CHP lideri Özgür Özel, partisinin Bağcılar mitinginde CHP’den alışık olmadığımız bir çıkış yaptı ve direnişteki Migros ile Yemeksepeti işçilerine şu sözlerle destek verdi: “Migros aklını başına toplasın. Bu işçiler zam istiyor, güvence istiyor. Birileri o işçileri ezmeye çalışıyor. Buradan Migros’a sesleniyorum: Karıncanın kardeşi var! Yemeksepeti kuryelere zulmediyor, emeklerini sömürüyor, işçilerin mücadelesini görmezden geliyor. Son ihtarda bulunuyorum Yemeksepeti; ya anlaş ya karşında bizi bulursun!”.
70’li yılları bir yana bırakırsak, CHP’nin direnişteki işçilere -işverenlere karşı tehditkar bir dil de kullanarak- böylesine açıktan destek verdiğine ilk kez tanık oluyoruz. CHP yöneticilerinin daha önceleri işçilerin haklarını savunan birtakım açıklamaları olsa da bunlar yasak savmaktan öteye geçmemiş; işçileri savunan açıklamalarda bulunulmuşlarsa bile işverenleri karşısına alacak cümleler kurmaktan kaçınmışlardı. Emekçilere ve onların haklarına mesafeli olan tutumuna karşılık olarak emekçiler de CHP’den uzak durmuş, seçimlerde CHP’ye en az destek veren toplum kesimlerinin başında gelmişti.
Emekçilerin açlık ve yoksullukla karşı karşıya getirildiği, işçilerin haklarının yok sayıldığı, sendikal hak ve özgürlüklerinin darbe dönemlerini aratmayacak ölçüde baskı altına alındığı bir süreçte ana muhalefet partisinin emekçilerin haklarını böylesi bir tonda dile getirmesi, elbette olumludur. Ancak amiyane tabirle, “Lafla peynir gemisi yürümez!”. Ana muhalefet partisinin işçilerin, emekçilerin haklarını miting meydanlarında dillendirmenin ötesine geçip bu durumun değişmesi için somut, inandırıcı politikalar ortaya koyması gerekir.
Bugün emekçilerin sorunlarının temeli, Türkiye’de 24 Ocak kararlarıyla birlikte 46 yıldır uygulanan neoliberal politikalar ve bu politikalara uygulama alanı açmak üzere, işçi sınıfını ve toplumsal muhalefeti baskı altına almayı amaçlayan “otoriter yönetim biçimi”dir. Ana muhalefet partisi işçilerin haklarını savunma iddiasında samimiyse önce neoliberal politikaları savunmaktan vazgeçmelidir! Zira CHP, özellikle -daha sonra milletvekili de yaptığı- Kemal Derviş tarafından hazırlanan ve 23 yıldır AKP tarafından uygulanan neoliberal yapısal uyum programına karşı herhangi bir alternatif ortaya koy(a)madığı gibi yaptığı muhalefet, “neoliberal politikaların iyi uygulanmadığı, kendilerinin daha iyi uygulayacağı” iddiasından öteye geç(e)memiştir. Bu nedenle yaşam maliyetini yükselten, emekçi kesimlerin belini büken -eğitim, sağlık başta olmak üzere- kamu hizmetlerinin piyasalaşması, özelleştirmeler, sermayeye kaynak aktarmaya dayanan maliye politikaları ve emeğin sınırsız sömürüsüne olanak sağlayan esnek ve güvencesiz çalışma rejiminin neden olduğu sömürüyü ve sefaleti kendine dert edinmemiştir. Ana muhalefet partisi olarak CHP bu anlayışı nedeniyle iktidara gelemediği gibi, halkı neoliberal politikalara ve onun icracısı AKP’ye mecbur bırakmıştır!
Toplumun geniş kesimlerini sefalete sürükleyen ve CHP’nin alternatifini ortaya koyamadığı (hatta savunduğu) bu politikaların; demokrasinin, hukukun işler olduğu koşullarda uygulanabilmesi olanaksızdır. AKP’nin tüm hukuksuz, anti demokratik uygulamalarına -AB başta olmak üzere- uluslararası alandan tepki gelmemesinin de kapitalizmin uluslararası kurumları ile yerli ve yabancı sermayenin inşa edilen otokratik rejimi desteklemesinin de nedeni budur. Bu bağlamda neoliberalizme karşı alternatif politikaların ortaya konulabilmesi, sadece emekçiler için değil belediyelerine kayyum atanan, belediye başkanları hapsedilen, genel merkezine yargı operasyonları düzenlenen CHP başta olmak üzere hukuksuzlukla, anti demokratik uygulamalarla karşı karşıya olan tüm kesimler için de son derece önemlidir.
Özgür Özel sadece emekçilerin hakları konusunda değil örneğin Kürt sorununun demokratik çözümü vb. konularda da CHP’nin ezberlerini bozacak açıklamalar yapmaktadır. Ancak CHP Genel Başkanı’nın açıklamalarının parti politikalarıyla ne ölçüde örtüştüğü ya da görüşlerinin parti politikalarına ne ölçüde yansıdığı oldukça muğlaktır. Örneğin geçtiğimiz Kasım ayında yapılan tüzük kurultayında alınan kararlar ve belirlenen gölge kabinede ekonomi politikalarına yön vermekle görevlendirilen isimlere bakıldığında, Özel’in açıklamaları ile çelişkiler içerdiği söylenebilir. Aynı muğlaklık CHP’nin Kürt sorunun temelini oluşturan “eşit yurttaşlık hakkı” konusunda (örneğin anadilde eğitim hakkına bile değinmeyen…) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na verdiği rapor için de söz konusudur.
Kapitalizmin aşılamayan krizleri nedeniyle dünya ve tabiatıyla Türkiye köklü ekonomik ve siyasi dönüşümlerin eşiğindedir. Bu süreçte halkları ve toplumun farklı kesimlerini temsil eden tüm örgütlerin ve elbette en başta da ana muhalefet partisi olarak CHP’nin alacağı tavır, göstereceği direnç son derece önemlidir. CHP’nin, devletin müesses nizamı ve AKP/saray rejiminin belirlediği statüko içine sıkışmadan “barışı, demokrasiyi, ekonomik ve sosyal hakları temel alan bir siyaseti tutarlılıkla sürdürmesi ve sorunlara çözüm olacak politikalar üretmesi” gerekir.









