Ortadoğu’daki bu denklemde Türkiye, ABD-İsrail ekseninin çizmiş olduğu güvenlik mimarisine mi eklemlenecek ya da Kürtlerle yeni bir demokratik ortaklık kurarak bölgesel bir rol model mi geliştirecek
Ali Kalik
Kapitalist modernite güçleri Ortadoğu’yu 3. Dünya Savaşı’nın üssüne dönüştürdü. ABD-İsrail’in; Irak, Suriye, Filistin, şimdi de Lübnan ve İran’a yönelik saldırıları ile Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği tarihsel bir süreçten geçiyoruz. Bölgede gelişen savaş, ulus-devlet krizinin derinleştiği ve yeni ittifak arayışlarının hız kazandığı bir dönemde, Türkiye’nin önünde duran en önemli meselelerden biri Kürt sorunudur. Kürt sorunu yalnızca Türkiye’nin iç politik dengeleriyle sınırlı değildir; aynı zamanda Ortadoğu’nun jeopolitik geleceğini de doğrudan etkileyen stratejik bir konudur. Ortadoğu’daki bu denklemde Türkiye, ABD-İsrail ekseninin çizmiş olduğu güvenlik mimarisine mi eklemlenecek ya da Kürtlerle yeni bir demokratik ortaklık kurarak bölgesel bir rol model mi geliştirecek?
Son yıllarda bölgede yaşanan gelişmeler Kürtlerin siyasetteki rolünü daha görünür kıldı. Kuzey Doğu Suriye’de ortaya çıkan demokratik yönetim deneyimi ve Türkiye’de verilen demokratik mücadele, Kürt halkını önemli bir aktör haline getirdi. Bu nedenle Kürtleri yok sayarak ya da askeri yöntemler uygulayarak Ortadoğu’da rol model olmak mümkün değil. Tam da bu noktada Kürt sorununa dair farklı bir perspektif önem kazanmakta.
Bu perspektifi en yalın ve objektif haliyle Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan ortaya koymakta. İmralı’da yaptığı her görüşmede Kürt-Türk ittifakının iyi anlaşılması için tarihin derinliklerinde “Sencer Bey” döneminde geliştirilen siyasi, askeri, kültürel ittifakın her iki halka neler kazandırdığını hatırlatmakta. En son 27 Şubat’ta Barış ve Demokratik Toplum çağrısının birinci yıl dönümünde “Kardeş ve Kaderdaş” perspektifiyle Kürt-Türk ittifakını perçinlemiştir. Sayın Öcalan; Kürt sorununun, yalnızca ulus-devlet sorunu olarak ele alınamayacağını, aksine Ortadoğu’nun demokratikleşmesiyle birlikte düşünülmesi gerektiğini ortaya koymakta. Yani kalıcı çözüm için halkların demokratik birlikteliğini esas alan yeni bir siyasal model ortaya koymakta.
Önderliğin sıkça vurguladığı “Kürt-Türk ittifakı” fikri Ortadoğu çatışmalarına son verecek modelin merkezini oluşturmakta. Bu perspektif, iki halk arasındaki tarihsel ortaklığa dikkat çekerek çatışma yerine demokratik birlikteliği esas alan yeni bir siyasi ilişki geliştirmeyi hedefliyor. Mezopotamya ve Anadolu’nun yüzyıllara yayılan tarihine bakıldığında Kürtler ve Türkler yalnızca yan yana yaşayan iki halk olmanın ötesinde ortak bir siyasal ve kültürel yaşam inşa ettikleri de görülür.
Bugün yeniden hatırlanması gereken gerçeklik de tam olarak budur. Çünkü Ortadoğu’nun mevcut sorunları eski antidemokratik ve güvenlikçi politikaların sürdürülemez olduğunu açık biçimde göstermekte. Kürt meselesini de yalnızca güvenlikçi yöntemlerle çözme yaklaşımları hem Türkiye’yi hem de bölgeyi daha büyük bir istikrarsızlık sarmalına sürükler. Bunu da en çok ABD-İsrail faşizmi ister.
Oysa demokratik toplum çözüm perspektifi Türkiye için aynı zamanda yeni bir bölgesel rol anlamına gelir. Kürt sorununun barış ve demokratik perspektifiyle çözüme kavuşması, Türkiye’nin Ortadoğu’daki siyasal yalnızlığını kıracak önemli bir adım olur. Böyle bir gelişme, halklar arasında demokratik birlikteliğe dayanan farklı bir bölgesel modelin de kapısını sonuna kadar aralar.
Sayın Öcalan’ın geliştirmiş olduğu “demokratik ulus” perspektifi oldukça önemli bir toplumsal modeldir. Bu perspektif; tekçi, ırkçı olan ulus-devlet modeline alternatif olarak farklı inanç ve kimliklerin eşit ve özgür olarak bir arada yaşayacağı demokratik toplum sistemidir. Bu perspektifle kurulacak Kürt-Türk ittifakı sadece Türkiye’de değil, tüm Ortadoğu’da yeni siyasal bir ufuk açar.
Bugün bölge iki farklı anlayış arasında sıkışmış durumda. Bir tarafta savaşların ve güç mücadelelerinin belirlediği statüko diğer tarafta demokratik ulus perspektifine dayanan bir gelecek inşa arayışı. Kürt-Türk ilişkilerinin nereye evirileceği bu iki yaşam anlayışı arasında yürütülecek mücadele ve yapılacak tercih belirleyecektir.
Eğer Türkiye başta Kürt sorunu olmak üzere birikmiş tüm yapısal sorunlarını demokratik toplum perspektifiyle ele alıp çözüm geliştirirse yalnızca ülke içinde barışın kapısını aralamış olmaz. Aynı zamanda Ortadoğu’da halkaların birlikte yaşayacağı güçlü bir model açığa çıkar. Bu model de bölgenin sürekli savaş ve çatışma sarmalından çıkması açısında önemli bir umut olur.
Sonuç olarak Ortadoğu halklarının kaderi ABD-İsrail talancılığına ve eski despotik statükocu yönetim şekillerine terk edilmeyecek kadar önemlidir. Geleceği belirleyecek olan halkların kuracağı demokratik birliktelik ve ortak siyasal iradedir. Ortadoğu halklarına öncülük edecek olan irade ve tecrübe ise Kürt-Türk halkının tarihsel deneyimleri ve ortak değerler çerçevesinde oluşturacakları demokratik birlikteliktir. Onun yolu da demokratik ulus perspektifiyle oluşturulacak Kürt-Türk birlikteliğinde vücut bulur.









