Rojava’ya dönük saldırıları ve kadın mücadelesini değerlendiren PAJK üyesi Ayten Dersim, ‘Bugün onurlu mücadelemizi veren, bizi gerçekten var eden, bizi yeniden uyandıran ve özgürlükle var olunabileceğini gösteren YPJ savaşçılarının ve Rojava halkının direnişi etrafında kenetlenmeliyiz’ dedi
Medya Haber TV’de yayınlanan Özel Program’a katılan Kürdistan Kadın Özgürlük Partisi (PAJK) Koordinasyonu üyesi Ayten Dersim, Rojava’ya yönelik saldırıları ve kadınların verdiği mücadeleyi değerlendirdi. Ayten Dersim’in değerlendirmeleri şu şekilde:
“Öncelikle heval Sara, heval Rojbîn ve heval Ronahî’nin şehadetlerinin yıldönümü vesilesiyle onların mücadelelerine bağlı kalacağımızı, bu özgürlük mücadelesini sonuna kadar başarıya götürmenin sözünü yeniliyoruz. Bu yılki vahşet hem topluma dönük hem de kadına dönüktür. Sadece bu yıl ile ele alınacak bir durum değil, yıllardır böyledir. Egemen güçlerin, iktidar güçlerin, faşist güçlerin en çok korktukları ve vahşet uyguladıkları kesim toplumdaki kadına yöneliktir. Çünkü kadının toplumdaki varlığı, toplumdaki özneliği, toplumsallığı belirleyici olmanın en önemli halkalarından biridir. Yani o anlamda diğer yılları da hep programlarımızda değerlendirdik. Tabi bu yıla girişle birlikte bir Rojava gerçekliğini ele aldığımızda, bunun önceki yıllarında DAİŞ vahşetine karşı savaşarak, öz savunma gücünü geliştirerek Ortadoğu halklarını, dünya insanlığını ve kadınları gerçekten savundu ve kurtardı. Bu, dünyaya mal olan bir direniş oldu; dünya kadınlarının ilham aldığı bir duruş, bir direniş oldu. Bunu gördük biz de kadınlar olarak; yani sen örgütlenerek direnirsen senin etrafındaki halkalar büyür.
‘YPJ savaşçıları ve güçleri o halkın çocuklarıydı’
Şöyle bir gerçeklik var gerçekten; ahlaki ve politik toplum yok edilmemiştir. Yani bastırılmış, inkar edilmiş, ötekileştirilmiştir. Yani tüm kadınlar bir kıvılcım bekliyor. Bir yerde bir hareketlilik bekliyor, bir yerde bir örgütlülük bekliyor. Çünkü öyle bir çıkmaz var, öncülerde yetersizlik var. Bunu gerçekleştiren YPJ güçlerimiz oldu, YPJ savaşçıları oldu. YPJ savaşçıları ve güçleri o halkın çocuklarıydı. Tehlikeyi gördüler. Yani gerçekten dünyaya verilen, çünkü bu da bir plan dahilinde hazırlanarak geliştirilen bir DAİŞ yönelimidir. Buna karşı örgütlenirsek öz savunmamızı, mücadelemizi geliştirebiliriz, kendimizi savunabiliriz, halkları savunabiliriz. Ve yıllarca süren mücadelede bunu gösterdiler. Yani tüm kadınlar, tüm halklar bunun etrafında kendi varlıklarını bizzat yerinde gördüler. Bu şunun ispatıdır; sessiz kalmak, pasif kalmak, var olana tabi olmak bitiştir, yok oluştur, köleliktir.
‘İnsanlık bu anlamda şunu gördü; örgütlenmezsen yoksundur’
Tarihten günümüze kadar baktığımızda bunlar çeşitli düzeylerde olan hususlardır. Şimdi özgürlük hareketi, özgür kadın hareketi bunu tersyüz etti. Yani halklar ve kadınlar köle değildir. Köle ettirilmiş, bilinçsiz bırakılmış, iradesiz bırakılmış ve içselleştirilmiş bir durumdur bu. Şimdi bu durum ne bir kaderdir ne olması gereken bir durumdur. Yani inşa edilmiş, dayatılmıştır ve bunlar aşılabilecek hususlardır o anlamda. Yıllara dayanan bir mücadelenin ürünleri olarak bunu gerçekleştirdiler. Yani bu direnişi, bu savunmayı, bu halkları bu vahşetten ve DAİŞ’ten korumanın mücadelesini verdiler ve binlerce şehit düştü. Şimdi bu çok onurlu bir mücadeledir. İnsanlık bu anlamda bu mücadelenin etrafında yerini aldı. İnsanlık bu anlamda orada kendi kurtuluşunu gördü. İnsanlık bu anlamda şunu gördü; örgütlenirsen varsın, örgütlenmezsen yoksundur.
