Belki de özgürlük, yalnız uçmakta değil; birlikte kanatlanabilmektedir, kolektiftedir, komündedir; duygunun ve aklın akışına engel koymadan kurulan ortaklıktadır
Şilan Bingöl
Bir şeyi yapabileceğimizi bilmek ve buna inanmak bazen kanatlar kadar hafif, bazen ise uçmayı unutturacak kadar ağır. Özlem Ateş’in kaleme aldığı “Benim Mi Şimdi Bu Kanatlar?” tam da bu ikilemin içinden süzülmüş, özgürlük sorunsalı üzerine bir hikâye.
Okumaya başladığımda, sevdiğim bir çocuk kitabında her zaman hissettiğim o duyguyla bir kez daha karşılaştım, kısa süreliğine güzel bir dünyanın içine girip kaybolma hissi. Kuşlar, renkli isimler, çizimler, neşeli muhabbetlerin katmanlı anlatımıyla beliren sahneler içimi ferahlattı. Kenara koyduktan kısa süre sonraysa bunu aşan bir soruyla baş başa bıraktı: Özgürlük gerçekten nedir?
Uçamamak değil, unutmak: Özgürlüğün amnezisi
Hikâyenin kahramanı Özgürkanat, ismi uçmayı çağrıştırsa da kendisini uçamayan bir kuş olarak görür. Ailesi, kardeşi Maviş, en yakın dostu Kartopu, müzik öğretmeni Tiktak ve terapisti Kadifekanat, hepsi, herkes, ona kanatlarının var olduğunu fark ettirmeye çalışıyor. Ama o ikna değil. Bazen bunu gerçekten hissetse de, –“Kartopu’nun yanında hep kanatlarım varmış gibi hissederim.”- uçabildiğini bilmiyor. Onu o yapan bir kadim bilgiyi sonsuza kadar unutmuş gibi. Bir daha hatırlayamama hali. Bir çeşit amnezi. Bizi özgürlüğe taşıyan kanatlarımızdan olma halimiz gibi, birçok sebepten, hatırlamaya direnme, ısrarla özgürlüğü unutma hali! Karanlıkta bırakılmaktan, değer yitiminden, eril nazardan, tahakkümden, rekabete maruz bırakılmaktan, güç ilişkilerinden, illa uyumlu olmaya mecbur bırakılmaktan; bizi özgürlüğe yakınlaştıran bütün edimlerimizin sakatlanmış olmasından… Bu nedenle kartopunun eşliğinde beliren bu anımsama Özgürkanat’ı karanlıktan çıkaran bir dost bakışının ürünü; paylaşımın, duygudaşlığın, dayanışmanın şifacı gücüyle.
Özgürkanat’ın kanatlarını fark ettiği diğer bir an ise müzik dersinde, şarkı söylerken olur. Bu bir diğer kadim edime göndermedir: yaratıcı hayatta kalma gücüne! Nasıl büyülü bir şeydir bu! Müzik Öğretmeni Tiktak’ın söylediği “Olsun, kanatların sesinde senin” cümlesi hem Özgürkanat’ı hem de okuyucuyu durup düşünmeye çağırıyor: Bir kuş sadece uçabildiğinde mi özgürdür? Özlem’in özgürlük nedir sorusunu, özgürlükle en çok ilişkilendirilen kuşlar üzerinden sorgulaması doğal görünebilir ancak metnin kurgusu ve olay örgüsü ustalıkla örülerek bir ezber ters yüz ediliyor. Dahası varsayılanın aksine, aleni olana kayıtsızlık masalda gerçekle çarpışıyor. Sahi, kuşlar uçma yetisiyle doğduğu için özgür müdür? Uçmak bir tercih midir, ya da uç(a)mamak? Peki uçmak neden bu kadar zordur? Özgürkanat’ın uçmamayı tercih etmesi, hikâyenin masalsı evrenine eklenen bu düşünsel katman okuru bir kez daha özgürlük üzerine enine boyuna düşünmeye ve özgürlüğü yeniden tanımlamaya davet ediyor.
Yaşama dair bütün yaratıcı var olma kapasitelerimizin gittikçe yok edildiği, özgürlüğe açılan alanın gittikçe daraltıldığı, diyalektiğin askıya alınarak dikotomilerle düşüncenin dondurulduğu, sonsuz varoluş biçimlerinin verili ezberlerle inkâr edildiği, eylemin her yeni biçiminin bir korku engeline takıldığı, akılla ve var etme yetisiyle bağı koparılarak duygulanıma dair her itkinin katılaştırıldığı bir eşikte “Benim Mi Şimdi Bu Kanatlar?” bizleri akışı bozulmamış bir enerjiyle yaratıcı var olma kudreti ile özgürlük sorunsalı kıskacında can çekişen modern özne[nellik] üzerine düşünmeye / kendimizle karşılaşmaya davet ediyor. Bu cesur bir yüzleşme çağrısı. Bu nedenle büyülü gerçekliğin bu zengin katmanı masalsı bir dille sadece çocuklara değil yetişkinlere de konuşuyor.
“Bir kuş sadece uçabildiğinde mi özgürdür?” sorusuna Tiktak’ın hikâyesi bambaşka bir kapı aralıyor. Okulda flamenko yaptığı için eleştirilmesi, uçabilen bir kuşun bile özgürlüğe uzak kalabileceğini gösteriyor. Öyle ya akışa geçen her yeni yaratıcı var olma eylemi ve ediminin yargıya maruz kalmadan yaşam bulması ne zaman mümkün olabilmiştir ki! İlla bir mahkûmiyet imtihanıyla test edilir, tökezler ve buna direnmek çelikten irade gerektirir. Bu zikzaklı bir yoldur. Zaten Tiktak da bu baskılara dayanamayıp okuldan ayrılır. Ama bu ayrılık bir başlangıçtır, bu hem kendisi hem Özgürkanat için dönüm noktası olur. Özgürkanat eve döndüğünde, öğretmeninin “Şarkı söylemekten vazgeçme” sözü kulağında çınlamaya devam eder. Nihayet o sesle söylediği şarkı, kanatlarını görünür kılar. Artık uçabileceğini bilir.
Özgürlük: Bir Yol, Bir Komün ve Birlikte Kanatlanabilmek
Yıllar sonra Tiktak’ın gönderdiği mektup ise hikâyenin alt metnini daha görünür kılıyor: “Ne yazık ki kuşlardan bazıları uçabilseler de özgürlüğe uzak olabiliyorlar.” Çünkü uçmak tek başına özgürlük demek değildir. İlk adım olduğu açık, özgürlüğe atılan ve fakat sonsuz bir yoldur bu, hep süren. Öyle ki yolun kendisidir özgürlük ve oraya akan her yaratıcı var olma gücü özgürlüğe alan açar, adım adım, derz derz. Tiktak, aynı sebeplerle onlarca okuldan ayrıldığını, sonunda kendi okulunu kurduğunu anlatır ve şöyle der: “Bu okulumuzda herkes istediği şekilde düşünüyor, düşündüğünü çekinmeden ifade edebiliyor, dans edip şarkı söylüyor…” Yazarın yer verdiği bu ifadeler derin bir özleme göndermedir; yargılamayan, katılaştırmayan, dondurmayan, yok etmeyen bir özgürlükçü bakışa; bir eylem gücüne; bir varoluş edimine. Nihayetinde özgürlük mücadelesinin temel amacı “özgür bir bakış” için değil midir: “Özgürce bir ruh” için! Bu nedenle değil midir ki Emma Goldman’ın “dans edemeyeceksem devrim benim değildir.” şiarı özgürlük mücadelesinde kadınların amentüsüdür!
Nitekim, Tiktak’ın kurduğu bu okul, yalnızca bir eğitim alanı değil, özgürlüğü birlikte mümkün kılan bir komündür bu. Düşüncenin serbestçe akışa geçebildiği, düşünmenin suç sayılmadığı, kimsenin -en çok da çocukların- susturulmadığı, çok konuşmanın cezalandırılmadığı, güç ilişkisinin yürürlükte olmadığı, yaratıcı var etme kapasitesinin yok edilmediği, an ve gelecek düşünün maddi temelde bağlanmadığı; çok sesliğin şenlikli bir orkestra, sesin ise kanat sayıldığı bir komün. Bu okul, eril bakışın dağıtıldığı, zamanın erkeklerin yönetiminden çıktığı, iradenin azad olduğu bir “güneş ülkesi”. Uçmanın fiziksel bir eylemden çok kolektif bir varoluş biçimi olabileceğini derinden anımsatan bir ortaklar kolektifi!
Bu yönüyle “Benim Mi Şimdi Bu Kanatlar?” yolumuzu, bedenin, duygunun, aklın ve zihnin akışkan etkileşimlerine ket vurmayan bir komüne çıkarıyor. Üstelik bunu bir şefkat ilişkisiyle yapıyor: burjuva aile değerlerine ve anneye atfedilen modern şefkat anlayışını tersyüz ederek! Bedelini göze alarak, yetmez yoldaşlığa düşmeden Kartopunun uçmayı çağıran hafızayı ısrarla çağırmasıyla. Ve evet yazar, varlığının biricik edimi olan uçmayı unutan bir kuş metaforuyla bizi özgürlük üzerine düşünmeye çağırıyor: Belki de özgürlük, yalnız uçmakta değil; birlikte kanatlanabilmektedir, kolektiftedir, komündedir; duygunun ve aklın akışına engel koymadan kurulan ortaklıktadır.
Künye:
Benim Mi Şimdi Bu Kanatlar
Özlem Ateş
Zizi Çocuk
Birinci Baskı: Ekim 2024
Resimleyen: Berna Yangın
Genel Yayın Yönetmeni: Serkan Akkuş
Editör: Gönül Ekici
Kapak Tasarım: Leyla Çelik









