Önderliğimiz olmadan ne bir başka Kürt partisi ya da hareketi ne de başka bir Kürt şahsiyet Kürt halkını demokratik toplumsal katılıma götürebilir. Bu en başta Önderlik gerçeğinden ve halkımızın Önderlik bilincinden kaynağını almaktadır
Dilzar Dîlok
“Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 16 aydır başlattığı sürecin neresinde?” diye sorulduğunda, bir yandan Bahçeli’nin belirttiği “kurucu önder, umut hakkı, Meclis’e gelsin konuşsun” sözleri bir yandan da eski anlamsız ve kıymetsiz sıfatların yer aldığı söylemlerden, diğer bir deyişle birbirine uzak iki yaklaşımın görünürlüğünden söz etmek mümkün. Kuşkusuz Apocu hareketin yaklaşımının dışında bunu belirtiyoruz. Çünkü Apocu hareket, Önderlik görüşlerini, perspektif ve talimatlarını esas aldığını, Önderlik perspektifleri temelinde paradigma değişimini derinleştirilmesi çalışmasını yapmayı esas aldığını ve bu yönlü talimatları da uygulamayı görev bildiğini hem açıkladı hem de tutumlarıyla gösterdi.
Tutulmayan sözlerden bahsetmeyeceğiz ancak yapılması gerekenlerden söz etmek önemli ve gereklidir.
Demokratik değişim-dönüşümün ve özgürlük hareketinin demokratik entegrasyonunun gerçekleşmesi için Önderliğin özgür olması gerekir. Demokratik entegrasyonun karakteri bunu şart kılar. Demokratik entegrasyon diyerek Önderlikten başka kimsenin Kürt halkına ve hareketine yaptıramayacağı ve yaptırmasının da söz konusu olmadığı siyasal adımlardan söz ediyoruz.
Tarih, üzerine eklenenler dışında bir tekrardır denilebilir. Mandela da “özgür değilsem insanlara nasıl söz verebilirim, sizin özgürlüğünüz ve benimki birbirinden ayrılamaz” ve daha benzer birçok sözü söylerken bir gerçeğe işaret etmekteydi. Toplumlar yol göstericileriyle, yol inşacılarıyla, yol hakikatinin bilincini yaratanlarla ve milyonların kolektif kimliğini tek başına temsil eden önderleriyle vardır. Kürt halkı da bu tanımları Önder Abdullah Öcalan ile oluşturdu. Başka kimsenin de o yeri tutması mümkün değil.
Rojavayê Kurdistan’daki direniş, yaşanan tüm zorluklara rağmen Önderlik adının tüm alanlarında haykırılması, Önderlik gerçeğini sahipleniş bunun göstergelerinden biri. Bakur zaten biliniyor. Başurê Kurdistan halkının duyarlılığı da sadece en zorlu kuşatma koşullarında olan Dihok halkınınkine dahi bakıldığında anlaşılacak düzeydedir. Mevcut olanın, görünenin bir hükmü olmadığı, görünmeyenin ise hüküm belirleyici olduğunu Rojavayê Kurdistan’a yönelik toplumsal refleksler bir defa daha gösterdi.
Başur halkı ve ulusal bilinç
Büyük acılar ve eziyetler gören Başur halkı Başurê Kurdistan statü kazandığında dahi bu kadar sevinmemiş, kutlamamış, tepki vermemiş dense yeridir. Başurê Kurdistan’ın Rojavayê Kurdistan için gösterdiği tepki ulusallığın ilanı, ülke bilincinin ilanı, bunda Başur’un oynadığı rol ile ilgiliydi. Başurlu partilerle ilgili değildi. Ve bölgesel anlamda da partiler üstüydü. Rojavayê Kurdistan’da ortaya çıkan ulusal bilincin korunması ısrarı ve bunu dünya kamuoyuna anlatma istemi vardı. Bunu ortaya çıkaran da Önderliğimizin yarattığı ulusal ruhtur. Bugünlerde çokça söylenen ulusal bilinci, ulusal refleksi yaratan da Önder Abdullah Öcalan’dır ve tüm Kürtler de bunu yeni yüzyıla başarıyla taşıma kararlılığındadır.
Kürt halkı uluslaşmayı PKK hareketiyle yaşadı. Bunu bir doğal gelişimle gerçekleştirmekten öte, Önder Abdullah Öcalan’ın benzersiz çabalarıyla, karşılaştırılamaz emekleriyle ve fedakarlıklarıyla sağladı. Bugün Kürtler için ulusallıktan, ortak ruhtan ve toplumsal yaşama katılımın demokratik kriterlerinden söz edilecekse bunun Önderlikten, Önderliğin durumundan-konumundan ayrı gerçekleşebileceğini düşünmek en hafif deyişle yanılgıdır.
