Halep’teki saldırıların yalnızca mahalleleri değil, aynı zamanda köklü bir düşünce sistemini hedef aldığını belirten Peter McLaren, ‘Bir paradigmayı bombalayarak ortadan kaldıramazsınız’ dedi
HTŞ ve Türkiye destekli grupların Suriye’de Kürtlere yönelik imha saldırıları Kuzey ve Doğu Suriye geneline yayılırken, bu duruma karşı tepkiler de yükseliyor. Kürtlerin ulusal kazanımlarına ve değerlerine yönelik “kapsamlı bir komplo” olarak nitelendirilen bu süreci değerlendiren akademisyen Peter McLaren, saldırıların tek bir şehri aşan bir boyutu olduğunu ve temelinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin hedef alındığını vurguladı. Peter McLaren, “Rojava ve SDG, uzun süredir tiranlar tarafından yönetilen bir coğrafyada alternatif bir moderniteyi temsil ediyorlar; hedef alınmalarının asıl sebebi budur” ifadelerini kullandı.
Halep’e yönelik saldırıların sadece münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini ifade eden Peter McLaren, bunun Ortadoğu’nun üzerinde yaşanan daha derin bir mücadelenin artçı sarsıntıları olduğunu söyledi. Türkiye’de sürmekte olan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne rağmen bu saldırıların gerçekleşmesini eleştiren Peter McLaren, bu duruma ilişkin Türkiye’de “Barış süreci” olarak adlandırılan, Suriye’de ise Kürt özerkliğini saldırıya uğratan süreç; barış değil, savaşın sınırların ötesine taşınması ve şiddetin niyetinin aynı kalıp, sadece üniformasının değişmesidir. Bir cephede sessizlik, diğerinde ise bombardıman bir uzlaşma değil, hakimiyet için stratejik bir nefes alma süresidir” şeklinde ifadeler kullandı.
‘Saldırılar köklü düşünceyi hedef alıyor’
Peter McLaren, saldırıların yalnızca mahalleleri değil, aynı zamanda köklü bir düşünce sistemini hedef aldığını vurguladı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununu sadece bir silah ve toprak meselesi olarak değil, bir medeniyet sorunu olarak ele aldığını hatırlatan Peter McLaren, şunları belirtti:
“Bu durum; bölgenin merkeziyetçi, ataerkil, militarize ve tekdüzeliğe takıntılı ulus devletin ‘demir mimarisi’ içine hapsolmaya devam mı edeceği, yoksa demokratik konfederalizm yoluyla yeniden mi tasarlanacağı sorusunu gündeme getirir. Komünler ve konseyler; kadın özgürlüğü, ekolojik sorumluluk ve asimilasyona geçit vermeyen çok kültürlü bir ortak yaşam üzerine kurulu siyasi bir modeldir. Bu, eski düzenin bir reformu değil; beş bin yıllık hiyerarşiye karşı gerçekleştirilen sessiz bir devrimdir.”
‘Alternatif yaşamdan korkuyorlar’
Peter McLaren, uzun yıllardır tiranlıkla yönetilen bir coğrafyada Rojava ve SDG’nin, alternatif bir modernite modeli ortaya koyduğunu ifade ederek, “Rojava ve SDG ise bu düşünceyi somutlaştırıyor. Yönetimin çoğul olabileceğini, gücün tabandan yükselebileceğini ve kadınların siyasi yaşamın ötesinde değil tam merkezinde yer alabileceğini gösteriyorlar. Bu yüzden hedef halindeler. Devletler, isyanları tolere edebilirler ancak böyle bir alternatif modeli kolay kolay tolere edemezler. Bu açından bakılınca HTŞ ve Türkiye ile ittifak halindeki silahlı gruplar, daha geniş bir kuşatma stratejisinin araçları olarak görünüyor. Halep’teki saldırılar sadece cihatçıların öfkesinin rastgele patlamaları olarak değerlendirilmemeli. Bu, Kürtlerin siyasi kazanımlarını parçalamak ve sınırların ötesine yayılabilecek, Türkiye’deki ezilenlerin de uyanmasını sağlayabilecek bir modelin konsolidasyonunu önlemek için olan bir planın parçasıdır. Devlet ‘güvenlik’ bahanesini öne sürüyor ancak korktuğu şey ‘kargaşa’ değil kendi düzenine alternatif bir yaşam biçimidir” dedi.
‘Kürt hareketi ve Öcalan’ı izole etme çabası’
Halep’teki saldırılar sürerken yürütülen süreç tartışmalarını “söylemde uzlaşma, pratikte yok etme” olarak nitelendiren Peter McLaren, bu durumu Kürt hareketini yıpratma ve Öcalan’ı izole etme çabası olarak değerlendirdi. “Bir paradigmayı bombalayarak ortadan kaldıramazsınız” diyen Peter McLaren, Kürt Hareketi’nin artık bir medeniyet paradigması sunduğunu ve devletin ötesine geçtiğini vurguladı. Rojava’da asıl saldırıya uğrayanın “otoriter rejim sonrası bir Ortadoğu olasılığı” olduğunu belirten Peter McLaren, barışın sömürgecilikten arındırılması, Kürtlerin “kurucu halk” olarak tanınması ve dolaylı savaş stratejilerine son verilmesi gerektiğini ifade etti.
‘Saldırılar siyasi mesaj taşıyor’
Halep’e yönelik bombardımanın sadece haritayı değiştirmeyi değil, “gelecekten duyulan korkuyu” temsil ettiğini belirten Peter McLaren; bu saldırıların kapitalist-devletçi modernitenin “spazmları” olduğunu vurguladı. Halep’i “tarihteki bir yarık” olarak tanımlayan Peter McLaren, bir tarafta egemenliğin “demir mimarisi”, diğer tarafta ise konseyler ve kadın meclislerinden oluşan bir “takımyıldızın” parıldadığını ifade etti. Devletin, kontrol edemediği komünal ve eşitlikçi yaşam biçimini yok etme mantığıyla hareket ettiğini söyleyen Peter McLaren, “Halep’teki Kürt varlığı bu dünyanın yaşayan közüdür ve devletler her zaman bu közü söndürmeye çalışır” dedi.
Halep’teki saldırıların siyasi ve psikolojik bir mesaj taşıdığını söyleyen Peter McLaren, şehri şu sözlerle tanımladı: “Halep sadece bir şehir değil, tarihteki bir yarıktır. Bir tarafta egemenliğin demir mimarisi, diğer tarafta ise konseyler ve kadın meclislerinden oluşan bir takımyıldız parıldıyor. Kürt mahalleleri; Arapların, Ermenilerin, Süryanilerin ve Türkmenlerin yönetimi paylaşabileceğini kanıtlıyor. Bu vizyon, otoriteyi tekelleştiren sistemler için ‘zehir’ niteliğindedir.”
Peter McLaren, Halep’te yaşanan trajedinin ulus devlet ve toplum arasında çağın temel çatışmasını özetlediğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı: “Kürt Hareketi, bir şehrin tozu ve kanıyla tüm dünyaya şu soruyu soruyor: Farklılıkların susturulmadığı, canlı bir özgürlüğe entegre olduğu bir gelecek inşa edebilir miyiz?”
Haber: Deniz Karabudak / MA









