Ortadoğu’nun kadim coğrafyası bir kez daha ateş çemberinden geçerken, 2026 Newrozu sadece bir bayram kutlaması değil, halkların tarihsel bir irade beyanı olarak kayıtlara geçti. Amed’ten İstanbul’a, Van’dan İzmir’e kadar milyonların doldurduğu meydanlar; inkâr ve asimilasyona karşı net biçimde “hayır” derken, eşitlik ve özgürlük temelinde örülen “ortak yaşam” iradesini iktidarın ve bölge güçlerinin önüne bir manifesto gibi koydu.
Duruş ve demokratik çözüm
Öcalan’ın beklenen videolu mesajı gelmedi. Ancak okunan mesaj büyük yankı uyandırdı. Hem mesajın hem bu yılki Newroz’un en özgün yanı, Kürt halkının kendi demokratik hakları için yükselttiği güçlü sesin, enternasyonalist bir karakterle bütünleşmesiydi. Halk, ulusal renkleri ve sembolleriyle alanları doldururken; mesajını sadece kendisi için değil, Ortadoğu ve tüm Türkiye halkları için verdi. Bu duruş, “ne şiddet ne inkâr ne asimilasyon” şiarıyla somutlaşan, demokratikleşme adımlarının bir an önce atılması gerektiğini haykıran kolektif bir bilincin yansıması.
Bölgesel savaş ve yayılan ateş
İran’ın bir “ölüm kalım” savaşına sürüklendiği, savaş ateşinin tüm bölgeyi sardığı bugünlerde, Kürt halkının barış ve özgürlük mesajları hayati bir önem taşıyor. Oysa Türkiye, Trump yönetimindeki ABD’nin savaş gemisine binme riskiyle karşı karşıyadır. “NATO mecburiyetleri” bahanesiyle Patriot sistemlerinin üslere yerleştirilmesi ve Riyad’daki Dışişleri Bakanları toplantısında ortaya konan ABD yanlısı tutum, kaygıları derinleştirmektedir
İran’a yönelik saldırının ve İsrail-ABD eksenli savaşın gölgesinde kutlanan Newroz, Türkiye halklarının bu kirli savaşın bir parçası olmayacağını ilan etmiştir. Milliyetçi ve mezhepçi yaklaşımların acı sonuçlarına dikkat çeken Öcalan’ın mesajı, aynı zamanda iktidara bir mesajdır. İktidarın, Kürecik ve İncirlik üzerinden bölgeyi ateşe atacak bir “yancılık” rolüne soyunması, Newroz’un barış ve çözüm ruhuna çarpmıştır.
Meydanlar; Trump’ın savaş stratejilerine veya Riyad’daki teslimiyetçi bildirilere değil, bölge halklarının (Kürtler, Türkler, Araplar, Farslar) kendi kaderlerini tayin edeceği bir barış koridoruna ihtiyaç olduğunu haykırmıştır. İktidarın içeride Kürt sorununu geçiştirerek, dışarıda savaş kabinesine meyletmesi, Newroz iradesi tarafından “stratejik bir intihar” olarak kodlanmıştır.
Güvensizlik kıskacı ve hukuksuzluk siyaseti
Unutulmasın, Newroz meydanlarındaki görkemli duruşun diğer yüzünde iktidara duyulan derin bir güvensizlik hakimdi. Kürt siyasi hareketinin şiddet yöntemlerini devre dışı bırakan ve demokratik çözümü esas alan yaklaşımına rağmen; iktidarın hukuki ve yasal adımları atmaktan imtina etmesi bu güvensizliği beslemektedir.
Diğer yanda basın ve ifade özgürlüğünün hiçe sayılması, gazeteci İsmail Arı’nın hukuksuzca tutuklanması, Yeni Yaşam gazetesi ve birçok mecranın sosyal medya hesaplarının engellenmesi, gazetecilerin cezaevlerinde tutulması; iktidarın demokratik bir gelecek kurma niyetinden ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Kayyım uygulamaları, tutuklu belediye başkanları, AYM ve AİHM kararlarına rağmen hapiste tutulan milletvekili, eşbaşkanlar, siyasiler, Gezi tutukluları, hasta ve yaşlı tutsakların durumu Türkiye’nin bir “hukuk devleti” olmaktan oldukça uzaklaştığının göstergesidir.
Bu gelişmeler kaygı ve endişeleri arttırıyor. İktidarın bölgedeki savaş tamtamlarını gerekçe göstererek içeride baskıyı artırması, beklenen demokratik reformları ertelemesi olasılığı kabul edilemez bir siyasi kumardır.
Hukuksuzlukta ısrar eden, AYM ve AİHM kararlarını tanımayan, seçilmiş belediye başkanları yerine kayyım rejimini süreklileştiren iktidar; Newroz meydanlarındaki bu net irade beyanı karşısında meşruiyet kriziyle yüz yüzedir. Görülmelidir ki; milyonlar, Meclis çatısı altında, şeffaf ve hukuki güvencelerle inşa edilmesini talep etmektedir.
Türkiye ve direnişin birikimi
Türkiye’nin işçi sınıfı, Kürt halk mücadelesi, kadın hareketi, gençliği ve aydın birikimi, bölgenin diğer ülkeleriyle kıyaslanamayacak bir direnç damarına sahiptir. “Türkiye başka bir ülkeye benzemez” sözü sadece devletin gücünü değil, aynı zamanda bu toprakların çok kimlikli, çok inançlı halklarının mücadele tarihini anlatır. Kürtler, Türkler, Araplar, Aleviler ve Sünnileri, Hristiyan’ıyla tüm halklar; bu coğrafyada acıyı paylaştıkları kadar, sömürüye ve savaşa karşı direnme deneyimini de paylaşmışlardır.
Newroz meydanları, bu büyük birikimin 2026 yılındaki izdüşümüdür. Amed, İstanbul, Van, İzmir, Bursa bunun çarpıcı göstergesi oldu. Meydanlar, Kürt siyasi hareketinin şiddet yöntemlerini devre dışı bırakan tutumunu milyonların huzurunda bir kez daha tescilledi. İktidara verilen mesaj nettir: “Biz demokratik siyaset zemininde kararlıyız, peki ya siz?”
Halkların sesine kulak vermeyen, barış yerine savaşı, demokrasi yerine baskıyı tercih edenler, sadece kendi geleceklerini değil, koca bir ülkenin kaderini tehlikeye atmaktadır. Zira tarih, halkların iradesiyle kumar oynayanlar için her zaman öğretici ve sarsıcı sonuçlar doğurmuştur.
Bugün atılması gereken adım; savaş arabasından kaçınmak, gerilim siyasetine son vermek ve Newroz meydanlarındaki milyonların çözüm iradesini yasal bir zemine oturtmaktır.
Zira zaman, inkârın değil, iradeye saygı duymanın zamanıdır.








