• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
8 Nisan 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

‘Ne ABD-İsrail, ne İslam Cumhuriyeti’

8 Nisan 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Manşet, Ortadoğu, Söyleşi

İran Komünist Fedailer Birliği örgütü gazetemize konuştu

  • Bugün önemli olan, tarihsel bir formülü tekrarlamak değil, somut koşulların somut analizidir: Temel soru, ister dış emperyalizmin ister iç despotizmin tuzağına düşmeden, bağımsız, sınıf temelli bir müdahalenin ufkunu nasıl açık tutabileceğimizdir
  • Bugün, kendi kaderini tayin hakkını ve ulusal baskının ortadan kaldırılmasını savunmak, tıpkı sınıf baskısı ve cinsiyet ayrımcılığı gibi, işçi sınıfının ve emekçilerin sorumluluğundadır. Önerimiz, devrimci bir cephenin oluşturulması için işbirliğidir

Oğuz Yüzgeç-Sercan Üstündaş

İran ile ABD ve İsrail arasında tırmanan savaş ve bölgedeki gelişmeler üzerine, kökleri 1971’de İran Halkın Fedaileri Gerillaları geleneğine dayanan Komünist Fedailer Birliği Örgütü ile bir röportaj gerçekleştirdik. Şah rejimine karşı silahlı mücadeleyle şekillenen ve 1979 Devrimi sonrasında yaşanan ayrışmalarda uzlaşmacı çizgiden koparak radikal devrimci bir pozisyon alan örgüt, bugün İran İslam Cumhuriyeti’nin yıkılmasını ve yerine “Şura (Konsey) Federatif Cumhuriyeti” kurulmasını savunuyor. Fedailer Birliği, hem bölgedeki savaşın karakterini hem de İran’daki siyasal dengeleri değerlendirirken; ne emperyalist müdahaleye ne de mevcut rejime yedeklenmeyi kabul etmediklerini, bunun yerine bağımsız bir “üçüncü yol” yaklaşımını savunduklarını vurguluyor.

  • ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan ve şimdiden bölgesel bir görünüm kazanan savaşa ilişkin olarak yaklaşımınız ve duruşunuz nedir?

Güçlerin savaşı şimdi İran’da merkezleşmiş durumda. İslam Cumhuriyeti ve Netanyahu rejimi bölgesel aktörler olarak bu küresel gelişmeler içinde kendilerine maksimum payı almak için mücadele ediyorlar. Netanyahu’nun hedefi, Filistin sorununu silerek, Suriye, Lübnan ve şimdi de İran’a yönelik askeri saldırı yoluyla bölge üzerinde hegemonyacı bir güç olarak egemenliğini pekiştirmek ve böylece Vaat Edilmiş Topraklar’ı (Nil’den Fırat’a) gerçekleştirmektir. Karşı kutupta ise İran İslam Cumhuriyeti rejimi de, tamamen İran’ın emekçi halkının sırtından, bölgedeki vekil güçleri örgütleyip donatarak nüfuzunu Doğu Akdeniz’e kadar genişletmeye çalışıyor.

Lübnan, Suriye ve Irak’tan sonra şimdi sıra İran’da. Eğer İran çöker veya iç savaşlarla karşı karşıya kalırsa, ABD emperyalizmi ve müttefikleri için hedef Afganistan olacak. Ardından ise kriz Orta Asya’ya, Çin sınırlarına kadar yayılacak. Elbette savaş, öngörülemeyen yeni koşullar yaratır. ABD ve İsrail başlangıçta, yıldırım savaşı ve rejim liderlerine suikast düzenlenmesiyle, sonuç alacağını düşündü. En iyi senaryoda, kendi kukla muhalefetini iktidara getireceklerdi.

