Medlerden bugüne uzanan bu kültür, tüm inkâr politikalarına rağmen yaşamaya devam etmiştir. Kırmızı, sarı ve yeşil renkler yalnızca bir tercih değil; direnişin, yaşamın ve umudun ifadesidir. Newroz meydanlarında görülen her renk, aslında bir halkın ‘ben buradayım’ demesidir
Ahmet Ağaç
Newroz, Kürt halkı için yalnızca baharın gelişi değildir. O, bir halkın kendini yeniden var ettiği, hafızasını ateşle koruduğu ve özgürlüğe yürüyüşünü ilan ettiği tarihsel bir eşiktir. Bu nedenle Newroz’u yalnızca bir bayram olarak görmek eksikliktir. Newroz, Kürt halkının inkâra karşı verdiği varlık mücadelesinin en yoğun ifadesidir.
Tarihsel kökeninde Demirci Kawa’nın zulme karşı yaktığı ateşte bulunan Newroz; yüzyıllar boyunca bir başkaldırı sembolü olarak yaşamıştır. Ancak modern dönemde bu anlam çok daha derinleşmiş, Newroz bir anlatı olmaktan çıkıp bedel ödenerek yaratılan bir direniş gerçeğine dönüşmüştür. Çünkü Kürt halkı son yüzyılda yalnızca topraklarını değil; dilini, kimliğini ve hafızasını da korumak zorunda kalmıştır.
Bu tarihsel kırılmanın en güçlü başlangıcı 1982 Newrozu’dur. Amed zindanında Mazlum Doğan’ın üç kibrit çöpüyle yaktığı ateş, yalnızca bir eylem değil, bir dönemin sonu ve yeni bir direniş çağının başlangıcıdır. Mazlum Doğan, o karanlıkta yalnızca ateş yakmadı; teslimiyeti reddeden bir halk iradesini açığa çıkardı. O andan itibaren Newroz, Kürt halkı için bir gelenek olmaktan çıkmış, bir mücadele çizgisine dönüşmüştür.
Bu ateş zindanda kalmadı. 21 Mart 1990’da Amed surlarında bedenini ateşe veren Zekiye Alkan, bu kıvılcımı halkın yüreğine taşıdı. Ardından Rahşan Demirel İzmir’de, Ronahî ve Bêrîvan Avrupa’da, Sema Yüce zindanlarda aynı iradeyi büyüttü. “Ben Newroz oldum” diyen bu çizgi, artık Newroz’un yalnızca bir gün değil, bir yaşam ve direniş biçimi olduğunu ortaya koydu. Bu nedenle Newroz, 21 Mart ile sınırlı değildir. Kürt halkı için bu tarih, 28 Mart’a kadar uzanan kesintisiz bir direniş çizgisidir. Bu süreklilik, bir ‘’Kahramanlık Haftası’’ olarak yaşatılır.
15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli’de sıkılan ilk kurşunla başlayan bu yürüyüş, 28 Mart 1986’da Gabar’da şehit düşen Mahsum Korkmaz’ın (Egîd) komutanlığında somut bir direniş hattına dönüşmüştür. Bu nedenle Newroz’un ateşi, yalnızca bir günün değil; bir haftaya yayılan, örgütlü ve süreklileşmiş bir özgürlük iradesinin ifadesidir.
Mazlum Doğan zindanda ateşi yakan iradeyse, Egîd dağda o ateşi örgütlü direnişe dönüştüren yürüyüştür. Biri kıvılcımdır. Diğeri o kıvılcımın halklaşmış halidir.
Bu yüzden Newroz ile Kahramanlık Haftası birbirinden ayrı değil; aynı tarihsel çizginin iki aşamasıdır. Newroz’un anlamı yalnızca ateşle de sınırlı değildir. Newroz aynı zamanda bir görünürlük anıdır. Kürt halkı bugün, kimliğini tüm renkleriyle ortaya koyar. Kiras û fîstan gibi geleneksel kıyafetler, yalnızca estetik bir unsur değil; tarihsel hafızanın taşınan halidir. Medlerden bugüne uzanan bu kültür, tüm inkâr politikalarına rağmen yaşamaya devam etmiştir. Kırmızı, sarı ve yeşil renkler yalnızca bir tercih değil; direnişin, yaşamın ve umudun ifadesidir. Newroz meydanlarında görülen her renk, aslında bir halkın “ben buradayım” demesidir.
Rêber Apo’nun Newroz’a dair perspektifi bu gerçeği daha da derinleştirir. Özgürlük kolay değildir; bedel ister, bilinç ister ve örgütlülük ister. Bu nedenle Newroz yalnızca ateş yakmak değildir; o ateşi anlamla büyütmektir. Newroz’un ruhu, geçmişi anmak değil, geleceği kurmaktır.
Bugün Ortadoğu yeniden dizayn edilirken, savaşlar ve hegemonya mücadeleleri derinleşirken Newroz’un anlamı daha da büyümüştür. Çünkü halkların iradesini yok sayan her sistem, karşısında mutlaka bir Newroz bulur. Rojava’da ortaya çıkan modelin hedef alınması da bu nedenledir. Çünkü bu model, halkların birlikte yaşamını ve kadın özgürlüğünü esas alan bir alternatiftir.
Bu noktada demokratik entegrasyon perspektifin belirleyici bir anlam kazanır. Bu yaklaşım, Kürt halkını iki çıkmazdan kurtarır: dış güçlere bağımlılık ve dar ulus-devletçi çözümler. Demokratik entegrasyon, Kürtlerin kendi kimliği, dili ve örgütlü gücüyle bulunduğu coğrafyada özne olmasını esas alır. Bu, yalnızca bir siyasal öneri değil, tarihsel bir yön tayinidir.
Bugün Newroz alanlarında yakılan her ateş, yalnızca geçmişin hatırası değildir. O ateş, bugünün direnişi ve yarının özgür yaşamıdır. Bu nedenle Newroz yalnızca evlerde değil, meydanlarda yaşanmalıdır. Çünkü Newroz, bir halkın kendini ilan ettiği yerdir. Sonuç olarak:
Newroz bir gün değildir.
Newroz bir hatır değildir.
Newroz bir folklor değildir.
Newroz, ateşle yoğrulmuş bir tarihtir.
Newroz, Kürt halkının varlık ilanıdır.
Newroz, teslimiyete karşı sonsuz bir direniştir.
Ve o direniş hâlâ devam ediyor.









