Bizim doğuş günümüz 4 Nisan’dır. Önder Apo’nun doğum günü olan 4 Nisan’ı tüm Kürt halkı kendi doğum günü olarak kutlamaktadır. Önderliğimizin 1. doğuş dediği bu doğum aslında tüm Kürtler için 2. doğuştur. Önderlik gerçeği bizim varlığımızın sebebidir. Bundan dolayı da Önderliğin doğduğu günü kutluyoruz
Dilzar Dîlok
Kürtlerde doğum günü son yıllara kadar yoktur. Kürtler devletçi uygarlığa direnen bir toplum olduğundan devletlerin onlara verdiği kimlikte ne yazıldığının önemi de yok. Bundan dolayı da çoğunlukla Kürtlerde doğum günü 1 Ocak diye yazılmış. Tabii bu tümden böyle değil ve şimdilerde ulus devlet bürokrasisi, kapitalizmin dünyayı bir köye dönüştürmesi, doğumların nerdeyse tamamının hastanelerde-doğumhanelerde olması gibi sebeplerden dolayı da doğum günleri yazılıyor, hatta kutlanıyor. Ancak tüm bunlar Kürtler için ayrıntıdır. Esas olan Kürtlerin hepsinin ortak doğum gününün olması ve bunun tüm Kürtler tarafından kutlanmasıdır.
Bizim doğuş günümüz 4 Nisan’dır. Önder Apo’nun doğum günü olan 4 Nisan’ı tüm Kürt halkı kendi doğum günü olarak kutlamaktadır. Önderliğimizin 1. doğuş dediği bu doğum aslında tüm Kürtler için 2. doğuştur. Önderlik gerçeği bizim varlığımızın sebebidir. Bundan dolayı da Önderliğin doğduğu günü kutluyoruz. Kimi yerlerde yaygın kutlama türleri yanında ağaç dikiliyor. Önderliğin doğum günü bizim için doğayla, toprakla buluşmaya, doğada bir can doğurmaya vesile olmaya ve kendimizi bu doğanın içinde bir parça, bir zerre olarak konumlandırmaya vesile oluyor. Bundan dolayı salt politik değildir bu kutlayış, politik olduğu kadar ideolojiktir, ekolojiktir.
Önder Apo’nun doğumuna dair gerçekler, olaylar ve bilinen tarihsel veriler az olsa da değerli yoldaşlarımız sayesinde araştırılmış, incelenmiş, önemli yoğunlaşmalardan geçirilerek yazıya dökülmüştür. Büyük devrimci ve zindan direnişçisi M. Sait Üçlü’nün kaleme aldığı Amara kitabı bu doğuşun güzel bir anlatımıdır. Ve bu kitaptan Önderlik yaşamına dair verilerden yola çıkarak birçok tarihi anlamı olan sanat çalışması yapılabilecek düzeydedir.
Amara’da doğan Önderliğimizin çocukluğunu anlamak kolay değildir. Önderlik birçok veri ortaya koyar. Tarlada çalıştığı, anne-babasıyla kavga ettiği, kardeşlerine eleştirilerini dillendirdiği birçok anlatı vardır. Yılanlar, kuşlar, köpekler vardır bu anlatıda. Tamamen bir çocuğun doğa içinde ve oluşturulmuş toplumsallık içinde verdiği varlık mücadelesi, varolma savaşı tüm ayrıntılarıyla ortaya konulur. Tüm bu anlatılardan büyük dersler çıkarıyoruz. Zaten kimi zaman bu konuda kendimle hesaplaşma içine girmişimdir.
Önderlik anlatılarından biz kendimizi inşa etmeye mi yöneliyoruz öncelikli olarak, yoksa Önderliği anlamaya mı? Sanırım her insan Önderlik okumalarında onu anlama çabasından çok daha fazla kendini inşa çabasına yoğunlaştığından, direkt olarak anlatıdan ne alabileceğine odaklanıyor. Bundan dolayı da Önderliği anlama endirekt bir konuma geçiyor. Ki bu da anlamlıdır.