Ancak bir ayın sonunda şehirlerin, altyapının ve insanların evlerinin amansız bombalanmasının ardından, rejimin ABD çıkarlarına ve üslerine saldırı taktiğini benimseyerek savaşı bölgeselleştirmesiyle bu ilk hesapların bozulduğunu görüyoruz. Artık Gazze, Suriye ve Lübnan’daki savaşların aksine, savaşın hasarları ve sonuçları ABD, Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan insanları doğrudan etkilemesine; onların kendi hükümetlerinin savaş çığırtkanlığı politikalarına karşı harekete geçmesine yol açtı. İran’da da bir yandan ABD emperyalizmi ve İsrail rejiminin amansız bombalamaları, diğer yandan kitlelerin bastırılması için toplumsal hareket aktivistlerinin tutuklanması ve hapsedilmesi, şiddetli ekonomik baskı ve yerinden edilme söz konusu.

Tüm bu tablonun ışığında, rejimin çöküşünün kısa vadeli bir beklenti olmadığını söyleyebiliriz. En iyi senaryoda ABD ile bir uzlaşmaya varacaklar; en kötü senaryoda ise savaşın genişlemesi, hatta iç savaşların ve vekâlet savaşlarının patlak vermesi beklenmeli. Bu koşullar altında, İran’da devrimci koşullar geçerli olmadığı gibi, geçerli olması da mümkün değildir; aksine savaş ekonomik ve toplumsal dokuyu tamamen parçalamıştır. Savaş öncesinde yükselişte olan toplumsal hareketlerin, koşullar değiştiğinde  bir kez daha sahneye dönmek üzere geri çekildiğini söyleyebiliriz..

  • İran’ın mevcut durumunu sosyalist hareketlerin evrensel ‘devrimci yenilgicilik’ teorisi ışığında nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugün devrimci bir durumdan söz edebilir miyiz ve eğer öyleyse, bunun temel dinamikleri nelerdir?

Lenin’in kendi hükümetinin yenilgisi teorisini öne sürdüğü savaşın doğası, mevcut savaşın doğasından bazı farklılıklar içeriyor. Orada, iki kapitalist, emperyalist ülke ittifakı birbiriyle savaşa girmişti. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan köylüler kıtlık ve açlıkla karşı karşıyaydı; siyasi arenada büyük partiler vardı ve Bolşevik Parti’nin emrinde on binlerce üye ve saha aktivisti bulunurken, işçi hareketi ve diğer devrimci hareketler çok güçlüydü.

Böyle bir bağlamda devrimci yenilgicilik, soyut bir slogan değil, nesnel duruma verilen yanıttı: emperyalist güçler arasında bir savaş, şiddetli ekonomik ve toplumsal yıpranma ve kitlelerin hoşnutsuzluğunu siyasi eyleme dönüştürebilecek örgütlü bir devrimci gücün varlığı.

Bu bileşenleri İran’ın mevcut durumuna genellersek, uluslararası çelişkiler düzeyinde bazı genel benzerlikler olsa da, toplumsal güçlerin uyumu ve örgütlü devrimci kapasiteler açısından ciddi ve belirleyici farklılıklarla karşı karşıya olduğumuz bir senaryoyla karşılaşırız. ABD emperyalizmi ve İsrail rejiminin İran’a yönelik askeri saldırısı, son aylarda müzakerelerde bulundukları sırada ikinci kez gerçekleşti. Tüm müzakerelerin ve iddiaların bir aldatmacadan ibaret olduğu ortaya çıktı. Bu durum, bu savaşa yön veren mantığın diplomasiye tabi olmaktan ziyade, makro-emperyalist rekabetler ve küresel ölçekte güç dengesinin yeniden yapılandırılması çerçevesinde anlaşılabilir olduğunu göstermektedir.