‘Bunu engelleyen devletlerdir ya da iktidar güçleridir’
Şimdi yılın başından itibaren bu vahşet adını değiştirerek ve başa getirilerek, adına ‘hükümet’ denilerek, adına ‘cumhurbaşkanı’ denilerek ama özü aynı. Uyguladığı yöntemler aynı, vahşet aynı. Bu da uluslararası güçlerin hazırladığı bir konsepttir. Yani Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmenin pratikleridir, uygulamalarıdır, hazırlıklarıdır. Şimdi gerçekten insan normal düşündüğünde ve sorduğunda, Kürt ve Kürdistan halkı, Kuzey-Doğu Suriye halkı, çünkü orada birçok halk yaşıyor, haklar ve kadınlar mozaiğidir. Her dilden, her mezhepten, her inançtan. Çünkü halklar için bunlar sorun değil ya da kadınlar için bunlar sorun değil. Dikkat et, Kobanê’de de kadın direnişi var, kadın savunma direnişi var ama Latin Amerika’daki bir kadın da burada kendini görebiliyor. Demek ki sınırlar engel değil, inanç engel değil, mezhepler engel değil, dil engel değil. Bunu engelleyen devletlerdir ya da iktidar güçleridir, hegemonlardır. O anlamda bu halkları kendisi için bir tehlike gören, bu halkları tehlike görerek yok etmek için tüm vahşetini devreye koymak ne insanlığa sığıyor, ne ahlaka sığıyor, ne uluslararası normlara sığıyor, ne hukuka sığıyor. Kendi iradesiyle kendini yürütebilen, hiçbir halka zarar vermeyen ve özellikle kadına dönük saldırılara karşı duran bir halk gerçekliği vardır. Çünkü DAİŞ gerçekten kadınları çok vahşice katletti. Çok vahşice kapattı, çok vahşice kullanmak istedi. Şimdi YPJ güçleri buradan kurtardı. Böylesi halklar mozaiğinin başka bir halka herhangi bir zararı dokunmadan ve özgürce kendi demokratik sistemlerini, kendi özgür iradeleriyle yürütebilmesi, başka bir yere de saldırmaması, başka bir yerde de gözü olmaması, Ortadoğu halkları içinde gerçekten en masum halklardan biri olan Kürdistan halkının duruşudur. Kadınların da öyle bir derdi, öyle bir sorunu yoktur.
‘HTŞ köleliği, boyun eğmeyi dayatıyor’
Şimdi HTŞ getirildi, adı değiştirildi, biçimi değiştirildi ama onun tüm çete güçleri, önceden El-Nusra olan, DAİŞ olan yüzlerce farklı isimle ortaya çıkan yapıların hepsinin toplamı, özgür iradeli halkları ortadan kaldırma ve kendi vahşetini halklar üzerinde sürdürme amacındadır. Bunu dünya gördü, bunu tekrar, tekrar dile getirmemiz belki yerinde değil. Böyle DAİŞ kılıflı, özü ve yöntemi aynı olan, bu halklara köleliği, boyun eğmeyi, iradesizliği dayatan ve zoru kullanan bir yapıdan söz ediyoruz. Şimdi Kürt ve Kürdistan halkının şöyle bir isteği ve talebi var. Çünkü biz şuna ulaştık halklar olarak ve kadınlar olarak; halklar kim olursa olsun, görüşerek, müzakere ederek, tartışarak varsa bir sorunu insan olarak bunu çok rahat çözebiliriz.
‘Kürdistan halkı ve kadın tehlike görülüyor’
Önderliğimiz zaten bunun mücadelesini tüm kapsamıyla veriyor. Diyor ki, savaşlarla sorunlar çözülmez. Ama buna gelmediler. Bizim izlediğimiz, takip ettiğimiz kadarıyla, hiçbir bütünlüklü anlaşmaya, görüşmeye, tartışmaya gelmeden tüm çete güçlerini devreye soktular. Bunu önceden organize eden, hazırlayan ve vahşetle yeniden saldıran bir güç gerçekliği var. Buna karşı uluslararası hegemon güçlerin Kürt halkı üzerinde yıllardır estirdiği bir komplo var. Çünkü Kürt ve Kürdistan halkının varlığını kabul etmeyenler, özellikle Kürdistan halkı içinde en dinamik güç olan kadın mücadelesini kendileri için bir tehlike olarak gördüler. Şimdi buna dönük saldırılar yaşanıyor. Buna saldırı olurken elbette ki tüm halklarımız, kadınlar müthiş bir mücadele başlattı. Bu onurlu bir duruştur. Bu halkların mücadelesinin ortaklaştığı bir duruştur.