Önderliğimiz olmadan ne bir başka Kürt partisi ya da hareketi ne de başka bir Kürt şahsiyet Kürt halkını demokratik toplumsal katılıma götürebilir. Bu en başta Önderlik gerçeğinden ve halkımızın Önderlik bilincinden kaynağını almaktadır. Ancak şunu da görmek gerekir ki bu bilinç Kürt halkının “reis” ya da “baş” özleminden kaynaklanmamaktadır. Halkımız Önderliğimizin Kürt gerçeğinin imha ve inkâr tarihinden diriliş tarihine geçişini sağlamada verdiği emeği-bedelleri, aldığı tarihsel sorumluluğu biliyor, Önderliğin bize verdiklerini biliyor. Kadınlar bunu derinden biliyor. Çünkü kadınlar Kürtlerden daha derin bir yok sayılma-yok edilme cenderesindeyken ve hala da bu cendereden çıkmamışken, başka biri şey varmış gibi yapılma formu dahilinde yok edilmeye çalışılmaktayken, bu döngüden kısmen çıkmayı başardılar.
Ve yine halkımız 20. yüzyılın son çeyreğine tutunan ve tarih yazmayı başaran söz konusu Kürt dirilişinin evrensel tarihteki anlamını yaratma temelinde Önderliğin büyük mücadele verdiğini biliyor. Bundan dolayı bir şekilde Kürt varoluş mücadelesi vermiş olanlara saygı duysa da Önderliğin konumunu da bilir. Halkımız Önder Apo’yu hiç kimseyle de karşılaştırma zaafına düşmez. Bunu yapanların elbette başka niyetlerde-amaçlarda olduğunu da bilir. Kurtla yatıp çobanla ağlayan diye bir deyim var. Kürt olduğunu söyleyen kimi oluşumların da böyle yaklaştıkları görülmüyor değildir. Düşmanıyla yatıp halkıyla ağlama bir Kürt için soykırımın aleti, hatta posası olmaktan başka anlam taşımamaktadır.
Sahte algılar ve istismar
Bugün Kürt sorununun çözümüne dair tartışmalar gelişince de farklı basit yöntemlerle, kazanımların üzerine kapaklanma yaklaşımlarıyla Özgürlük Hareketi’nin verdiği mücadeleyi anlamsızlaştırma, milliyetçi bile olamayan duygularla sahte bir dalga yaratmaya çalışıldığı da söylenebilir. Halkımızın ulusal hassasiyetlerine vurmak, bu alanları istismar etmeye çalışmak da elbette zarar verir ancak Önderlik hakikatinin bu yolla zayıflatılacağı düşüncesi büyük bir yanılgıdır. Bu yaklaşım, ezen ezilen her tür milliyetçiliği besler. Bundan dolayı sevinmek de milliyetçiliğe fayda sağlar.
Ancak Önder Apo’nun yarım asırlık mücadelesi halkımızı derinden eğitti. Kendi kadrolarını eğitti. Geçen on yıllar boyunca Kürdistan gençliği akın akın PKK saflarına geldi, kendilerini sistem unsurlarından kopararak dağ başlarında bir Kürtlük bilinci edindiler. Eksiklikleriyle yanlışlıklarıyla yüzleştiler, kendilerini eğittiler, halkımızı eğittiler. Bunlar yetersiz de olsa yapıldı, yapılıyor. Ve bunların sonucunda da bilinçlenmiş, varlığını kendisine kanıtlamış, tarih bilinci edinmiş, dost düşman bilinci edinmiş bir özgür Kürtlük bilinci yaratılmıştır.
Özgür Kürtlük bilinci öyle bir söz ile, bir haber ile, dijital medya başıboşluğu-keşmekeşliğiyle, sanal dünyanın sorumsuz beyanlarıyla giderilecek bir bilinç değildir. Bundan dolayı da dijital medyada gelişen sorumluluktan uzak sesleri esas almak yeterli ve doğru bir siyasi tutum da olmayacaktır.
Doğru olan demokratik entegrasyon gündeminin Önderlik gerçeğiyle birlikte nasıl ele alınacağıdır. Ki bunun en kısa ve net cevabı da şudur: Önderlik özgür olmadan, Önderlik icra mekanizmalarında yer almadan demokratik entegrasyon mümkün değildir. Kürtleri Türkiye Cumhuriyeti’ne kazanmak de ancak ve ancak demokratik entegrasyon ile olabilir. Sürekli vurgulanan 86 milyonun barış ve demokratik temeldeki ortak geleceğine dair kaygı varsa, 60 milyonluk Kürt halkının en fazla nüfusunun olduğu Bakurê Kurdistan’da Kürtlerin demokratik entegrasyonunu önemsemek gerekir. Bunun da yolu Önderliğin bu dönemin yürütmesinin başında olmasını gerekli kıldığını bilmek gerekir.
Elbette Önder Apo ile birlikte de tüm PKK-PAJK’lı tutsaklar özgür olmalıdır. Çünkü zaten Mayıs 2025 ile birlikte tüm bu davalar doğal olarak düşmüştür. Risk unsuru olmaktan da çıkmıştır. Önderliğin özgür olmayacağı bir süreç kavramının mümkün olmadığı bilinmelidir.
