Halk 27 Şubat İmralı açıklamasından sonra gelişmeler beklerken, bir türlü önemli adımlar atılmadı. Öcalan’ın sunduğu öneri doğrultusunda hayata geçirilmesi gereken konular daha netleşmedi ve tedirginlik maalesef devam ediyor. Meclis bu konuda bütün partilerin de içinde olduğu bir komisyon oluşturamadı. Söz konusu şeffaflık askıya alınmış gözüküyor. Kongre yapılması isteniyor ama bunun için ortam olgunlaşmadı. Güney Kürdistan’da bulunan partilerin yöneticileri de bu durumdan rahatsız. Bafel Talabani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin havadan ve karadan yaptığı saldırıların barışa bir katkı sunmayacağını belirtti. ABD’nin de bu durumdan rahatsız olduğu ve çözüm sürecinin tıkanabileceği belirtiliyor. MHP’nin başlattığı öneri kapsamında iktidar içinde bir anlaşmazlık da kendini gösteriyor. Hakan Fidan ve Yaşar Güler savaş yanlısı açıklamalarıyla MHP’ye ters düşüyor. Cumhur İttifakı Meclis’teki çoğunluğuyla bir karar alabilir ve müzakereleri başlatabilir.
PKK’yi savunma durumundan çıkartarak yoğun bir savaşa doğru iterek Rojava’daki Kürt kazanımlarına darbe vurmak mı istenmektedir? Barışın gelmesini istemiyorlar çünkü barış ile beraber demokrasi ve adalet savaşın yerini alacaktır. Bu da iktidarın yargılanmasına yol açacaktır. En büyük korku da bundan kaynaklanıyor.
Ülke içinde huzursuzluk gün geçtikçe artıyor. Liseli gençler gelecekleri için eylemlere başladılar. Saraçhane’deki eylemlerden sonra liseli gençler de gelecekleri ile ilgili kaygılarını dile getirerek seslerini yükselttiler. Yapacakları yeni atamalarla kendi öğretmen kadrolarını yerleştirmek istiyorlar. Görev yerleri değişecek öğretmenlerin aile durumlarını hiç düşünmüyorlar. Eğitim sistemindeki değişiklikler çağdaş eğitim sisteminden çok uzaklaştı ve her geçen gün daha da uzaklaşıyor. Merak edilen esas nokta iktidardaki yetkililerin çocukları hangi okullarda okuyor, onu da araştırmak gerekir bu durumda. Nasıl ki mal beyanı yapılıyorsa iktidar yetkililerinin bu konuda da beyan yapmaları zorunlu olmalıdır. Ekonominin iyi olmadığı bir ülkede sosyal alanların tümü darbe almaya mahkûmdur. Sağlıkta da durum aynı, her geçen gün üzüntülü haberler almaya devam ediyoruz. Hastaneye kontrol yapılması için giden genç bir emekçi tahlil parası yüzünden hayatını kaybetti. Hak, hukuk ve adalet zaten ayaklar altında. KHK ile işinden olanların sekiz senedir davaları sonuçlanmadı. Hak, hukuk ve adalete ne kadar ihtiyacımız olduğunu eylemlerde atılan sloganlardan da duyuyoruz.
Şimdi gelelim yolsuzluklara ve mafya ilişkilerine. Hepsini detaylı olarak yazmaya kalksak kitap yazmak gerekecek. Halil Falyalı’dan başlayalım. Kendisi bir cinayete kurban gitti. Arkasından birçok soru işareti de bıraktı. Kıbrıs, Türkiye’nin senelerdir arka bahçesi olarak bilinir. Kumarhaneler, uyuşturucu kaçakçılığı, fuhuş ve mafya iç içedirler. Falyalı’nın sağ kolu olarak bilinen Cemil Önal’ın ifşaları doğrultusunda birçok kişinin bu iddialar için ifade vermeleri gerekirken kimse sorgulanmıyor veya sorgulanamıyor. C. Önal, Süleyman Soylu’ya 20 milyon verildiğini söylüyor ama hukuk uykuda. Süleyman Soylu’nun fotoğraflarından her şey belli değil mi? Şırnak belediyesinin saadet zinciri de adalet saraylarına uğramıyor. Gazeteciler yolsuzlukları araştırıp buldukça iktidar hukuku da yolsuzluk yapanlara değil de gazetecilere uygulanıyor. Hakan Fidan’ın evlerinin fiyatları da dudak uçuklattı. Memur bir adamın bu kadar parası nasıl olur? Umarız bir gün bu insanlar demokratik bir ülkede yargılanırlar.
İmralı heyetinde bulunan Sırrı Süreyya Önder’in kalp krizi geçirmesi ve hayati tehlikesinin olmasından dolayı da hepimiz çok üzüldük. Hayat hikâyesi tekrardan gündeme oturdu. Bu ülkede insanların neler yaşadığını yeni nesil de öğrenmiş oluyor böylece. Önder gibi birçok insan geçmişte bunları yaşadı ve halen de yaşıyorlar. Umarız hiciv dolu konuşmalarını tekrardan dinleme şansımız olur. Sırrı güçlüdür, direne direne buralara gelmiş biridir. 12 Eylül’e direnenler yaşam savaşını da kazanırlar, ondan şüphe duymuyorum.