Ancak İran’ın içinde, 1917 Rusya’sının aksine, henüz kelimenin tam anlamıyla devrimci bir durumla karşı karşıya değiliz. Savaş, toplumsal hareketlerin radikalleşmesine hemen yol açmak yerine, kısa vadede parçalanmaya, daha şiddetli baskıya ve birçok örgütlenme biçiminin askıya alınmasına neden olmuştur. Bir yandan ekonomik baskılar, altyapının tahribatı ve yaygın güvensizlik kitlelerin yaşam koşullarını daha da kötüleştirirken; diğer yandan güvenlik ve askeri atmosfer, kolektif ve örgütlü eylem olasılığını daha da kısıtlamıştır.

Bununla birlikte, bu potansiyel dinamiklerin olmadığı anlamına gelmez. Bu krizin kalbinde önemli unsurlar şekillenmektedir. Devlet ile toplum arasındaki uçurumun derinleşmesi, siyasi meşruiyetin aşınması, yoksulluk ve eşitsizliğin yaygınlaşması ve son yıllardaki mücadelelerin birikmiş deneyimleri.

Bugün önemli olan, tarihsel bir formülü tekrarlamak değil, somut koşulların somut analizidir: Temel soru, aynı politikanın tamamen tekrarlanıp tekrarlanmayacağı değil, bu somut koşullar altında, ister dış emperyalizmin ister iç despotizmin tuzağına düşmeden, bağımsız, sınıf temelli bir müdahalenin ufkunu nasıl açık tutabileceğimizdir.

  • Rejimi anti-emperyalizm adına destekleyen bazı sol çevrelerin pozisyonunu ve rejim muhaliflerine yöneltilen ’emperyalizmle işbirliği’ suçlamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bugün doğru devrimci tavır nedir?

Bu grupların hiçbiri gerçek durumu kavrayamıyor. Dünyadaki ekonomik ve toplumsal koşullar ile üretici güçler, önceki yıllara ve anti-sömürge mücadeleleri dönemine kıyasla önemli ölçüde değişti.

Bugün, küreselleşmiş kapitalizm koşulları altında, burjuvazinin çeşitli kesimleri – büyük güçlerle siyasi çatışma içinde olsalar bile – küresel işbölümü ve sermaye birikimi ağına entegre olmuş durumdadır. Bu nedenle, herhangi bir jeopolitik çatışmayı ‘anti-emperyalist bir cepheye’ indirgemek sadece yanlış değil, aynı zamanda politik olarak yanıltıcıdır. Bu perspektif, sınıf analizi yapmak yerine, güçlerin konumunu devlet ittifaklarına göre tanımlar ve sonuçta iktidar kutuplarından birinin peşine takılmaya yol açar.

Öte yandan, rejim muhaliflerine yöneltilen ’emperyalizmle işbirliği’ suçlaması çoğu zaman her türlü bağımsız eleştiriyi ve mücadeleyi itibarsızlaştırmak için bir araç haline gelmiştir. Despotik ve kapitalist bir hükümete karşı çıkmak, dış müdahaleye ittifak anlamına gelmez. Bu iki düzey analitik olarak birbirinden ayrılmalıdır.

Bugün emperyalizme karşı mücadele, iç kapitalizme karşı mücadeleden ayrı değildir. Bunlardan birini diğerinin lehine askıya alan herhangi bir yaklaşım, pratikte aynı egemenlik ilişkilerinin yeniden üretilmesine katkıda bulunur. Bizce doğru pozisyon, her şeyden önce, İran’daki yönetim rejiminin baskıcı ve ayrımcı karakterine rağmen ABD emperyalizmi ve İsrail rejiminin İran’a yönelik saldırısını kınamaktır. Ancak bu sadece başlangıç noktasıdır, pozisyonun sonu değil. Devamla, bu pozisyon aynı zamanda proaktif bir yönelime dönüşmelidir: işçi sınıfının ve toplumsal güçlerin siyasi bağımsızlığını savunmak, bağımsız örgütlenme biçimlerini yeniden inşa etmek için çabalamak ve aynı anda hem savaşla hem de iç baskıyla yüzleşmek.

Savaş koşullarında, iki kutuptan birine uyum sağlama baskısı artar, ancak tam da bu koşullar altında bu bağımsızlığı korumak daha da büyük önem kazanır. Başka bir deyişle, bugünün koşullarında devrimci pozisyon, savaşın iki tarafından birini desteklemekte değil, alt sınıfların çıkarlarını ve taleplerini temsil edebilecek üçüncü bir toplumsal ve siyasi kutup şekillendirmek için çabalamakta yatar. Bu, her iki egemen mantığı da olumsuzlamak anlamına gelir: emperyalizmin savaş çığırtkanlığı mantığının yanı sıra yerleşik devletlerin baskıcı mantığını da. Böyle bir ufuk olmadan, eleştiriler ya statükoyu meşrulaştırmaya indirgenir ya da dış projelere hizmet eden araçlara dönüşür.

  • Rojhilat’taki Kürt siyasi partileriyle ilişkileriniz var mı? Sosyalist yönelimli güçlerle ittifaklar veya ortak mücadele kurmayı düşünüyor musunuz?

Tarihsel olarak, Kürt siyasi partileriyle bazen dostane, bazen de gergin ilişkilerimiz oldu. Belirli hedefler için belirli bir mücadele şekillendirmek üzere defalarca müzakere masasına oturduk.

Bugün, kendi kaderini tayin hakkını ve ulusal baskının ortadan kaldırılmasını savunmak, tıpkı sınıf baskısı ve cinsiyet ayrımcılığı gibi, iç burjuvazinin değil, işçi sınıfının ve emekçilerin sorumluluğundadır. Bu nedenle, Kürdistan’ın sol ve sosyalist partileriyle uzun süredir iyi ilişkilerimiz ve ortak işbirliklerimiz var. Şimdi bile onlara önerimiz, uzun vadeli hedefler doğrultusunda devrimci bir cephenin oluşturulmasının işbirliği için en uygun yol olduğudur.

Yıllar önce, bugün neredeyse solun söylemi haline gelen bir sloganı ortaya attık: ulusal-cinsiyet-sınıf baskısına karşı mücadele ve bunu ulusal baskıya karşı mücadele eden aktivistlerle birlik için temel olarak belirledik. Çünkü bugün İran’ın ezilen bölgelerinde, kitlelerin çektiği sadece ulusal baskı değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet baskısı ve sınıf baskısı ya da sömürüsüdür. Sosyalist hareket, sınıf mücadelesini ulusal baskının ortadan kaldırılmasıyla bütünleştirmek için -diğer taleplerin yanı sıra- bu üç noktayı kendi eksen talebi olarak öne sürmeli ve mücadeleyi bunlar etrafında örgütlemelidir.

  • İçinde bulunduğunuz sol, komünist ve ilerici güç ittifakının mevcut durumu, toplumsal etkisi ve gücü nedir? İşçi sınıfı ve ezilen gruplar arasında örgütlenme düzeyiniz nedir?

Biz Fedaileriz. Mücadelelerimizin tarihi, gerek Şah rejimi döneminde gerekse İslam Cumhuriyeti döneminde, özgürlük ve sosyalizm idealleri için samimiyet ve fedakârlıkla doludur. Kesinlikle birçok hata yapmış olsak da, dürüstlük ve doğruluk her zaman gerçek Fedaileri tanımlayan özellikler arasında olmuştur ve kitlelerin güvenini kazanmalarının nedeni tam da buydu. Bu nedenle, mevcut gerçekliğin bir kısmını sizinle paylaşmaya çalışıyoruz ve bu röportajın kısıtlamaları nedeniyle onlara kısaca değinmek zorundayız.