Önder Abdullah Öcalan’ın yaşamından yola çıkarak kendi yaşamını anlama çabası ve kendini inşa etme çabası her birey için büyük anlam taşıyor. Çünkü başka örnek alacağımız bir kişilik, duruş ve insan yoktur. Ancak Önderlik gerçeğini yeterli anlama olmadan kendimizi inşaya yönelmek de yeterli ve derinlikli bir inşayı getirmekten uzaktır. Kimi zaman yarım anlama, kimi zaman taklit, kimi zaman anlamadan yola çıkılan çıkarımlar, kimi zaman da anlatılanın özünü anlamadığımızdan kendimizle kurduğumuz benzerliklerden yola çıkarak kolaycılıklar yapma durumları yaşanabiliyor.
Birçok Kürt çocuğu diyebilir “ben de yılan öldürdüm, ben de kuş vurdum, ben de oyunlarda arkadaşlarıma öncülük ettim, ben de tarlada çalışıp ter döktüm…” bunlar söylenebilecek şeylerdir. Çünkü bunlar köy toplumundaki birçok çocuğun yaşayabileceği şeylerdir. Ancak anne baba ile ilişki, onların ilişkileri üzerine düşünmek, bu düşünceyi onları aşan bir düzeye getirmek, anneye dair olanı düşüncede ele alarak olması gerekenin arayışına girmek, babaya dair varolanı düşünmek, beğenmemek, yeterli görmemek ve olması gerekenin arayışına girmek her çocukta olmamıştır.
Çoğu zaman bize yöneltilen eleştiriler karşısında “Biz Önderliği tanrılaştırmıyoruz” deriz, ancak buna rağmen Önder Apo “ben mesih değilim” diyerek bizim Onu tanrılaştırdığımız yönünde eleştirisini yapar. Binlerce yıllık tarihin yukarı Mezopotamya topraklarına, akan sularına, taşlarına, tarlalarına, ağacına çiçeğine, hayvanlarına her zerre canlı varlığına kattığı, nakşettiği, yedirdiği bir şey var. Eğer sevgiyle baktığımız su molekülleri değişiyorsa, eğer nefret ya da öfkeyle bakıldığında da aynı molekülün (mikroskopla görüldüğü kadarıyla) şekli değişiyorsa, on binlerce yıllık devletçi uygarlık ile bunun karşısında direnen toplumsallığın çatışmasının en amansızı bu topraklarda yürütülmüşse, bu coğrafyanın her zerresinde bu çatışmanın, derin bir sınıf çatışmasının, tanrısallıkların çatışmasının, daha doğrusu anacıl toplum ile kastik katilin yarattığı devletçi toplumsallığın çatışmasının izleri-etkileri vardır, yok olmamıştır. Ve bu izler bölge insanına da bir şekilde sirayet etmiştir.
Önderlik gerçeğinin farkı budur: Çocukluğunu yaşarken karşısına çıkan şeylerle yetinmemesi, verdiği emeğin karşılığını sorgulaması, karşılığını alamadığında büyük kavgaya yönelmesi, Onun on binlerce yıllık çatışmayı kendi benliğinde yaşadığını da ortaya koyar. Bu tanrısal değildir denilebilir ama peygambersel düzeydedir ve hatta peygamberleri aşan düzeydedir. Yine soyut değildir, toplumsaldır. Peki, neden diğer çocuklar böyle olmamış sorusu sorulabilir. Her insan biriciktir, her insanın bir benliği, varoluşa verdiği anlam vardır, toplumsal şekillenme vardır ama her bireyin o şekillenmeyi ele alışı kendi öznelliğindedir. Önderlik işte bu öznelliğini tarihsel derinlikle bütünleştirerek henüz küçük yaşlarda büyük çelişkiler yaşamış, toplumsallığın özgür yaşamını kendine dert edinmiştir.
İşte bunu anlamak, bunun nasıllığını anlamlandırmak, bu yolla toplumsallığı, tarihi, devletçi uygarlığı, direnen toplumsallığı, direnen toplumsallığın anacıl toplum karakterinde oluşunu ve yaşamın nasıl özgür olacağını anlamak ve bu hakikate katılmak, gerçek anlamda Önderliği anlamak oluyor. Doğuş gününe doğru anlam vermek de böyle mümkün oluyor.
Önderlik, kendi doğuşunu, hayatının tüm aşamalarını ele alarak tanımladı. PKK hareketinin kuruluşunu 2. doğuş olarak değerlendirdi. 2. doğuşun özü sosyalizm mücadelesine giriş yapmaktır. Sosyalizm, insanlığın doğuşudur. Önderlik ulusal bilinç temelinde gelişmesi öngörülen sosyalizmi kendisinin 2. doğuşu olarak değerlendirmiştir. Bu anlamıyla bizler için de özgürlük hareketiyle buluşmak ve katılmak anlamsal doğuş olmaktadır. Anlamı bulmak, ona tutunmak ve doğuşu gerçekleştirmektir. PKK’nin 52 yıllık mücadelesi bu doğuşun büyük eylemlerine sahne oldu, bu eylemler, onu gerçekleştirenlerin her gün yeni doğuşlarını ifade etti. Binlerce Kürt kızı ve oğlu, az çok tutunduğu Önderlik gerçeğini yaşadı, bu eylemlerle doğdu, kendini bu eylemlerin doğuşunda gerçekleştirdi ve var etti. Bu anlamıyla Önderliğimizin 2. doğuşu bizim de anlamsal doğuşumuz oldu. Kendimizi inşa etmeye başlamanın ilk adımları oldu.
Önder Apo 93 yılından itibaren özgürlük hareketinde kimi değişiklikler yapmayı öngördü. Hem devletle hem de parti yapısıyla içine girilen mücadele Önderlik için çetin bir savaştı ve bu savaşı başka bir evreye ulaştırma amacı vardı. Kimi girişimleri olduysa da Önderlik bu süreçte ortaya çıkan karşılıklı durumda düşüncelerini derinleştirmekle sınırlı kaldı. 98 yılı da dahil Önderliğimizin yaptığı ateşkesler savaşı durdurarak yeni bir dönemi başlatmak, özgür insanı ve özgür toplumsallığı yaratma işine girişmek amacıyla gelişti.
Önderlik 2. doğuşunu yeniden ele almış, üzerine derinlikli olarak düşünmüş ve sosyalizm doğuşunun yenilenmesi gerektiğini, bunun salt Kürt halkı için değil tüm Ortadoğu ve dünya halkları için temel bir ihtiyaç olduğunu ortaya koymuştur. 98 yılında Kadın Kurtuluş İdeolojisi ile bu değişimin kadın özgürlüğü temelinde olacağını belirtmiş ve kadın özgürlüğünü mücadelenin merkezine yerleştirmiştir. Tüm bunlara rağmen değişimin (aslında yeni doğuşun) gerçekleşmemiş olması da İmralı sürecini yaratan bir durumdur. Önderliğin değişim amacı İmralı süreciyle birlikte daha da derinleşmiştir.
Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma Önder Apo’nun çok büyük zorluklar sonucu kendisinin gerçekleştirdiği 3. doğuşudur. Bu anlamıyla İmralı da bu doğuşun mekânı olmuştur. Önderliğin İmralı’da 3. doğuşu kendi kendisine gerçekleştirmesinden yola çıkarak 3.doğuşa Önderliğin XWE-ZA (XWEZA) olması, yani DOĞA olması diyebiliriz. Önder Apo’nun 3. doğumu bizim doğuşumuzdur, bizim hakikate doğuşumuzdur, bizim doğaya ve anacıl topluma doğuşumuzdur. Önderliğimize ve hepimize kutlu olsun.