‘Şimdi ad değiştiriliyor ama öz değiştirilmiyor’
Bu katliama göz yummak istemeyen, özgürlükten yana olan halkların duruşudur. Bunlar elbette ki devam etmelidir. Nasıl ki YPJ güçlerimiz ve onurlu halkımız mücadele etti ve halkları DAİŞ’ten kurtardıysa, bugün de aynı kararlılık vardır. Yoksa DAİŞ her yere girecekti. Katliamlarla her şeyi silip süpürecekti. Şimdi ad değiştiriliyor ama öz değiştirilmiyor, yöntem değiştirilmiyor. Basında gördük. Onuruyla savaşan YPJ savaşçılarını balkonlardan, binalardan attılar. Bu öyle geçiştirilecek bir durum değildir. Bu bir intikam saldırısıdır. Bu, ‘siz bizi yok ettiniz, şimdi biz de sizi yok edeceğiz’ anlayışının ifadesidir. O anlamda YPJ güçlerinin mücadelesi, dün olduğu gibi bugün de onurludur. Kendi özgürlüklerini sağladıkları gibi sadece kendileri için değil, o coğrafyada yaşayan tüm halklar ve kadınlar için mücadele etmektedirler. Bu mücadelede kararlıdırlar ve biz bunu net görüyoruz. Dünya buna karşı sessiz kalmamalı. Yani sessiz kalmadan bunun karşısında gerçekten çok örgütlü olunmalıdır.
İran ve Rojhilat
Diğer tarafta bir de İran ve Rojhilat var. Bunun öncesi ‘Jin, jiyan, azadî’ serhildanı vardı. ‘Jin, jiyan, azadî’ felsefesi bir özgürlük felsefesidir, bir kendin olma felsefesidir, onurlu yaşamanın, mücadelenin felsefesidir. Şimdi bu tüm insanlıkta ve kadınlarda olması gereken bir felsefedir. Yani dünya hegemonik güçlerinde bu yoktur diye, olmaz diye bir kaide söz konusu değildir. Bu direniş günlerce sürdü. Bugün de halklar öncülüğünde, kadınlar öncülüğünde orada yapılan bir haksızlık var, orada yapılan bir onursuzluk var. Bu dayatılıyor. Şimdi bu halkların da bir onuru var, bu halkların da bir bilinci var, bu halkların da gerçekten kendi olma düşüncesi var. Bu hiçbir güce, hiçbir sınıra zarar vermiyor. Bunun karşısında günlerdir interneti kapatılmış, elektrikleri kesilmiş, tam net bilmemekle birlikte elli dokuz bin deniliyor, altmış bin deniliyor, insanlar katledilmiş, kadınlar katledilmiş. Daha yaşarken onların iç organları alınıyor, hastanedeyken katlediliyor.
‘Coğrafyamızdaki halkların mücadelesinden görüyoruz’
Dünya insanlığı bu katliamlara sessiz kalmamalı. İnsan bunu dile getirirken bile gerçekten zorlanıyor. Cesetlerin bu kadar üst üste atılması, sizin dediğiniz gibi kadınların cesetleriyle oynanması ve sıkılan kurşunun parasının aileden alınması. Hangi insanlık bunu görmemezlikten gelebilir? Şimdi basına verilmiyor diye yok mudur? Çünkü öyle bir rejim ki kendi ülkesinde olan biteni tüm dünya kamuoyuna kapalı tutarak katliam yapıyor, bastırıyor ve kendi rejimini sürdürmeye çalışıyor. Bu mümkün değildir. Senin bu kadar katlettiğin, senin bu kadar despot rejimle bastırmaya çalıştığın, inkâr ettiğin, yasakladığın halklar bunu kabul etti mi? Mümkün değildir. Halkların iradesi şöyle bir realiteye sahiptir. Evet, bir dönem bastırabilirsin, bir dönem inkâr edebilirsin ama uzun vadede bu yürümez. Bunu coğrafyamızdaki halkların mücadelesinden görüyoruz, dünyadaki kadınların mücadelesinden görüyoruz.
‘Biz bir ölürüz ama binler doğarız’
Bugün dünyada bu kadar kadın savunucuları var, kadın hareketleri var, kadın kurum ve kuruluşları var. Yıllardır bunlar da ya işkenceye, ya tutuklamaya, ya bastırmaya, ya ötekileştirmeye maruz kaldılar. Bu döneme has bir uygulama değildir ama yok edebildiler mi, ortadan kaldırabildiler mi? Mümkün değildir. Halklar sürekli kendini yeniler, sürekli kendini büyütür, sürekli kendini geliştirir. Bu bir toplumsallıktır. Hele bir de kadınsa, bunların tümü içinde kadın kendi özgürlüğünün varlığına ulaştı mı, bunun bilincini oluşturdu mu hiçbir güç onu durduramaz. Elbette ki iktidar güçleri için hegemonik güçler için bu bir tehlikedir. Çünkü onların varlığı toplumu susturma ve kadınları susturma üzerinedir. Yıllardır, binlerce yıldır böyledir. Ama kadınlar bu gerçekliği gördüğü anda, bilinçlendikçe şunu da göze alıyorlar; siz varlığımızı bizi öldürerek ortadan kaldıramazsınız. Biz bir ölürüz ama binler doğarız.
‘YPJ savaşçıları etrafında, Rojava halkının direnişi etrafında kenetlenmeliyiz’
Bu, kadınların verdiği özgürlük mücadelesinde görülen bir gerçekliktir. Bunu Kürdistan’da da görüyoruz, Ortadoğu’da da görüyoruz. Gerçekten böyledir. Taliban başa getirildi, oradaki kadınlar sustu mu? DAİŞ getirildi, kadınlar sustu mu? Bugün HTŞ getirildi, kadınlar sustu mu? Yüzyıllardır dünyada estirilen iktidarcı baskı ve zulüm halkları susturabildi mi? Kadınları susturabildi mi? Kadınların örgütlülüğünü ortadan kaldırabildi mi? O anlamda biz kadınlar olarak bunun bütününü görebilmeliyiz. Bugün onurlu mücadelemizi veren, bizi gerçekten var eden, bizi yeniden uyandıran ve özgürlükle var olunabileceğini gösteren YPJ savaşçıları etrafında, Rojava halkının direnişi etrafında kenetlenmeliyiz. Çünkü onlar artık buna karar kıldılar. ‘Biz varlığımızı kimseye teslim etmeyeceğiz. Biz varlığımızla insanlığımızı ve onurumuzu koruyoruz ve koruyacağız. Bunun ucunda ölüm vardır, bunun ucunda katledilmek vardır ama onurumuzu teslim etmeyeceğiz.’ Yapılan açıklamalarda halk bu kararını net biçimde ortaya koymuştur. Bu çok önemlidir. Çünkü halklar kendi varlıklarının kararını kendileri verir. Hep deniliyor ki şu baskı yapıyor, bu baskı yapıyor. Bunların hepsi özel savaşın ürünleridir. Bunlar halkların direnişinin önünü kesmeye yönelik kirli propagandalardır. Bunlar YPJ savaşçılarının direnişini karalamaya dönük propagandalardır. Biz bunları dün de gördük, bugün de görüyoruz. Hep bu mücadeleyle kendimizi var ettik. O anlamda mesele tek bir, iki rejim değildir.
‘Kendi özgür yaşamını oluşturmak kendini blinçlendirmektir’
Bugün birçok ülkede çok çarpıcı örnekler var. Önderliğimiz hep ‘Bugün erkek seni seviyorum diyor ve yarın seni paramparça edip bavula koyuyor’ diyor. Bunlar televizyonlarda gösteriliyor. Kaç katlı binadan attığı gösteriliyor. Çöp poşetlerinin içine koyarak çöplere atılıyor. Yani kadın olarak bizim kurtuluşumuz, elbette ki kurtuluş kendi özgür yaşamını oluşturmaktır. Kendi özgür yaşamını oluşturmak kendini bilinçlendirmektir. Kendini örgütlemektir. Kendini sürekli savunmaktır. Bu egemenlik bugün de yarın da ortadan kalkmaz. Saldırı olduğunda kendi savunmanı bilmektir. Yani bu bir vahşettir. Kadınlar tek tek öldürülüyor.
‘Vahşet, Kastik Katil, olarak tanımlandı’
Önderlik şimdiye kadar yapılan tüm katliamların, inkarların, vahşetlerin en doğru tanımını yaptı gerçekten. Hiç kimsenin cesaret edemediği ya da böyle bir tanım olması gerektiğini tartışmaya açmadan bunun adını koydu ‘Kastik Katildir’ dedi ve biz kadınlara daha bütünlüklü nasıl bilinçlenmemiz gerektiğinin, daha nasıl örgütlenmemiz gerektiğinin perspektifini sundu. Bu perspektifi somutlaştırdı. Bunlar sıradan tek tek bireyler değildir. Bu bir sistemdir. Bu bir rejimdir. Bu örgütlü, hegemonik bir güçtür. Kendini hep insanları, halkları ve kadınları katlederek var etmiştir. Önderlik bunu klana kadar götürdü. Klanın yarılmasıyla komün ve devlet çatışmasını ortaya koyarak günümüze kadar getirdi. Biz tarihe dönüyoruz, tüm süreçleri birebir gözden geçiriyoruz, okuyoruz, araştırıyoruz ve bugünün ifadesini buradan buluyoruz.
‘Biz de bu doğanın özüyüz’
Öz savunma bugüne ait bir durum değildir. Hegemonik güçler ya da iktidar güçleri, kendi varlıklarının yok olma korkusunu yaşayan güçler, öz savunmayı sanki bugüne ait askeri bir örgütlenmeymiş gibi sunuyor. Toplumlar üzerine korku salmak isteyen, toplumlar üzerinde özel savaş politikası yürütenler, ‘savunmasız olun, ben sizin savunmanızı yapıyorum’ diyorlar. Biz tarihimize bakıyoruz. Tarihimizde bize uygulanan neyse, bugün farklı adlarla yapılmaktadır. İlk insanlığın oluşum aşamasında bile insanlar karşılaştıkları zorbalıklara, şiddetlere, yönelimlere karşı hep bir kendini savunma refleksi geliştirmiştir. Önderliğimiz bunun doğada bile olduğunu söylüyor. Ekolojiye baktığımızda bunu görüyoruz. Çiçekler var, ağaçlar var. Canlı varlık sadece toplum değildir, doğanın kendisidir. Biz de bu doğanın özüyüz, parçasıyız, onunla varız. Doğanın bile bir öz savunması varsa, karşıdan biri dalını kopardığında, çiçeğini kopardığında buna göre bir refleks geliştiriyorsa, biz insanız. İnsanın düşüncesi vardır, iradesi vardır, fiziği vardır, varlığı vardır. Bu doğadan üstünlük anlamında değil, kendini ifade ettiği toplumsallık anlamındadır. İkinci doğa olarak tanımlıyoruz bunu. O zaman öz savunmasız nasıl olabilir? Öz savunma, kendi varlığını her koşulda savunma düşüncesidir, savunma refleksidir, savunma mücadelesidir, savunma bilincidir ve örgütlülüğüdür. Biz nerede olursak olalım, üzerimize silahlı gelindiğinde elbette ki kendimizi savunuruz. Silahlı gelen güce karşı elimizi kaldırıp teslim olmayız. Ama silahların insanlık için bir kurtuluş olmadığını da biliyoruz. Buna rağmen silahlardan vazgeçip teslim olmayacağımız da bir gerçektir. Bu tüm halklar için geçerlidir.
‘İnsanlık devlet olmadan da vardı’
Devletlerin orduları neden vardır? Devletlerin iç güvenlik sistemleri, polisleri neden vardır? O zaman soralım; bu sadece dış güçlere karşı mı? İnsanlık devlet olmadan da vardı. Toplum devlet olmadan da vardı. Ama kendini savunuyordu. Bu savunma nöbetti, bu savunma farklı biçimler aldı. Bugün dünyada yürütülen 3’üncü Dünya Savaşı koşullarında, Ortadoğu yeniden dizayn edilirken, halkların iradesi ortadan kaldırılmaya çalışılırken ve kadın mücadelesine bu kadar şiddetli saldırı varken biz kadınlar nasıl öz savunmasız olabiliriz? Saçları bile kesilerek teşhir edildi. Dünya kadınları, ‘ben kadınım diyen, ben halkım diyen, ben insanım diyen’ herkes bu vahşeti görmelidir. Hem öldürüyorlar, başı kesiliyor ve buna HTŞ deniliyor, buna da ‘hükümet’ deniliyor. YPJ savaşçılarının saçlarını keserek poz veriyorlar. Evet, kadınlar buna sessiz kalmadı. Ama bunu yeterli görmeyelim. Bu onurlu bir duruştur ama yeterli değildir.
‘Kendimizi büyütmek zorundayız’
Kadın saçıyla vardır, her şeyiyle vardır. Eğer kadına bunlar yapılıyorsa buna karşı teslim mi olacağız? Hayır. Buna karşı mücadele etmek zorundayız. Onurumuzu korumak zorundayız. Kendimizi örgütlemek zorundayız. Kendimizi büyütmek zorundayız. O anlamda dünya kadınlarında ciddi bir uyanış vardır. Ama bu uyanış güçlü bir iradeye dönüşmelidir. Güçlü bir örgütlülüğe dönüşmelidir. Güçlü bir direnişe dönüşmelidir. Kim neredeyse kendi mücadelesini büyütmelidir. Önderlik hep bizi böyle eğitti. Bir kadın katlediliyorsa bilin ki sensin, sizsiniz. Kadının böyle bir duygusu var. Kadının böyle bir bilinci var.
‘Savunmamızı büyütmek zorundayız’
Toplumsallığından dolayıdır, kapsayıcılığından dolayıdır, esnekliğinden dolayıdır, duygusallığından dolayıdır. Bu bütünlüğü taşıyor. Biz ne bu saçı unutacağız, ne o binalardan atılan savaşçımızı unutacağız, ne bu vahşice üzerimize gelen katliamı unutacağız. Ne bugün, ne yarın, ne öbür gün. Bugün uygulanan vahşet insanlığı bir kez daha sarstı. Bir kez daha mücadeleye teşvik etti. O anlamda biz direnişimize dün güvendiğimiz gibi bugün de güveniyoruz. Direnişimizi belirleyen mücadelemizdir. Mücadelemizi belirleyen örgütlülüğümüzdür. Örgütlülüğümüzü belirleyen birlikteliğimizdir. Bunların toplamı bizim bir toplum olmamızın gerekleridir. Bu, bir insan olmamızın, bir kadın olmamızın gerekleridir. O yüzden hiçbir zaman öz savunma bu koşullarda ortadan kalkmamıştır. Öz savunmayı bize pasif, edilgen, liberal, her şeye boyun eğen bir şey gibi gösteren özel savaş politikalarıdır. Sosyal medyada, bünyelerde bu şekilde işletiliyor. Ama bunun ötesinde bir şeydir. Köleliği farklı argümanlarla sana dayatıyorlar. O anlamda kendimizi savunmak zorundayız. Savunmamızı güçlü yapmak zorundayız. Ama aynı zamanda savunmamızı büyütmek zorundayız.
‘Mücadelemizi bir tanıma kavuşturmamız gerekir’
Önder Apo’nun ‘Ben bu dönemi kadın kahramanlık dönemi olarak tanımlıyorum’ tespiti gerçekten yaşadığımız mücadeleyi tanıma kavuşturan bir Önderlik yaklaşımıdır. Bizler Kürt özgür kadın hareketiyiz ama bu büyüdü. Kürt ve Kürdistan’ı aşarak evrenselleşti. Dünya kadın hareketleri olarak mücadelemizi bir tanıma kavuşturmamız gerekir. Yürüttüğümüz direnişte, yürüttüğümüz mücadelede, yürüttüğümüz örgütlülükte, yürüttüğümüz birliktelikte bunların hepsi bir kahramanlık destanıdır. Kahramanlık hep bize yüklenen ya da verilen bir kavram gibi anlatılır. Gidersin, şehit düşersin ve kahraman olursun. Elbette bu da bir kahramanlıktır. Ama asıl kahramanlık, onu yaşama kavuşturan, mücadeleye kavuşturan, sürekli bir mücadele azmiyle, kararlılıkla, iddiayla kendini büyütmektir. Bugün mücadelemiz gerçekten böyle bir düzeye ulaşmıştır. Bugün Asya’dan, Latin Amerika’dan, Avrupa’nın birçok ülkesinden kadınlar bu mücadeleyle buluşuyor. İrili ufaklı olması önemli değildir. Nicelik değil niteliktir önemli olan. Özgürlük niteliktir. Bunların hepsi bir mücadeledir, bir kahramanlıktır. Teslim olmayan, boyun eğmeyen, edilgen olmayan, pasif olmayan, kendini tarihsel sosyolojiyle eğiten, jineoloji ile ufkunu büyüten, kendi tarihiyle buluşan ve bu tarihi bugüne taşıyan bir mücadeledir. Toplumsallığa ne dayatılır? Kendi tarihini unut, bugün tarihi biz yazıyoruz denir. Oysa onların yazdığı tarih inkârdır, yok ediştir, liberal ve insan bedenini parçalayıp satan bir tarihtir. Tarih bundan ibaret değildir. Bugün de bundan ibaret değildir. Egemenlerin yazdığı tarihle bakarsak böyle görürüz. Ama yazılmayan bir tarih de vardır. İşte kadınların mücadelesi, halkların mücadelesi bu yazılmayan tarihi gün yüzüne çıkarıyor. Jineoloji bu yüzden geliştirildi. Kadınların tarihini bugüne taşımak için geliştirildi. Tarihte kadınların hep bir mücadelesi vardı ama bu mücadeleler ya silindi ya çarpıtıldı. O yüzden tarihteki direnişi bilince çıkarmak, bugünü doğru okumak ve geleceği doğru örmek gerekir. Kahramanlık yeniden tanımlanıyor. Kadınlar üzerinden yeni bir anlam kazanıyor. Bu uğurda binlerce beden verildi, binlerce kahraman verildi, binlerce destanlar yazdık, binlerce direniş gösterildi. Halklar bu yüzden kenetleniyor, bu yüzden ilham alıyor.
‘Boyun eğen bir hareket değiliz’
Bu direniş hep yaşatıldı. Vahşete karşı sürekli bir başkaldırı duruşu sergilendi. Bu başkaldırı, anlık bir öfke değil, sürekli bir mücadele duruşudur. Bedel vermek elbette kahramanlıktır. Mücadele tarihimizde hep şu anlayış vardı; ölüm bizden korkar, biz ölümden korkmayız. Çünkü ölümün ne olduğunu biliyoruz. Böyle bir mücadele birlikteliğiyiz. Bu mücadele bizi aşarak diğer kadınlara ulaştı. Analarımız da, ‘Em ji mirinê mezintirin’ diyor. Bunun bir tarihi var, bir mirası var. Ona dayanarak söylüyorlar. Çünkü biz onların evlatlarıyız. Biz boyun eğen bir hareket değiliz. Var olana tabi olan bir hareket değiliz. Yıllardır mücadele eden ve bu mücadeleyle özgürlüğün ne olduğunu öğrenen bir hareketiz. Bu hareketin kapsamı geniştir. Tüm kadın hareketlerini kapsar. Çünkü var olan kadın mücadelesinin bütünlüğünün ortak ifadesidir.
‘Mücadelemiz kadınların sesidir’
Bugün Avrupa’da katledilen kadın da biziz. Kimliği, mezhebi, ırkı ne olursa olsun biz bu sınırları aştık. Evrensellik bizim bakış açımızdır. Mücadele ederek bu bilince ulaştık. Avrupa’da çok sayıda kadın katlediliyor. Ortadoğu yeniden DAİŞ eliyle dizayn edilmek isteniyor. Katliamlarla teslim alınmak isteniyor. Bu diğer halklara da sıçrar. Bu rejimler bununla yetinmez. O yüzden bizim mücadelemiz tüm kadınların sesidir. Nerede bir kadın katlediliyorsa onun mücadelesini yürütmeliyiz. Mücadele sadece bir yürüyüş yapmak değildir, sadece bir açıklama yapmak değildir. Elbette bunlar da vardır ama sen büyüdükçe mücadele araçların, gerekliliklerin ve kapsamın da ona göre gelişir. O yüzden hiç kimseyi hesapsız bırakmamalıyız. Hesabımız gerçekten bu şiddeti durdurmak olmalıdır. Bu katliamdan vazgeçirmek olmalıdır. Bunu kendi mücadelemizi büyüterek yapmalıyız.
‘Kadının bilinçlenmesi toplumun bilinçlenmesidir’
Önderlik bize bunu sürekli söyledi ve tüm savunmalarında da bunun özünü görüyoruz. Siz büyüdükçe karşıdaki tehlikeleri aşarsınız, hep karşıt durarak değil, kendi dinamiklerinizi güçlendirerek mücadele etmelisiniz der. Bu bütünlüklü bakış şunu ifade ediyor; dün de öz savunma gerekliydi, bugün de gereklidir. İnsanlık var oldukça, halklar var oldukça, kendi demokratik sistemlerini, kendi özgür ve yaşanabilir yaşamlarını kurmadıkları sürece öz savunma her zaman olacaktır. Bu bir güvencedir, bir garantidir. Bir de içteki gerçeklik var. Sadece dışarıdan gelen bir düşmandan söz etmiyoruz. İçeride de bu kadar derin bir cinsiyetçilik vardır. Aile içi şiddet vardır. Kadının iradesini görmeme, tanımama vardır. Kadını ev içinde köle gibi çalıştıran, dışarıda çalışmasına izin vererek ekonomik özgürlüğü varmış gibi gösteren ama aslında onu özgürlüğünden vazgeçirmeye çalışan bir sistem vardır. Bunların hepsi oyalamadır, kandırmadır, tesellidir. Çünkü kadının bilinçlenmesi toplumun bilinçlenmesidir. Biz toplumdan kopuk değiliz. Bunun içine milliyetçilik de girer, dincilik de girer, şovenizm de girer, cinsiyetçilik de girer. Kapitalist modernitenin bütünüdür bu. Toplumu özünden uzaklaştıran bir sistemdir. Görüyoruz, tek tek bireyler nasıl canavarlaştırılıyor. Şimdi bu DAİŞ’lilere insan diyebilir misin? İnsanlıktan çıkarılmış bir mahluktur bu. İnsan değildir. O zaman bu vahşete karşı ne yapacağız? İnsanlığımızı koruyacağız. İnsanlığımızı büyüteceğiz. Çünkü insanlık bu değildir. İnsanlık birbirini öldürmek değildir, inkâr etmek değildir, yok etmek değildir. Bu nedenle mücadelemizin haklılığı bir kez daha ortaya çıkıyor. Öz savunma, örgütlülükle birlikte tüm dünyanın kendi güvenliğini bütünlüklü biçimde sağlama arayışıdır. Hem içten hem dıştan gelen saldırılara karşı kendini savunma gücüdür.
‘Evrenselleşen bir hareket var’
Uzun yıllara dayanan bir mücadele ve evrenselleşen bir hareket var. Mesela; Latin Amerika’daki kadınlar bu mücadeleyi gördükçe kendilerini örgütlüyorlar. Birileri gidip onları örgütlemiyor. Afganistan’daki kadınlar ilk yönelimde YPJ’yi çağırmadı mı? Gelin bizi savunun, gelin bizi eğitin dediler. Bugün Süveyde’de katliamlar olurken oradaki halkların çağrısı YPJ’ye, YPG’ye değil miydi? Alevilerin çağrısı değil miydi? Biz tek bir ses değiliz. Soyut bir ses de değiliz. Büyük bedeller vererek, büyük zorlukları aşarak buraya geldik. Karşımıza çıkan faşizmdi, hegemonik güçlerdi, devlet gücüydü, erkek şiddetiydi. O yüzden en başta şunu söyledim; kadınlar vardır, yok edemezsiniz. Halklar vardır, yok edemezsiniz. Ama nasıl vardır? Kimliğiyle vardır, onuruyla vardır, kültürüyle vardır, düşüncesiyle vardır, ahlakıyla vardır, coğrafyasıyla ve doğasıyla vardır. Kadınlar bunu gördükçe kendi ülkelerine, ailelerine, çevrelerine, okullarına, devletlerine bakıyorlar. Günlük şiddeti görüyorlar. Görünmeyen, inceltilmiş, normalleştirilmiş şiddeti görüyorlar. İradesinin tanınmadığını görüyor. Bunların hepsi şiddettir. Şiddet sadece kaba zor değildir. Bunları gördükçe soruyorlar; bu kadınlar nasıl mücadele ediyor? Hangi bilinçle, hangi düşünceyle, hangi argümanla? Cevap nettir; örgütlülükle. İki kadın bir araya gelmelidir. Beş kadın bir araya gelmelidir. Televizyonda görüyoruz, bir kadına üç erkek saldırıyor. Elinde bıçakla, tabancayla saldırıyor. Kadın kendini örgütlese, bilinçlense, örgütlü ve bilinçli kadının refleksi ve iradesi çok güçlüdür. Bunlar sıradan durumlar değildir.
‘Her yerde kadın bilimine yönelmek, bunu anlamak gerekir’
Niye ağlıyorsun? Karşılık ver. Çünkü sana fiili şiddet uygulanıyor, seni öldürecekler. Niye kendini ölüme yatırıyorsun? Buradan öfkemiz neden artıyor? Çünkü kadınlar bilinçlenmelidir. Erkeğin her tatlı sözüne kanmamalıdır. Bugün ‘seni seviyorum’ diyen yarın seni öldürüyor. O zaman sevgiyi doğru tanımlayalım. Sevgi karşılıklı irade tanımasıdır. İnsan olmayı tanımaktır. Sevgi tahakküm değildir. Şiddet çok boyutludur. Her kadın bunu kendine yakıştırmamalıdır. Kabul eden kadın yoktur. Ama örgütlü olmadığı için güç ortaya koyamayan kadınlar vardır. Dünyada bu kadar kadın hareketi, kadın kurumu, kadın örgütü varken kadınlar yalnız değildir. Bunun bir bilimi vardır; Jineoloji. Her yerde kadın bilimine yönelmek, bunu anlamak gerekir. Neden böyle bir bilime ihtiyaç duyuldu? Çünkü soru sormadan doğru bulunmaz.
‘Kadının ortak düşüncesi ve ortak mücadele zemini olduğu ortaya çıktı’
Biz bu dünyaya mahkum değiliz. Bu dünyada yaşıyoruz ama mahkum değiliz. Kendi dünyamızı kurabiliriz. Her gün mücadele ediyoruz ve mücadele ettikçe moralimiz artıyor, inancımız büyüyor, başarımız büyüyor. Bu düşünce mücadele tarihimizde hep vardı ve bugün evrenselleşti. Tek bir düşünce değil, bir oluşumdur. Dünya Kadın Demokratik Konfederalizmi bunun örneklerinden biridir. İki, üç yıl önce Berlin’de yüzlerce kadın bir araya geldi ve tüm kadınlara ilham oldu. Her kadın kendi rengiyle, kendi düşüncesiyle, kendi yaşadığı zorluklarla geldi. Düşünceler ortaklaştı. Kadının ortak düşüncesi ve ortak mücadele zemini olduğu ortaya çıktı. Kadınlar ortaklaştıkça bu şiddeti ve cinsiyetçiliği aşabilecek iradeye sahiptir. Yüzlerce geliyorsa yarın binlerce gelir. Nerede olursan ol örgütlen. Kürdistan’da askerlerin, polislerin, korucuların kadınlara saldırdığı yerde halk tepki gösterdi ve öz savunmasını yaptı. İşte öz savunma budur. Kimse rahatça dil uzatamaz, el uzatamaz. Bu nedenle halk öz savunma bilinciyle daha duyarlı, daha örgütlü karşılık vermelidir. Bir askerin görevde olması bir kadına, bir çocuğa el uzatmasını meşru kılmaz. Bu şiddet kendini yeniden üretmek istiyor. Biz de buna karşı mücadele ederek varlığımızı ve onurumuzu büyütmeliyiz. Teslim olacak değiliz. Mücadelemiz bunu kanıtlamıştır. Bugün HTŞ çeteleri saldırıyorsa, bugün İran rejimi insanları katlediyorsa bu böyle kalmaz. Halklar yaşadıklarını unutmaz.
‘Boyun eğmeyen tüm kadınlar kahramandır’
Kürt halkının tarihi halkların iradesiyle yazılmadı. Kadınların tarihi de kadınların diliyle yazılmadı. Ama binlerce kadın yazar vardır. Yaşadıklarımızı yazıya dökmek zorundayız. Önderliğimiz ‘Kölelik tarihi yazıldı, özgürlük tarihi yazılmayı bekliyor’ dedi. Bu mücadelenin sonucudur. O yüzden bu yüzyıl kadın kahramanlık yüzyılıdır. Bu kahramanlığı yazmak kadınların görevidir. Mücadele eden tüm kadınlar kahramandır. ‘Jin, jiyan, azadî’de direnen kadınlar kahramandır. Zulme boyun eğmeyen tüm kadınlar kahramandır. Ruh bütünlüğüyle, düşünce bütünlüğüyle, mücadele bütünlüğüyle nerede olursak olalım birbirimizin mücadelesini büyütmeliyiz. Önderlik bu yüzyılı ‘kadının mücadele yüzyılı’ olarak tanımladı ve dünyayı kadınlar kurtaracaktır. Dün de buna inandık, bugün de inanıyoruz. Mücadelemize inanalım ve mücadelemizi büyütelim. Örgütlülüğümüze inanalım ve örgütlülüğümüzü büyütelim. Bilince yüklenelim. Kadın bilinçsiz bırakılarak ötekileştiriliyor. Sosyolojiye yüklenelim, jineolojiye yüklenelim, felsefeye yüklenelim. Yirmi birinci yüzyılı kadının mücadele yüzyılı yapalım. Bu dünyayı kadın öncülüğünde kurtarmaya soyunalım.”
HABER MERKEZİ









