Uğurlar olsun. Apê Musa karşılasın seni, Ferhat yoluna çıksın, Nagihan, Cihan, Nazım’ın ellerine kavuşsun ellerin. Uğurlar olsun Mamoste. İşimizin başındayız. Huzura kavuşabilirsin artık
Bazı insanlar vardır, onlardan yalnızca bir ‘kişi’ olarak söz edemeyiz. Kendi başına kurumdur, örgüttür, örgütün cisimleşmiş halidir onlar. Kendi kendine çalışan bir mekanizma gibi, yapılması gerekeni söylemeniz gerekmeyen bir işleyişleri vardır. Sel olsa, deprem olsa, yangın olsa, bilirsiniz ki, o yerindedir, işinin başındadır, sırtınız sağlam yerdedir.
Hüseyin Aykol geçti hayatımızdan… Hepimize dokunarak…
Aylardır diken üstündeydik, yüreğimiz ağzımızdaydı. Her şey kötüye gitse de konduramazdık ona ölümü, konduramadık. Bekledik.
Ama bir şeye, “bilincinin kapalı” olduğuna hiç inanmadık. Her şey olurdu ama o olmazdı. Aykol’un bilinci kapanamazdı! Ve ilginç vakadır, ‘bilinci kapalı’ denildiğinde bile cezaevlerindeki tutsaklar ona mektup yazmaya devam ettiler. Çünkü o yalnızca bir kişi değildi, kişiler unutur, belleği zayıflar ama kurumların belleği derin bir kuyudur.
O derin kuyuda, o büyük arşivde, gazete binalarında patlayan bombalar, cezaevi hücreleri, yoldaşların tahrip edilmiş mezarları ve her sabah yeniden, sıcak bir ekmek gibi dağıtımcı ‘küçük generallerin’ ellerinde sokaklara taşan hakikatin çığlık çığlığa sesi vardır.
O belleğin her saniyesinde vardı Hüseyin Aykol. Kahır zamanlarını da, görkemli şenlik ateşlerini de, savaşı da, barış umutlarını da yaşadı. Her eylemde taşıdığımız, üzerinde şehitlerimizin fotoğraflarının yer aldığı o büyük pankart, onun için soyut bir şey değildi; tek tek tanıdığı insanlardı onlar. Zordu. İyi dayandı. Umutlu zamanlara yaklaşırken, tam da şimdi aramızdan ayrıldı.
Bir şey kesin: Devrimcilik nedir sorusunun canlı bir karşılığı olarak var oldu gezegenimizde: Emek! Sırf bunu bize öğrettiği için bile borçluyuz ona.
Sonunda, bir çınar gibi devrildiğinde, yeniden o büyük doğa yasasını da hatırlattı bize: Hiçbir şey yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz! Çünkü tam da o yıkıldığı yer, yepyeni filizlerin, hakikat peşinde koşan gencecik yoldaşlarının yenilerinin fışkırdığı yerdir.
Mercedes Sosa, katledilen bir devrimcinin son sözleriyle yapmıştı o şarkıyı hani, hatırlıyor musun Hocam? Gracias A La Vida – Hayat sana teşekkür ederim!
Biz de sana ve hayata teşekkür ediyoruz. Seni bize armağan ettiği için.
Biz senden razıyız. Kusurumuz olduysa sen de bağışla bizi.
Teşekkür ederiz Mamoste. İyi ki bizimle yaşadın bunca yılı. İyi ki yoldaşımız oldun.
Uğurlar olsun. Apê Musa karşılasın seni, Ferhat yoluna çıksın, Nagihan, Cihan, Nazım’ın ellerine kavuşsun ellerin.
Uğurlar olsun Mamoste.
İşimizin başındayız. Huzura kavuşabilirsin artık.
Yeni Yaşam









