DAİŞ’e karşı olan savaş anlamsızlaştı mı? Tabii ki hayır. Açık ki şimdiye kadar bu uluslararası güçler, DSG ile taktiki de olsa DAİŞ’e karşı bir ittifak ilişkisi geliştirdi ve şimdi de terk ett. Elbette bunun ihanet olduğu doğrudur fakat işte “stratejik bir ilişkiydi de bu hale mi geldi” denilirse, öyle olmadığı biliniyor. Evet, DSG’nin bu türden birçok güçle de ilişkide olduğu, ortak politikalar yürüttüğü biliniyor, doğru-yanlış bu onların politikasıdır.

Biz Hareket olarak hiçbir zaman böylesi ilişki ve devletlere güvenmedik. Ortadoğu’da sürekli bağımsız bir siyaseti yürüttük. Sürekli kendi öz gücümüze dayanıyor ve devletlerin değil, kamuoyunun desteği temelinde hareket ediyoruz. Kamuoyu bugün bir güçtür. Devletlere de söz geçirebilir.

Buradan bir şeyi daha belirtmek istiyorum: Apocu Hareket olarak şimdiye kadar Ortadoğu’da bağımsız bir çizgide yürümemize rağmen Türk yetkililerde ve Türk basınında hastalık haline gelmiş bir durum söz konusudur. Ne zaman Kürtlerin özgürlükçü bir çıkışı olmuşsa dış mihrakları işaret etmişlerdir. Bu biçimde algı yaratarak Hareketimizi sürekli dışarıyla bağlantılandırıyorlar. Kuşkusuz bunların hepsi yalandır. Bizler her daim kendi öz gücümüzle yürüdük. Bu şimdi de böyledir, geçmişte de böyleydi. Kimin bağımsız hareket ettiği, kimin dışarıya yaslanarak halkları ezmek istediği açıktır.

  • Bu savaşı pratikte bizzat yürütenler kimlerdir?

Bunu pratikte yürütenler HTŞ, Türk devleti ve DAİŞ’tir. En ön sırada ve her şeyiyle bu savaşa katılan güç, DAİŞ’tir. Türk devleti, zaman zaman ‘eğer Suriye hükümeti yardım isterse biz hazırız’ diyor ama gerçeklerin üzerini örtmek içindir. Türk devleti bu savaşın içindedir ve bu gizlenemez. Plan, Türk devletinindir. Perde arkasında yöneten Türk yetkililerdir. Türk devletinin örgütlemiş olduğu SMO çetelerinin tamamı ve Türk ordusunun özel kuvvetlerine bağlı uzman askerler, bu savaşın içerisindedir. Kullanılan silahlar, zırhlı araçlar, vb. teknik araçların bir kısmı Suudiler tarafından verilmiş olsa da önemli bir kısmı ise Türk devleti tarafından karşılanıyor. Türk devleti, İHA ve SİHA’larıyla sürekli gözcülük yapıyor ve HTŞ-DAİŞ ne zaman dara düşse imdadına yetişiyor. Özcesi, Türk devleti bu savaşla olan ilişkisini gizleyemez.

Şu açıktır; Türk devleti ile bazı Arap devletleri, Suriye’de Arap-Kürt-Asuri-Süryani halklarının kardeşliğine dayalı bir sistemin gelişmesini istemiyorlar ve bunun için ortaklaşarak bu sistemi ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.

  • DSG’yi yenilmiş gibi yansıtmaya çalışan çevreler de söz konusu. Böyle mi?

Bizim takip ettiğimiz kadarıyla bu tür iddia ve yorumlar doğru değil. DSG yenilmedi. DSG’ye dönük büyük bir saldırı var ve direniyor. Kuşkusuz eksiklikleri ve yanlışlıkları olabilir; şu an için biz bilemiyoruz. Bizim bildiğimiz; DSG ve Kuzey-Doğu Suriye’ye dönük büyük bir komplo vardır ve ABD öncülüğündeki Koalisyon DSG’yi yalnız bırakıp saldırının önünü açtı. Bu temelde kimi Arap aşiret reisleri ve çevreleri de taraf değiştirdi. Bu duruma karşı DSG Komutanlığının çeşitli Arap bölgelerinden geri çekilme kararı, doğruydu. Kalmakta ısrar etseydiler, şimdi durum daha farklı olabilirdi.

Belki ileride bilgiler yansıyınca daha geniş değerlendirmeler de yapılabilir ve eleştiri konuları açığa çıkabilir ama burada kısaca belirtmem gerekir: Özerk Yönetim ve DSG Komutanlığının bu büyük komployu ne zaman hissettiğini tam bilemiyoruz. Açık ki vaktinde hissedememişler. Buradan şu belirtilebilir; şayet derin bir öngörü olsaydı durum daha farklı ele alınabilirdi. Bu, belki bir eleştiri konusu olabilir. Yoksa geri çekilme yanlış değildi, çünkü 10 Mart Mutabakatı ile DSG zaten bu bölgelerden geri çekileceğini kabul etmişti. Bu konuda genel bir anlaşmanın ve imzaların atılmasını beklediğini belirtiyordu. ‘İmzaladıktan sonra çekilelim’ diyordu ama bir komplo olduğu için karşısındaki güçler imzayı filan beklemedi. Zaten devir imkanlarını da oluşturmadılar, sonra da üzerine geldiler. Yoksa DSG’nin o bölgeler için hiçbir zaman, “burası Kürdistan’dır, daima bizim olacaktır” gibi bir şey belirttiğini duymadık. Zaten 10 Mart’ta imzalanan mutabakatta bu vardır.

Üzerinde durulması gereken bir diğer nokta ise şudur; DSG’nin özellikle Tebq, Reqa ve Dêrazor’dan çekilmesi, komplo planını bazı boyutlarını boşa çıkardı. Komplonun planı, Kürt-Arap savaşına döndürmekti. Aldığımız bilgilere göre; DSG Reqa’dan çekildiği zaman HTŞ güçleri henüz girmemişti. Evet, belki önceden köprüyü yıkma, vb. şeylerle savunmasını alıp mevzilendikleri basına yansıdı ama sonrasında oranın halkıyla da karşı karşıya geleceğini, aşiretlerle savaşması halinde yüzlerce kişinin öleceğini, bunun stratejik olarak yanlış olacağını da görünce, henüz HTŞ çeteleri gelmeden DSG, Reqa şehrinden çekildi. Bu geri çekilme yanlış değildi.

DSG, bu şehirlerde savaş kararı vermemişti. Şimdi DSG, Kürdistan sınırlarına çekildi ve orada mevzilendi. Gördüğümüz kadarıyla bir haftaya yakındır, orada bu çetelerin saldırıları sonucu ilerlediği bir yer yok. Orada bir direniş var. Henüz mağlubiyet veya kazanma yok. Direniş devam ediyor. Halkımız da bu direnişe güçlü bir biçimde destek olmalı.

Ulusal ruh çok değerlidir

Daha önce de “bu saldırıya karşı Kürtler olarak birliğimizi ve bir ulus olduğumuzu göstermeliyiz” demişti. Halkımızın ayağa kalkışı kutlamaya layıktır; saygı ve hürmetle selamlıyorum. Gerçekten de başta Güney Kürdistan olmak üzere Kuzey Kürdistan’da, yine ülke dışındaki halkımızın göstermiş olduğu ulusal ruh, çok anlamlı ve değerlidir. Gerek Avrupa’da, gerekse de Kuzey Kürdistan ve Türkiye’deki gençlerimiz, provokasyonlara karşı duyarlı olmalıdır. Oyuna gelmemeliler. Hiç kimseye karşı zora dayalı yöntemlere başvurmamalılar. Halk olarak bizler haklıyız. Gösteri ve demokratik eylemlerle haklılığımızı herkese göstermeliyiz. Şiddet olmasına gerek yoktur. Bu hususta herkes sorumlu davranmalı.

Halkımız bu duruşu ve eylemleriyle, yine Rojava’ya ulaştırılmak üzere yardım toplama kampanyalarıyla hassasiyetini ortaya koyuyor. Hakeza bizzat Rojava halkımız da soğuğa, göçe, kuşatmaya karşı güçlerinin etrafında birleşti, birçoğu silah alıyor. Bunlar çok değerlidir ve ulusal hisleri artırıyor. Bu, kutsal bir duruştur. Bu duruşun içerisinde herkese; em dünyaya hem de bizim, yani özellikle de Kürt siyaseti için mesajlar barındırıyor. Halkımız, ‘Yek e, yek e, yek e, Kurdistan yek e’ sloganları atıyor. Ulusal birliğe dair verilen mesaj bizler için  talimattır. Kürdistan siyaseti olarak bu talimatı yerine getirmeliyiz. Hareketimiz adına bütün parti, kurum ve Kürdistani şahsiyetlere çağrı yapıyorum: Yeni bölgesel dizaynda bir kez daha Kürtlere yer vermek istemiyorlar. Eğer verseydiler, Rojava’ya da yer verirlerdi. Rojava’da Kürtler o kadar rol oynadılar ve öndeydiler. Kürtlerin yarattığı sistem HTŞ’nin sisteminden on kat daha güçlüydü. HTŞ, İdlib’de bir sistem kurmuştu, Kürtler dört vilayette demokratik bir sistem kurmuştu fakat bu göz ardı edildi. Bu, tüm Kürtlere karşı bir siyasettir. Bu nedenle Kürt siyaseti olarak iç sorunlarımız ne olursa olsun bir kenara bırakıp bu tarihi dönemde birlik olmalıyız. Halkımıza dönük bir yok etme planı var ve bu plana karşı bizler de birleşmeliyiz. Çağrımız budur. Ulusal duygularımızın yükseldiği bu dönemde, biz de Kürt siyaseti olarak bu süreci ulusal birlikle taçlandıralım.

