Türkiye’nin de aralarında olduğu 22 ülkeden 25 sermaye örgütü, 2050’ye kadar nükleer kapasitenin üç kat arttırılması çağrısında bulundu. NSD Başkanı Çiftçi, nükleerin enerji egemenliğini güçlendirdiğini iddia etti
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (International Atomic Energy Agency – IAEA) çağrısıyla Paris’te düzenlenen Nükleer Enerji Zirvesi’nde, Türkiye’den Nükleer Sanayi Derneği’nin de aralarında bulunduğu 25 ulusal ve uluslararası nükleer sanayici derneği, ortak bir bildiriye imza attı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi’nin açılışını yaptığı zirvede yayımlanan bildiride, nükleer enerjinin sürdürülebilir, güvenli ve dayanıklı enerji sistemlerinin temel bileşenlerinden biri olduğu iddia edildi.
‘Enerji egemenliği’
Paris toplantısına Türkiye’den katılan Nükleer Sanayi Derneği (NSD) Başkanı Alikaan Çiftçi, “Küresel Nükleer Enerji Zirvesi’nde imzalanan ortak bildiri, nükleer enerjinin ekonomik kalkınma ve enerji egemenliği açısından oynadığı kritik rolü bir kez daha ortaya koyuyor. Bildiriyle birlikte sektör temsilcileri, 2050 yılına kadar küresel nükleer kapasitenin üç katına çıkarılması hedefini desteklediklerini yineledi. Nükleer enerji elektrik fiyatlarının istikrarına katkıda bulunur, enerji egemenliğini güçlendirir ve tüm değer zinciri boyunca yüksek nitelikli istihdam sağlanmasını destekler” iddialarında bulunurken, enerji egemenliğinin sermaye elinde büyüyeceğine işaret ediyordu.
2021’de dip yapmıştı
2022 Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu’na (WNISR2022) göre nükleer enerjinin küresel elektrik üretim kapasitesindeki payı 2021’de yüzde 10’un altına düşerek kırk yılın en düşük seviyesine gerilediği yer aldı. Buna göre küresel nükleer enerji santrallerinde, 2021 yılında 2 bin 653 terawatt saat elektrik üretilerek küresel üretimin yüzde 9,8’ini oluşturdu. Raporda, 70’li yıllardan bu yana dünya genelinde yaygınlaşan ve 90’lı yıllarda büyüyen nükleer güç santralleri günümüzde önemini gittikçe yitirirken, inşasına başlanan yeni santralde ise gecikmeler yaşandığına dikkat çekiliyordu. COP28’de nükleer sermaye kendine alan açarak birçok ülkenin ortak bildirge ile nükleer santralleri üçe katlama tutanağına imza atmasıyla yeni bir süreç başlatıldı.
Siparişler almaya başlandı
ABD, iklim zirvelerinde karbon sermayesini ve nükleere alan açarken, Almanya’nın başını çektiği ‘yenilenebilir’ enerji iddiası ise gerilemeye başladı. Kapitalizmin sermayenin büyümesi ve yeniden değerlenmesi açısından bir yol olarak öne çıkarılan ‘yenilenebilir’ enerji iddiası en son ABD’nin zirveden çekilmesiyle ciddi anlamda güç kaybederken, ABD karbon kaynakları baskı ve savaşlarla yeniden ilk sıraya yerleştirme sürecini hayata geçirmekte. İklim zirvelerinde yenilenebilir enerjiye destek olma iddiasıyla kendine alan açan nükleer sermaye ise genel kabul görerek büyüme hedeflerine kitlendi. Bu amaçla birçok nükleer santral ve mini nükleer santrallerin hayata geçirilmesi doğrultusunda siparişler almaya başladı.
Nükleer lobisi
Çernobil ve Fukushima nükleer santrallerinde yaşanan patlamaların yarattığı radyoaktif zehirlenme ve ölümler sonucunda nükleer sermayede kan kaybı artarken yeni siparişler alamıyordu. Birçok ülke nükleerden çekilme kararlarını açıklarken, Türkiye gibi bazı ülkeler ise bu dönemde nükleer santral kurma hevesine soyundu. Akkuyu nükleer santral girişimiyle başlayan süreç Sinop ve Trakya’da devam edeceği açıklanırken, Paris’te Türkiye’ye özel ilgi gösteriliyordu. Nükleer teknoloji bağlamında hiçbir alt yapısı olmayan Türkiye’de sermaye dernekleşerek bu bağlamda taşeron olmaya hazırlanmakta. Türkiye’de ciddi bir elektrik üretim kapasite fazlalığı olmasına karşın 20 bin MW nükleer enerji santralinin kurulmak istenmesinin arka planında dünya nükleer sermayesinin lobi faaliyetlerinin etkisi görülebilmekte.
Nükleer cin şişeden çıkıyor
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Ankara Şubesi, Fukuşima nükleer faciasının yıldönümü vesilesiyle yayımladığı bildiride, nükleer teknolojilerin insanlık ve çevre üzerindeki tehditlerini hatırlattı. “Nükleer cin şişeden çıkmaya devam ediyor” başlığıyla paylaşılan görüşte, nükleer santrallerin iddia edildiği gibi masum olmadığı vurgulandı. EMO Ankara Şubesi, “Nükleer santralların yüksek kurulum maliyetleri, uzun inşaat süreleri ve alım garantileri enerji fiyatları üzerinde önemli bir yük oluşturabilmektedir” uyarısında bulunarak, nükleer teknolojinin enerji bağımsızlığına katkı sunmadığı belirtildi. Açıklamada, “Teknoloji ve işletme süreçlerinin büyük ölçüde dışa bağımlı olması, enerji alanında gerçek bir bağımsızlık sağlamaktan ziyade yeni bir dışa bağımlılık ilişkisi yaratmaktadır” denildi.
‘Temiz bir gelecek bırakalım’
EMO Hiroşima, Nagazaki, Çernobil ve Fukuşima gibi felaketlerin tekrarlanmaması gerektiğine dikkat çeken açıklamalarıyla biliniyor. Fukuşima’da yaşanan kazanın, her türlü önleme rağmen beklenmedik bir sebeple ortaya çıktığına işaret edilen açıklamada, nükleer atıkların kalıcı çözümünün hâlâ bulunamadığına dikkat çekildi. Sızıntı risklerinin toplum sağlığı için ciddi tehlikeler barındırdığına değinilen metinde, “İnsanlığın nükleer gibi pahalı kirli ve riskli teknolojilerden uzak bir gelecek kurmaya hem hakkı hem de ihtiyacı vardır” diye belirtildi. EMO açıklamasının sonu ise şöyle; “Çocuklarımıza nükleersiz ve temiz bir gelecek bırakalım.”
EKOLOJİ SERVİSİ