Önder Abdullah Öcalan Kürt halkının önderidir ve Kürt halkının, Kürt hareketinin ilişkide olduğu ulus devletler içinde demokratik entegrasyon temelinde yaşamasının da tek inşacısı, önderliğidir. Önder Apo’nun icra mekanizmalarında olmadığı hiçbir çabanın başarılı olmayacağı da dost düşman herkes tarafından bilinmektedir. Bundan dolayı da işi olmazlara boğmanın, zamana yaymanın, sürecin anlamını zayıflatacak derecede hukuki ya da bürokratik yaklaşımlara gitmenin de sürece katkısı olmayacaktır.
Tarih Önderliğimizi böyle bir tarihsel güç olarak, yeni dönemin temel yürütücüsü olarak konumlandırmaktadır. Bunu görememek de garip bir cehaletle birlikte basit kurnazlık sayılabilir. Ancak basittir, eskide tekrar ve kaybet-kaybet çizgisinde ısrar anlamına gelir.
Bundan dolayı da sürecin tüm ziyaretler, toplantılar ve tartışmalar-raporlar ötesinde odaklanması gereken ve dönüp dolaşıp geleceği konu, Önder Apo’nun özgürlüğüdür. Bu hem hukuki hem de siyasi bir zorunluluktur. Meclis komisyonunun kurulması çok anlamlıydı, ancak yürütülüş tarzı komisyonu anlamsızlaştırmıştır. İktidar kendi kurduğu komisyonu kendi siyaset tarzıyla anlamsızlaştırdı. Bilinmelidir ki bu anlamsızlaştırmadan en büyük payı Türkiye Cumhuriyeti ve TBMM almaktadır. Bu anlamda geçen sürecin ve komisyonun yürütülüşü anlamındaki pratiklerin kime ne kazandırdığını ne kaybettirdiğini de görmek önemlidir. Türkiye’yi demokratikleştirecek olan, dolayısıyla Türkiye halklarına kazandıracak olan da gerçek bir komisyon, gerçek bir rapor ve samimi çözüm adımları, değişim adımlarıydı. Ve bunlar da henüz yapılmış değildir.
Türk’e de kazandırmaz
Sürecin Önderlik ile tartışma süreçlerinde koşulların değiştirilmesi, iyileştirilmesi, iletişim-haber alma olanakları oluşturmak gerekliyken bu yapılmadı. Önderliğimiz bunu da Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin engeli olarak görmedi. Ancak bu durum ciddi bir engeldir. Bir yılı aşkın süreye sığdırılan bunca adım, partinin feshedilmesinden başlayarak bugüne kadar getirilen tarihsel adımların hepsi bunlara rağmen yapılmış iyi niyet ifadeleridir.
Bu geçen 1 yıl içinde İmralı koşulları değiştirilmeli ve bu temelde süreç yürütülmeliyken ve bugün gelinen aşama, Önderliğin özgürlüğünün tartışmasız Türkiye halkının gündemine konulmasıyken bunun olmaması, sorumlular adına büyük eksikliktir. Süreçteki samimiyet konusunda da yetersiz, duyarsız bir yaklaşımdır. Bir yılın Türkiye için getirdiği kazanımlara bakarak bunun ne düzeyde bir etkisi olduğunu görmek zor değildir.
Bunca tarihsel bir dönemde, ömrümüz boyunca duymadığımız “Kürtsüz Türk olmaz” sözünü sık sık duyduğumuz bu dönemde sözün anlamına denk adımlar atılmadı, bilakis Kürt gerçeği, özünde özgür Kürt gerçeği zayıflatılmaya çalışıldı. Ki bunun Türkiye geleceğine katkı sunmayacağı ve istikrarsızlığı-kopuşmayı-ayrışmayı derinleştireceği de herkesin malumudur. Sade deyişle bir egemen ulus kibri sergilenmektedir, bu ve benzer yaklaşımlar da kökü olmayan hassasiyetler şemsiyesi altına sıkıştırılmaktadır. Kürde kazandırmayacağı düşünülenler uzun vadede Türk’e de kazandırmayacaktır.
Ve biliyoruz ki Türkiye halkı böyle bir sürece Kürt halkından çok ihtiyaç duymaktadır. Ve yine biliyoruz ki, ‘yarın süreç bozulabilir’ korkusu-kaygısı olmazsa başta siyasetçiler, gazeteciler, eğitimciler, sağlıkçılar, kadınlar ve toplamda tüm halk %99 Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni desteklemektedir. Henüz başarılmış olmasa da önceki dönem yapılmış olan denemeler bunu göstermiştir.
Bu anlamda bilinenleri bir kez daha tekrarlamakta fayda vardır:
Önderlik özgür olmadan olmaz, Önderlik özgür ve aktif siyaset yürütme konumunda olmadan olmaz.