Türk devlet dilini taklit

Şam, açıklamalarında Türk devletinin kullandığı dili kullanıyor. Türk devleti nereye saldırmak istiyorsa, “orada PKK var” diyor ve PKK’yi bahane ediyor. Bütün Kürt halkını da PKK’li olarak görüyor. Şimdi görülüyor ki; Şam’da kendine hükümeti temsil ediyorum diyen kişiler de aynı dili kullanıyor. Bu, onlar için iyi bir şey değil. Türk devleti, zaten Yeni Osmanlıcılık politikasıyla Suriye’yi kendi himayesine almak istiyor. Bunlar da kendilerini açıyor. Bu ne kadar onurlu bir duruştur, bunu artık onlar düşünsün.

Açıkça belirtiyorum: PKK’nin, Suriye ve Rojava’yla hiçbir alakası yok. Yok işte Kandil’den birileri müdahale etmek için oraya gitmiş de, bilmem ne olmuş da; bunların hepsi yalan. PKK şimdi yeni bir dönem içerisine girmiştir; kendini feshetmiş, bir dönüşüm aşamasındadır. Bunlar hala PKK’den bahsediyor. Bu, Türk devletinin dilidir; biliyoruz. Onlar için ayıptır. İnsan biraz ölçülü davranır.

Ateşkese fazla güvenmesinler

Şimdiye kadar hiçbir ateşkese bağlı kalmadılar. Halkımız ve  kamuoyu, 15 gün uzatılan ateşkese fazla güvenmesinler. Olursa tabii ki iyidir. Kürt siyaseti olarak bizler, Kürtlerin Suriye’de kimlikleriyle, dilleriyle, zenginlikleriyle yer almasını istiyoruz. Biz bunu destekliyor, barış olsun istiyoruz. Doğru; hiçbir örgütsel bağımız yoktur fakat Kürtler olarak sonuna kadar bunu destekliyoruz. Bugün bütün Kürtler bunu destekliyor. Kürt’süz bir Suriye olamaz. Şimdiye kadar psikolojik bir savaş gibi, sürekli bir biçimde ateşkes ilanlarını kullandılar. Bu yüzden de halkımız ve özellikle oradaki savunma güçleri, sırtlarını buna yaslamamalı.

Kobanê için ne yapılabilir?

Kobanê kuşatma altında. Kobanê’de darbe yiyen, kayıp veren o çeteler, fırsat bulup intikamlarını almak istiyor. Bunlara meydan verilirse katliam yapacaklar. Bu yüzden herkesin Kobanê halkına destek olması ve savaşçılarını yalnız bırakmaması gerekiyor.

Elbette kendi öz gücümüze inanmalıyız fakat kamuoyu desteği için de çalışılmalı. Kamuoyunun şunlar için çalışması gerekiyor:

  • Kobanê üzerindeki kuşatmanın kaldırılması,
  • Kobanê ve Cizîrê arasında daimi bir koridorun açılması,
  • Kobanê’nin korunması için uluslararası düzeyde havadan gözetleme olması.

Bunun için çaba sahibi olmalıyız. Aksi takdirde, her zaman Kobanê tehdit altında olacaktır. Bu yüzden demokrasi yanlısı, insan hakları taraftarı olan her kesime ulaşılmalı, insanlık vicdanı harekete geçirilmeli ve bu üç maddenin yerine getirilmesi için mücadele edilmeli. Dünyanın her bir köşesinde üzerimize düşen görevleri yerine getirebilmeliyiz ki, Kobanê’ye dönük böyle bir sistem oluşturulabilsin.

HABER MERKEZİ

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Baran Abdi’yi katleden Kanlıbıçak tutuklandı

Sonraki Haber

General Mazlum Ebdi, Bafil Talabani ile görüştü

Sonraki Haber

General Mazlum Ebdi, Bafil Talabani ile görüştü

SON HABERLER

Ateşkese rağmen çeteler Kobanê’ye saldırıyor: Dünya Rojava için ses yükseltiyor | Canlı Blog

Yazar: Heval Elçi
26 Ocak 2026

Binarê Qendîl’de Rojava yürüyüşü: ‘Örgülerin devrimi’ Rojava’nın kimliği haline geldi

Yazar: Bedri Adanır
26 Ocak 2026

Lozan’da İsviçre basınının saldırılara karşı sessizliği protesto edildi

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
26 Ocak 2026

Çeteler Süveyda’ya saldırdı, savunma güçleri karşılık verdi

Yazar: Bedri Adanır
26 Ocak 2026

YPG ve YPJ zırhlı aracı imha etti

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
26 Ocak 2026

CDK-S ve YJK-S: Eylemlerden vazgeçmeyeceğiz

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
26 Ocak 2026

Öğretmenlerden imza kampanyası: Kobanê için ses ver

Yazar: Nazlı Buket Yazıcı
26 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır