• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
16 Şubat 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Paradigmaya komplo: Komploların olmazsa olmazı

16 Şubat 2026 Pazartesi - 00:00
Kategori: Forum, Manşet

Komploların olmazsa olmazı paradigmaya, ideolojiye, fikriyata yönelik bir komployu da içerir. Bunun bilincinde olarak paradigmaya kurulan komployu boşa çıkarma görevi 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nun yıldönümünde ve 2. Komplo sürecinin henüz sıcak olduğu bu dönemde güncel bir zorunluluk olarak kendisini dayatıyor

Harun Çınar

6 Ocak’ta Halep’in iki Kürt mahallesi Şeyh Maksut ve Eşrefiye’ye yönelik olarak başlatılan, ardından topyekûn Kuzey ve Doğu Suriye’ye doğru genişletilerek büyütülen saldırılar pek çok kirli pazarlığın sayesinde gerçekleşebildi. Paris’te Şam Hükümeti’nin İsrail ile anlaşması sonrası saldırıların başlaması ve ABD’nin bu saldırılara onay vermesi ortada büyük bir emperyal müdahalenin ve planın olduğunu net bir şekilde ortaya koydu. Abdullah Öcalan’ın da ifade ettiği gibi Rojava’daki Kürt kazanımlarını ve demokratik inşayı hedef alan yeni bir komplo yani “2. Komplo” devreye sokulmuştu.

Komploya ilişkin tartışmalar daha çok askerî açıdan “zafer-yenilgi ikiliği” üzerinden yapılıyor. Ancak tıpkı 15 Şubat Komplosu’nda olduğu gibi 2. Komplo da aynı zamanda Kürt hareketinin ideolojisine, paradigmasına, teorik müktesebatına ilişkin tahrif edici sert bir yönelimi de içeriyor. Komplocular yine kurumsal-örgütsel tasfiyeyi teorik tasfiyeyle eş anlı yürütmek isteyen bütünsel bir plana sahip. Hatırlayalım, komplocular 15 Şubat Komplosu’yla birlikte Kürt hareketini küresel sermaye ve iktidar tekellerinin çıkarları doğrultusunda “ehlileştirerek” yeni bir biçim ve içerik vermeye çalışmıştı. Küresel kapitalizmle dost, Atlantik cephesinin yanında, sistem karşıtı devrimci hedeflerinden arındırılmış “makbul” bir Kürt hareketi inşa etmeye teşebbüs etmişlerdi. Ancak Öcalan’ın komployu sistemik temelde analiz edip müdahale etmesiyle komplonun teorik-ideolojik ayağı da boşa düşürülmüştü.

Esasen şimdilerde de benzer bir yönelimle karşı karşıyayız. 6 Ocak’ta başlatılmak istenen 2. Komplo, aynı zamanda sözümona teorik-ideolojik bir itibarsızlaştırma kampanyasıyla eş anlı yürütülmek isteniyor. Ortadoğu’yu yeniden kendi çıkarları temelinde şekillendirmek isteyen küresel kapitalizmin hegemonik güçleri ve onun bölgesel işbirlikçileri, bilinçli bir şekilde Kürt hareketinin ve liderinin fikirlerinin yanıldığını, ortaya koymak istedikleri modelin boşa düştüğünü, paradigmalarının geçersiz olduğunu buyuruyor! Yapılmaya çalışılan şeyin ciddiyetle üzerine gitmek gerekiyor.

Teorinin doğru-yanlış cetveli

Kapitalist modernitenin modern bilme biçimi olarak üreterek dayattığı pozitivizm, duyularla algılanabilirliği, gözlemlenebilirliği epistemolojinin yegâne kriteri olarak ilan etti. İnsanlığın bilişsel kapasitesinin sınır çizgilerini duyusallığın alanıyla eşitledi. Gerek doğasal gerek toplumsal, bütün bir gerçeklik evrenini duyusallıkla tüketerek duyusal gerçekliği mutlaklaştırdı. Böylelikle pozitivizmin bu yassı ontolojisi duyusallıkla eşitlenemeyecek olan hakikati ıskaladı. Ontoloji üzerinde de işleyen büyük bir hegemonya projesi olarak işlev gören pozitivizm, duyusal-somut gerçekliğe ilişkin obsesyonu egemen kıldı.

Öyle ki bir fikrin, ideolojinin doğru-yanlış cetvelini de kendisince belirledi. Buna göre toplumsal gerçekliğe ilişkin bir fikir, bir proje, bir ideoloji doğruysa somut gerçeklikte de mutlak “birebir” karşılık bulmalıydı. Yani bir fikir doğruysa gözlemlenebilir olarak kanıtlanması zorunluydu. Ampirizmin pragmatizmle bu füzyonu, karşılık bulduğu iddia edilene doğruluk payesi bahşederken tersinden de pratikte sonuç vermediği iddia edileni yanlış olarak damgaladı.

Hatırlanacağı üzere özellikle Viyana Çevresi olarak tarif edilen neo-pozitivizm ya da mantıksal ampirizm ekolü, pratik sonuç vermenin kendisini temel belirleyici olarak ısrarla savunmuştu. Buna karşılık Louis Althusser, teorinin doğruluk ölçütünü sorgulamış, “doğruluğun kriterinin kriteri nedir” sorusunu sormuş, yanıtı teori ile doğrulanma arasındaki ilişkiyi tersinden kurarak vermişti. Althusser’e göre örneğin Marx’ın teorisi doğru olduğu için başarılı olarak uygulanabilmiştir. Başarıyla uygulandığı için teorisi doğru değildir. Çünkü Althusser’e göre “gerçek nesne” ile “bilgi nesnesi” arasında ayrım vardır. Bu ayrım yapılmadığı takdirde teori ile pratik arasındaki ilişki doğru anlaşılamaz. Sonraları iş daha da farklı boyuta taşıyan Althusser “teorinin doğrulaması kendi içindedir” diyebilmişti.

Ne Viyana Çevresi’nin katı pragmatizmiyle ne de Althusser şahsında düşünsel alanı pratik alandan mutlak biçimde kopararak toplumsal gerçekliğe ilişkin bir paradigmayı kerameti kendinden menkul bir soyutluğa havale etmekle meseleyi kavramak olanaklı değildir. Bir paradigmanın pratikte karşılık bulması onun mutlak doğru olarak kodlanması kolaycılığıyla ifade edilemeyeceği gibi, pratik karşılık bulmadığı için söz konusu modelin, sistemin, teorinin mutlak yanlış olduğu savunusunu haklı çıkarmaz. Aksi takdirde yüzyıllardır uygulamada olan ve dünya sisteminde hegemonya kuran kapitalizmin doğru olduğu çıkarımına varılır. Mevcutta bir biçimde yürürlükte olan örneğin ulus devlet modeli, halihazırda işlediği için düşünsel olarak doğru olarak damgalanır. Kaldı ki teorinin/paradigmanın pratikte yanlışlandığının kararını kim, neye göre verebilme hakkına sahiptir?

Rojava modeli çöktü mü?

Küresel kapitalist emperyalist güçler ve onların bölgesel işbirlikçileri, tıpkı Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle sosyalizmin başarısız bir ideoloji olarak damgalanması propagandasında olduğu gibi, benzer biçimde Rojava modeli için de çöküş ilanı yapma cüretini gösteriyor. “Demokratik ulus”, “demokratik çoğulcu özyönetim”, “komünal yaşam” gibi pratiklerin bir askeri operasyonla tuzla buz olduğu propagandasını yapıyorlar. Komplonun ideolojik-politik ayağını işletiyorlar.

Net bir şekilde ortaya koyalım. Özel savaş rejiminin propagandasını yaptığı gibi Rojava’da hayata geçirilen demokrasi modeli başarısızlığa uğramadı. Aksine Rojava modeli, dünyanın önde gelen yazarlarını, düşünürlerini şaşırtacak derecede çölde bir vaha gibi “başka bir yaşam mümkün” mottosunu kuvveden fiile geçirdi ve komploya rağmen geçirmeye devam ediyor.