Lenin’in (mealen) belirttiği gibi, hataları ve zayıflıkları aramak ve tespit etmek, bunları açıkça kabul etmek ve düzeltmek için çabalamak bir zayıflık işareti değil, her proleter partinin gücüdür. Sonuç olarak, sol henüz mevcut koşullar altında toplumsal gelişmeler üzerinde anlamlı bir etki yaratma kapasitesine sahip değildir ve nesnel kapasite ile örgütsel kapasite arasındaki bu boşluk, karşılaştığımız temel sorunlardan biri olmaya devam etmektedir. Bugüne kadar gerçekleşen işbirlikleri ve ittifakların kuşkusuz başarıları ve kusurları olmuştur. Ancak en önemli sorun, daha önce de belirttiğimiz gibidir: işçi sınıfı ve toplumsal hareketlerle organik bir bağın yokluğunda bir dizi örgüt ve partinin bir araya gelmesi sorunu çözmez. Daha açık ifade etmek gerekirse, tamamen tepeden oluşturulan ve canlı bir toplumsal tabana dayanmayan ittifaklar hızla yıpranır ve belirleyici bir rol oynayamaz.

Bunun pratik bir çözümünü bulmayı umuyor ve bunun için çabalıyoruz. İran’ın özel mevcut koşullarını ve kitle mücadelelerinin düzeyini sentezleyerek, devrimci bir cephe oluşturulmasını önerdik. Bu, sol, sosyalist ve komünist parti ve örgütlerin yanı sıra kadın, öğrenci, ezilen ve sömürülen uluslar, öğretmenler, solcu sanatçılar, entelektüeller ve diğer devrimci hareketlerin bir devrimci cephe şemsiyesi altında ittifakını içermektedir. Amacı, İslam Cumhuriyeti rejimini devrimci yollarla devirmek ve İran’ın ekonomik ve toplumsal yapısında konseylere (şuralar) ve halk organlarına dayanan temel değişiklikler yapmaktır. Bu cephenin sadece bir slogan düzeyini aşması, grevlerde, protestolarda ve toplumsal ağlarda gerçek mücadele arenalarında kendini sağlamlaştırabilmesi gerekir.

  • Uluslararası sosyalist hareketle ilişkileriniz nedir? Bölgesel ve küresel olarak sol güçlerle ne tür bir dayanışma ve ortak mücadele hattı kurmayı hedefliyorsunuz?

Monarşi rejimi dönemine uzanan, Türkiye, Filistin, Latin Amerika, Zufar, Afganistan ve başka yerlerle bağlantıları içeren, devrimci ve sosyalist parti ve örgütlerle uzun süredir uluslararası ilişkilerimiz ve işbirliklerimiz olmuştur. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve ardından gelen değişiklikler, eski komünist ve sosyalist güçlerin pozisyonlarındaki önemli kaymalar, kamusal atmosferde bir tür karşı-devrim ve umutsuzluğun genel egemenliği, ayrıca 1979 ayaklanmasının yenilgisinin ardından hapis, işkence, katliam ve sürgüne maruz kalmamız ve birçok örgütün dokusunun dağılmasının eşlik ettiği kendi zayıflığımız ve güçsüzlüğümüz gibi nedenlerle sonuçsuz kaldı veya zorluklarla karşılaştı. Bununla birlikte, her zaman bu kopmuş bağların bir kısmını onarmaya çalıştık ve çalışıyoruz ve özellikle bölgedeki devrimci akımlarla işbirliğini gerekli görüyoruz.

 

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

İki hikâye, yarım kalan umutlar

Sonraki Haber

Maden ihaleleri ve değişen yönetmelikler

Sonraki Haber

Maden ihaleleri ve değişen yönetmelikler

SON HABERLER

Kürdün kolektif hakları

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

Zindanlar bu ülkenin kanayan yarası

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

Hangi anti-emperyalizm

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

55 yıl geçti, eşitlik gelmedi: Romanlar hâlâ dışarıda

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

Maden ihaleleri ve değişen yönetmelikler

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

‘Ne ABD-İsrail, ne İslam Cumhuriyeti’

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

İki hikâye, yarım kalan umutlar

Yazar: Yeni Yaşam
8 Nisan 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır