KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, PKK’nin kongresini yapması için saldırıların durdurulması ve Abdullah Öcalan’ın kongreyi yönlendirmesi gerektiğini vurguladı
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” gündemdeki yerini koruyor. PKK, yaptığı açıklamada Abdullah Öcalan’ın çağrısının gerekliliklerini yerine getireceğini açıkladı. Ancak çağrının yapıldığı günden bu yana askeri operasyonlar devam ediyor. Devlet ve iktidar, Abdullah Öcalan’ın “umut hakkı” ve Kürt sorununun çözümüne dair yapılan çağrıları ise karşılıksız bırakıyor.
10 günde adım atılacaktı
KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, Medya Haber TV’de yayınlanan özel programda sürece dair değerlendirmelerde bulundu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis’te “umut hakkı”na dair yaptığı açıklamaları hatırlatan Karasu, “Önder Apo çağrısını yaptı. Hem örgütün kendisini feshetmesi doğrultusunda hem de silahlı mücadelenin durdurulması noktasında çağrı yaptı. Ama bunun için kongrenin toplanması ve kendisinin de bu kongreyi yönlendirmesini istedi. Bu konular İmralı’da tartışılan konulardır. 1 hafta, 10 gün içinde Önder Apo’nun koşulları değişecekti. Ama hiçbir adım atılmadı. ‘Çağrı yapılsın, umut hakkı değerlendirilecek’ dedi. Yine çağrı (Öcalan’ın çağrısı) yapılır yapılmaz İmralı’daki koşullar değişecekti. Önder Apo özgür, serbest çalışır hale gelecekti. Ama bu konuda adımlar atılmadı” diye konuştu.
Süreç hızlanmalı
Adım atılmamasının kuşkuları arttırdığına dikkati çeken Mustafa Karasu, Kürt sorununun çözümüne basit ve sıradan yaklaşılmaması gerektiğini kaydetti. Mustafa Karasu, çağrı sonrası İmralı Heyeti’nin adaya gitmediğine işaret ederek, “Bu aslında zamana yaymadır. Zamana yayma, duruma göre de kendine göre tutumlar takınma… Aslında verilen sözler var. Hem Bahçeli’nin sözü hem İmralı’da verilen sözler var. Bunlar yerine getirilmiyor. Bu durum karşısında ne olacak? Biz yine de soğukkanlılıkla yaklaşıyoruz. Önderlik (Öcalan) soğukkanlı ve sabırlı yaklaşıyor. Ama bunun da bir sınırı var. Bir halkın partisine, önderine, örgütüne böyle yaklaşılmaz. Bu gayri ciddi bir yaklaşımdır. Hiçbir sözün değeri yoktur. Kendileri ‘Hızlansın, çabuk sonuç alalım’ diyordu. O zaman nerede? Başından beri Türk devletinin yaklaşımlarından dolayı kuşkularımız vardı ama bu adım atmama kuşkuları daha da arttırmıştır. Evet, bir süre daha belki beklenir, sürece bakılır. Ama eğer adım atılmazsa, verilen sözler yerine getirilmezse biz de böyle bekleyemeyiz. Hareketimiz de böyle bekleyemez. O zaman farklı değerlendiririz. Bu yaklaşımın ne anlama geldiğini daha açık ve net değerlendiririz” değerlendirmesinde bulundu.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un “Umut hakkı bizim mevzuatımızda, kanunlarımızda olan bir konu değil” açıklamasına tepki gösteren Mustafa Karasu, “Sen hangi mevzuata uyuyorsun? Her türlü mevzuat var. Kim ne derse yerine getirmiyor. AB söylüyor yerine getirmiyor, AYM belirtiyor yerine getirmiyor. Bu yönüyle dalga geçmektir. ‘Mevzuatımızda yok.’ Ne yokmuş? ‘Umut hakkı’ mı yok mevzuatta? Türkiye Avrupa Konseyi içindeki bir ülke. Onun ilkelerine bağlı. AB’nin yasalarının kendi yasalarının üstünde olduğunu kabul etmiş. Uluslararası yasaların üstünlüğünü kabul etmiş. AİHM zaten ‘umut hakkı’nın yerine getirilmesini istemiştir” diye kaydetti.
Meclis devreye girmeli
Yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini kaydeden Mustafa Karasu, “Bazı yasaların hemen çıkması lazımdı. Biz de söyledik, muhalefet de söyledi. Meclis her şeyin üstüdür. Her şeye Meclis karar verir. Yasaları Meclis çıkarıyor. Erdoğan’ın istediği yasalar çıkıyor, istemediği çıkmıyor. Bir nevi sarayın dediği yasalar çıkıyor, istemediği çıkmıyor. Muhalefetin tümü Meclis’e gelmesini kabul etti. 1-2 parti dışında. Çoğunluk kabul etti ama Meclis’e getirilmiyor. Zaten samimi olup olmadığının en önemli ölçütü bu işe Meclis’i katıp, katmamasıdır. Türkiye’nin en önemli sorunu buysa tabii ki Meclis’in devreye girmesi lazım. Ama bir adım yok. Bütün partiler ‘Meclis’te çözülsün’ diyor” diye konuştu.
Kongreyi yönlendirmeli
PKK’nin ateşkes kararına rağmen devam eden saldırıları da değerlendiren Mustafa Karasu, “Ateşkese karşı çıkanlar ‘Savaş sürsün’ diyenlerdir. Aslında Türkiye’de belli bir kesim savaşın sürmesini istiyor. Rantçılıktan yararlanıyor. ‘Terör karşıtlığı” diyor, ondan yararlanıyor. Önder Apo 1990’lı yıllarda “Apo ve PKK rantı’ diyordu. Sürdüğü sürece bazıları bu ranttan besleniyor. Hala da bunlar var. Yine savaşı bahane ederek, ona dayanarak muhalefeti bastırıyor. Muhalefeti savaşla, terörizmle ilişkilendiriyor. Buna dair bir politika yürütüyor. Bir de işin bu yönü var. Bu gerekçeleri kaybetmek istemeyenler de savaşın sürdürülmesini istiyor, ateşkese karşı çıkıyor. Şimdi Önderlik bir çağrı yaptı. PKK kongresini yapacak, orada fesih kararı alacak, silahlı mücadele durdurulacak. Nasıl olacak bu? 2 biçimde olacak. Bir kongre için güvenlik koşullarının ortaya çıkması lazım, saldırıların durması lazım. İkincisi ise Önder Apo’nun bir biçimde kongreye katılması, kongreyi yönlendirmesi gerekiyor. Hiçbir parti, kongresini yapmadan fes olmaz. Kongre yapması lazım. Kim kongreyi feshedebilir? Öyle bir partinin tüzüğünde ‘partiyi şu kişi fesheder, şunlar fesheder’ denilmiyor. O yetki kongreye aittir. Kongre bunu yapmazsa ben istediğim kadar feshedilmiştir diyeyim. PKK’nin delegeleri kimse partiyi sürdürürler yani. Çünkü kongre kararı yok. Onun için kongre yapılması şart. Güvenlik kongresi. Bu da ateşkes ortamında olur” ifadelerini kullandı.
‘Savaşın sürmesini isteyenler var’
Saldırılar sürdükçe kongrenin toplanamayacağını dile getiren Karasu, “Savaş ve saldırı olacak… Kongre nasıl olacak? Kongre falan olmaz. Öyle kongre yapılmaz, kongre yapılmayınca da fes olmaz. Demek ki PKK’nin feshedilmesini istemiyorlar. Önderliğin de bir biçimde katılması (kongreye) lazım. Parti demek ideoloji demektir. Onu şekillendiren Önderliktir. Böyle bir gerçekliği var. Bugün de Önder Apo’nun ideolojisi doğrultusunda mücadele veriyor PKK. Kendisini birçok açıdan değiştirdi. 90’lı yıllarda yeni paradigma değiştirdi. Şimdi yine değiştirecek. Nedir? Silahlı mücadele yerine başka mücadele yöntemleri devreye girecek. Zaten kendileri ‘Demokratik siyaset sırası’ demiyorlar mıydı? Bu yönüyle tabii ki bu çağrımız önemliydi. Biz sorumlu davrandık, çağrıyı hemen yaptık. Önderliğin çağrısını da kabul ettiğimizi belirttik. Gerekliliklerini yerine getireceğimizi söyledik. Biz daha ne yapacağız? Gerekliliklerini yerine getiriyoruz, onlar getirmiyor. Biz, ‘Yok PKK’yi feshetmeyiz, silahlı mücadeleyi durdurmayız’ dedik mi? Bunun olması için PKK’nin kongresini toplaması lazım, Önder Apo’nun katılması lazım. Şu andaki yaklaşım doğru değil. Devlet Bahçeli ‘Malazgirt’e gelsinler orada yapsınlar’ diyor. Yani şimdi bunun ciddiyeti var mıdır? Savaşı durdurmayacaksın, gördüğünü öldürmek isteyeceksin… Bu açıdan Devlet Bahçeli’nin yaklaşımı da ciddi değil. Zaten kendi çağrısına da uymadı. ‘Önderlik çağrı yapsın umut hakkı uygulanacak’ dedi. Ortada bir şey yok. Bu yönüyle gerçekten bir savaşın sürmesini isteyen bir çevre var” şeklinde konuştu.
‘Çağrı Newroz’da sahiplenildi’
Öcalan’ın çağrısının Newroz alanlarında sahiplenildiğini kaydeden Karasu, “Ama Türk devletinin hiçbir adım atmaması dostlarımızı ve halkımızı kuşkulandırıyor. Türk devleti söz konusu olduğunda biz de temkinliyiz. Her zaman temkinliyiz. Süreci yöneteceğiz ama temkinliyiz. Bu konuda hiçbir zaman temkini elden bırakmayız. Ama temkinli mücadele yürütmemek, iş yapmamak, bu süreci ilerletmemek, başarıya götürmemek biçiminde anlaşılmamalı” diye kaydetti.
“Paradigmamızda, programımızda herhangi bir değişiklik yok. Zaten biz yeni paradigmayla o devletçi zihniyeti bıraktık. Eski devletçi ve iktidarcı zihniyeti bıraktık” diyen Mustafa Karasu, “Devlet ve iktidardan uzak bir özgürlük ve mücadele anlayışına ulaştık. Kürt halkının en temel haklarının en iyi biçimde devletçi zihniyetle değil de devlet dışı zihniyetle, demokratik mücadeleyle ulaşacağımıza inandık. Devlet yerine demokratik konfederalizm dedik. Radikal demokrasi dedik, demokratik özerklik dedik. Bunların hepsi hemen hemen aynı kavramlardır” dedi.
Anadilde eğitim
Demokratik bir toplumu savunduklarının altını çizen Mustafa Karasu, “Demokratik toplum demek aynı zamanda o toplumdaki farklı kesimlerin birbirine demokratik temelde yaklaşması demektir. Radikal demokrasi de örgütlü topluma dayalı bir demokratik örgütlenmedir, sistemdir. Demokratik konfederalizmdir. Demokratik konfederalizm bir devlet biçimi değildir, toplumun kendi örgütlenmesine dayalı bir toplumsal sistem, siyasi sistem kurmasıdır. Toplumun devletten beklemeden kendi sistemini kurmasıdır. Tabii devletin de belli düzeyde duyarlı olması lazım. Demokrasi karşıtı olmadan, demokratik ölçülere karşı olmadan duyarlı olmasıdır. Kürt sorunun çözümü noktasında ne istediğimiz bellidir. Kürt halkının temel demokratik talepleri var. Tartışılmayacak talepleri vardır. Anadilde eğitim tartışılmayacak talebidir. Kendi öz yönetimi tartışılmayacak talebidir. Kendi kimliği, varlığı… Bunlar hangi yol ve yöntemlerle sağlanacak? Bunlar tabii ki önemli. Bunların sağlanmasında yol ve yöntemlerde değişiklikler gündeme gelecek tabii ki yeni mücadele süreciyle birlikte” diye konuştu.
‘Yargı sopa gibi kullanılıyor’
CHP’li belediyelere dönük baskı ve kayyım uygulamalarını da değerlendiren Mustafa Karasu, “Muhalefete yönelik bu uygulama, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’na dönük uygulama tamamen demokrasi karşıtı, haksız bir saldırıdır. Demokrasi bir yönüyle de muhalefete, farklı görüşlere tahammül etmedir. Demokratik mücadele içinde olmak demektir. Şimdi yargıyı sopa olarak kullanıyor, bunu en iyi Kürtler biliyor. Bu bakımdan Kürtlerin bu İstanbul’daki olaylar karşısındaki tutumu nedir, ne olur? Bu soruyu sormaya bile gerek yok. Bütün Kürtler de biliyor ki o uygulama haksızdır, anti-demokratiktir, yargı sopası kullanılıyor, haksız olarak o belediye başkanları içeriye atılıyor” ifadelerini kullandı.
Sabotajdır
Mustafa Karasu, şunları söyledi: “Böyle yaklaşan, demokrasiyi daraltan, yargıyı sopa olarak kullanan, muhalefeti bastıran bir kesim nasıl Türkiye’deki sorunların çözülmesi için demokratik adımlar atacak? Mümkün mü yani? Hele hele demokratikleşme dışında çözülmeyecek Kürt sorununda hiç adım atılmaz. Kürt sorununda adım atmak ancak gerçek bir demokrat olmakla mümkündür. Şimdi bunun bu uygulamalarla ne alakası var? Bu uygulamaları yapanlar hangi süreci götürecek, hangi sorunu çözecekler? Bu bakımdan haksızdır, anti-demokratiktir, yargıyı sopa olarak kullanıyor. Hiçbir gerekçe yoktur, uydurmadır hepsi. Bu yönüyle halkın mücadelesiyle, gençlerin mücadelesiyle buna karşı tutum da tamamen haklıdır. Haklı, demokratik bir mücadeledir. Bu açık yani. Bu konuda hiç Kürtlere bir şey demeye gerek yok. İstanbul’daki bu uygulama şu anda bizim geliştirmek istediğimiz, Önderliğin gerçekleştirmek istediği sürece de sabotajdır. Kuşkuları daha da arttırmaktır. Zaten haklı olarak muhalif kesimler ‘Bunlar nasıl Kürt sorununu çözecek?’ diyorlar. Bu soruyu soranlara kim haksız diyebilir? Bu yönüyle bu olay demokrasiye karşı bir müdahaledir. Demokrasi dışı, karşıtı bir durumdur. Buna da bütün demokratların tutum alması gerekiyor.”
HABER MERKEZİ