Rojava modeli ve onun dayandığı paradigma savaş, işgal, katliam, soykırım kıskacında 10 yılı aşkın bir süre halkların bir arada yaşam formu olarak hayat buldu. Azımsanamayacak bir nüfus ve coğrafya, zor koşullarda doğrudan demokrasi ile yönetildi ve yönetilmeye devam ediyor. Halklar kendi varlıklarıyla ortak yönetimde söz sahibi oldu ve olmaya devam ediyor. Kadın özgürlük ideolojisi Rojava’da kurumsal inşasını da gerçekleştirerek erkek egemen sistemi yenilgiye uğratmaya devam ediyor. Ekonomik-tarımsal üretim ekolojik temelde işletildi ve işletilmeye devam ediyor. Bir bütün olarak demokratik, kadın özgürlükçü, ekolojik toplum modelinin her alanda kurumsallaşması için mücadele sürüyor. İdealleri bilinmez bir geleceğe havale ederek vicdanını ve bilincini rahatlatmaya çalışan konformizme inat, Rojava modelinin ve demokratik toplum sosyalizminin bugünün işi olduğu ve bunun başarıldığı tartışmasız bir şekilde ortaya konuyor.

Öte yandan 6 Ocak’tan beri olup bitenler Rojava modelinin çöktüğünü değil tam tersine ne kadar hayati olduğunu bir kez daha açığa çıkarmıştır. Milliyetçi, mezhepçi, ulus devletçi ideolojilerin halkların değil küresel kapitalist sistemin çıkarlarına uygun olduğu yaşanan gelişmelerle daha da açığa çıkmaktadır. Hatırlayalım, Öcalan herkesin Sovyetler Birliği deneyiminin ortadan kalkması sürecinde sosyalizmden vazgeçtiği bir tarihsel aralıkta akıntıya karşı kürek çekerek “sosyalizmde ısrar, insan olmakta ısrardır” demişti. Çöken şeyin bir tür sosyalizm anlayışı olduğunu, oysa insanlığın demokratik alternatifi olarak sosyalizm idealinin yanlışlanmadığını, bilakis Sovyetler’in dağılmasının sosyalizmde ısrar etmenin önemini daha güçlü bir şekilde ortaya çıkardığını savunmuştu. Paradigmaya komplo kurulan bugünlerde bu bilinç temelinde aynı duruşla “demokratik ulus”, “demokratik çoğulcu özyönetim”, “komünal yaşam”, “kadın özgürlükçü ideoloji”, “ekolojik toplum” üzerinde ısrar etmenin tam da sırasıdır.

Ulusal birlik ile paradigmayı tokuşturma hatası

Teoriye/paradigmaya yönelik komplo sürecinin önemli hatlarından bir tanesi de alevlenen ulusal birlik arzusu ile Kürt Özgürlük Hareketi’nin paradigmasının bir karşıtlık ikiliği kurgulanarak tokuşturulmak istenmesi. Buna göre 6 Ocak’ta başlayan saldırılar ve ardından SDG’nin başta Rakka ve Deyrizor gibi büyük kentlerden çekilmesi, -iddialara göre- Arap aşiretlerinin hızlıca saf değiştirmesi, Kürtlerin üzerine titrediği demokratik komünal yaşam modelinin uygun olmadığını ortaya çıkarmıştı. Bu nedenle Kürtler ulusal birlik hedefine canla başla sarılmalı ve esasen bunu gerçekleştirmenin peşine düşmeliydi. Zaten yaşananlar ve Kürt halkında biriken öfke bu arzuyu hiç olmadığı kadar kabartmıştı.

Bu iddianın alıcı bulduğunu gözlemlemek mümkün. Ancak işin önemli tarafı, ulusal birlik arzusu ile Kürt Özgürlük Hareketi’nin paradigmasının paradigma aleyhine olacak şekilde karşı karşıya konması. Oysa Kürt Özgürlük Hareketi’nin ortaya çıktığı andan itibaren yani yaklaşık 50 seneden beri ulusal birlik hedefine sahip olduğu gün gibi ortada. Kuruluş dönemindeki “birleşik bağımsız sosyalist Kürdistan” hedefinden, günümüzde “demokratik konfederalizm” yaklaşımına kadar Kürt Özgürlük Hareketi biçim ve içeriği değişse de ulusal birlik hedefini ve çalışmalarını her daim diri ve güçlü tuttu. Asla terk etmedi. Ancak paradigmaya komplo kurmaya çalışanlar bu gerçeği çarpıtarak manipülasyona girişiyor.

Aslında bu bilinçli faaliyet, “ulusal birlik” denen şeyin bir türünü mutlaklaştırarak tekelleştirme ve egemen kılma amacına sahip. Bu da bilindik ulus devletçi anlayış ve milliyetçi kodlar temelindeki ulusal birlik yaklaşımıdır. Oysa Kürdistan gerçekliğinde Kürt Özgürlük Hareketi’nin temsil ettiği ulusal birlik anlayışı bundan farklı. Kürt Özgürlük Hareketi kapitalist modernitenin ulusu etnisiteyle eşitleyen tekçi yaklaşımına karşı “demokratik ulus” anlayışı zemininde bir ulusal birlik yaklaşımını sahipleniyor. Bunun doğal sonucu olarak da ulus devlete sahip olmanın kendiliğinden Kürt halkını özgürleştirmeyeceği bilinciyle hareket ederek ulusal birlik hedefini diğer halkların aleyhine olacak şekilde ulus devletçi bir mantıkla içeriklendirmiyor. Dolayısıyla ulusal birlik hedefi ile Kürt Özgürlük Hareketi’nin paradigmasını ters orantılı hatalı bir denklemle karşı karşıya getirmeye çalışan akıl, paradigmaya yönelik komployu Kürdistan coğrafyasında mücadele halinde olan iki hegemonik ulusal birlik projesinden biri lehine ağırlığını koyarak bir başka kanaldan daha tahkim etme yoluna gidiyor. Dolayısıyla paradigmaya komplo konsepti aynı zamanda bir ikame paradigma yaratarak onu egemen kılma projesini de içeriyor.

Hiç kuşkusuz emperyal merkezlerce yönetilen bu akın, paradigmanın tüm alanlarına yönelme potansiyelini de taşıyor. Şimdilik sadece halkların demokratik ortak yaşamı hedefe konsa da bu atağın örneğin kadın özgürlük ideolojisine, ekolojik toplum anlayışına, demokratik komünal ekonomi modeline de daha fazla yöneleceğini öngörmek işten bile değil. Komploların olmazsa olmazı paradigmaya, ideolojiye, fikriyata yönelik bir komployu da içerir. Bunun bilincinde olarak paradigmaya kurulan komployu boşa çıkarma görevi 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nun yıldönümünde ve 2. Komplo sürecinin henüz sıcak olduğu bu dönemde güncel bir zorunluluk olarak kendisini dayatıyor. Komplolara ve komplocu zihniyete karşı bütünsel mücadele teori, paradigma, fikriyat ve ideoloji yönü daha da tahkim edilerek yürütülmelidir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BAE ziyareti ertelendi

Sonraki Haber

İnsan yarası

Sonraki Haber

İnsan yarası

SON HABERLER

Münih güvenlik konferansı ve Kürtler

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

Derya Arslan: Sınırlar değil toplum güçlenmeli

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

Bazı ‘aydınlar’ neden Öcalan’a saldırıyor?

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

Komployu boşa çıkaracak iki güç demokratik ulus ve demokratik birliktir

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

Balyoz siyaseti ve Münih Güvenlik Raporu

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

İnsan yarası

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

Paradigmaya komplo: Komploların olmazsa olmazı

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır