İran rejiminin meşruiyetinin kalmadığını belirten Ebrahim Elipour, Rojhilat halkının protestolara öncülük etmesinin ardından siyasi partilerin halkın mesajını alarak, ona göre hareket ettiğini söyledi
İran’da 28 Aralık’ta Tahran Çarşısı’nda başlayan İran ve Rojhilat’ın tüm kentlerine yayılarak devam eden protestolarda, kimlik tespiti yapılan 7 bine yakın kişi katledildi. Resmi olmayan rakamlara göre bu sayının 50 bini bulduğu iddia ediliyor. İnternet kesintisinin devam ettiği İran’da, protestoların başlamasının ardından 7 Kürt partisi bir yıl önce kurdukları “Rojhilatlı Partiler Arası İşbirliği Diyalog Merkezi’ni” 6 Ocak’ta aktifleştirdiklerini duyurdu. Protestolara desteğini açıklayan Diyalog Merkezi, bu kapsamda 27 Ocak’ta ise Berlin’de Alman Dışişleri Bakanlığı’nın resmi daveti üzerine Berlin’e giderek, Bakanlığın üst düzey yetkilileriyle önemli bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, İran ve Rojhilat’taki siyasi ve insan hakları durumunun çeşitli yönleri ele alınarak değerlendirildi. 90 dakikalık görüşmede, tarafların üç temel alana odaklandığı kaydedildi. Görüşmelerde de yer alan Kürdistan Yaşam Partisi (PJAK) Diplomasi Komitesi üyesi Ebrahim Elipour ile Rojhilat özelinde Ortadoğu’nun yeni dizayn sürecini ve Kürtlerin tutumunu değerlendirdi.
İran’daki halkların diğer ülke halklarına, Rojhilat Kürtlerinin de diğer parçalardaki Kürtlere benzemediğine dikkat çeken Ebrahim Elipour , “Buradaki halkların birbiriyle dayanışması güçlüdür. Diğer parçalara benzemez. Toplumsal kültürde buradaki farklı kimlikler birbirlerini kabul eden bir yerdeler. Ancak devlet katında bunun tam tersi bir durum söz konusu. Yani Farsça konuşmak, Fars olmak ve Şiî olmak bir devlet önceliği. O yüzden diğer topluluklar İran hukuku dışında kalıyor” dedi.
‘Halk devletin inkarcı kültürünü benimsemiyor’
İran’da bu anlamda devlet-hukuk ve halk kültürü olmak üzere iki kültür olduğunu belirten Elipour, halkın ‘inkârcı’ olarak tanımladığı devlet kültürünü benimsemediğini vurguladı. Elipour, “Kürtler, İran’da İslami bir hükümetin kurulmasını ilk istemeyenlerdi. Bu sebeple 47 yıl önce çok büyük bir saldırı ile yüz yüze kaldılar. Kürtlere karşı İslami bir cihat ilan edildi. 10 yıl silahlı mücadele sürdü. Rejim, askeri, hukuki olarak sistemini kurmuş olsa da kurdukları sistem başta Kürt halkı olmak üzere halklar tarafından hiçbir zaman kabul görmedi” ifadelerini kullandı.
‘Jin, Jiyan, azadî zihniyet devrimi’
Kürt kadın Jîna Emînî’nin katledilmesiyle 3 yıl önce “Jin, jiyan, azadî” sloganıyla başlatılan ve Kürtlerin öncülük ettiği büyük ayaklanmalara değinen Ebrahim Elipour , “Slogan önce Belucistan daha sonra tüm İran en son da tüm Avrupa’ya yayıldı. Gençler ve özellikle kadınlar bu ayaklanmalara öncülük etti. İran’da buna ‘zihniyet devrimi’ adı verildi. Çünkü toplumun zihniyeti değiştirilmek istendi. Bu zihniyet, her daim kendisini baskı ve zulümle var etmeye çalışan zihniyetti. Kadına dönük zulüm, diğer uluslara dönük zulüm ve diğer din mensuplarına dönük zulümden bahsediyoruz” diye konuştu.
’50 bine yakın ölüm iddiası var’
Bu protestolarda da Rojhilat’ın hedef alınmasına değinen Ebrahim Elipour , protestoların ilk gününde protestolara öncülük eden Kirmanşan ve İlam’da adı konulmayan olağanüstü bir hal ilan edildiğini ve bu kentlerden hala haber alınamadığını belirtti.
Ebrahim Elipour, “Kirmanşan ve İlam’da insanları tabiri caizse kurşuna dizmişler. İnsan hakları kuruluşlarının raporlarına göre sadece bu iki kentte 3 bin kişinin teyitli bir şekilde şehit edildiği kaydedildi. 350 kişinin kimliği tespit edilmiş şimdiye kadar geri kalanların kimlikleri hala tespit edilemedi. Bugün tüm İran’da 50 bine yakın ölüm olduğu iddiası var. Tahran’da yaşayan biri, kentin ana caddelerinde cenazelerden dolayı yürünemediğini söyledi. Yani o kadar cenaze var. Düşünün yaralıları da alıp orada yani hastanede öldürmüşler. Hatta orada çalışanları bile öldürmüşler. Çok büyük bir katliam var” diye belirtti.
‘Hükümetin yaşamsal formu kalmadı’
İran rejiminin bu saatten sonra bir meşruiyetinin kalmadığını ne hukuki ne kamusal alanda halk nezdinde bir karşılığının bulunmadığını belirten Ebrahim Elipour, “Mevcut hükümet sadece nefes alabiliyor. Başka yaşamsal bir formu kalmadı” dedi.
Rojhilat halkının protestolara öncülük etmesi ardından siyasi partilerin halkın mesajını alarak ona göre hareket etmeye koyulduğunu anlatan Ebrahim Elipour, “Rojhilat’ta Kürt halkı partilere birliği işaret etti. Partiler bir olmasa bile orada halk bir ve halk, isterse bu mücadeleyi yürütür. Ancak burada şöyle bir handikap var. O da devletin Kürtlere dönük yaklaşımının ikiyüzlü olabileceğidir. Halk tek ses bekliyor. Bu tek seslilik uluslararası anlamda da bizi güçlü kılacaktır. Avrupa ülkelerinin de beklentisi bu. Bu birlik birincisi İran rejimi ve halk arasındaki siyaseti yürütecek. Diğeri de uluslararası diyalogu kurmak ve iyi bir diploması tutturmak. Bu merkez 1 yıldan fazladır kurulmuştu aslında. Merkez olarak İran’daki gelişecek duruma dair planlarımızı geliştirme durumumuz sürüyor” şeklinde konuştu.
ABD ve İsrail’in planları
ABD’nin saldırıları tehditleri ve ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a dönük “taleplerine” değinen Ebrahim Elipour, ABD’nin nükleer ve balistik füzeleri bahane olarak kullandığını asıl isteminin İran’da kendisine yakın bir siyaset olduğunu belirtti.
İsrail’in ise başka planları olduğunu belirten Ebrahim Elipour, şöyle devam etti:
“İsrail, bu sistemi tamamen değiştirmek istiyor. Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi buraya gelsin, onun istediği gibi bir hükümet kursun istiyor. Ancak Şah’ın oğlunun İran’da kabul görme durumu söz konusu değildir. Suudiler ve Qatar da aslında Pehlevi’ye arka çıkıyor. Her iki devlet de İran’da demokratik bir nizam istemiyor. Türkiye’nin de demokratik bir nizam istemediğini söyleyebiliriz. Ancak İran Suriye değil. Böyle bir durum İran için çok zahmetli. Suriye’de 2 milyon Kürt var, çoğunluk Arap. Ama İran’da böyle bir durum söz konusu değil. İran’da 20 milyon Azeri Türkü yaşıyor. Anadilleri Türkçe. 10-15 milyon kadar Kürt yaşıyor. 4-5 milyon Lur Kürt’ü var; Beluclar, Türkmenler, Araplar var. Yani İran’ın yüzde 70 kadarı Fars değil. Şiî mezhebinin bir dönemler kapsayıcılığı vardı. Ancak şimdi böyle bir kapsayıcılığı ya da siyaseti söz konusu değil artık. Bugün bu kadar farklı uluslar üzerinden yürütülebilecek tek şey hukuktur.”
‘Kürtler devleti demokratik adımlar atmaya yöneltmeli’
Rojava’ya dönük saldırıların demokratik-ulusa karşı hegemon güçlerin darbesi olduğunu dile getiren Ebrahim Elipour, özellikle başta Türkiye olmak üzere diğer hegemon devletlerin Rojava ve Suriye’de demokratik bir sistem kurulmasını istemediklerini ifade etti. Öte yandan başka bir cephede Ortadoğu’daki haritanın değişimine karşı çıkanların da olduğunu vurgulayan Ebrahim Elipour şunları kaydetti:
“Bu sistem içerisinde gerçekten bir Kürt devleti çok zahmetlidir. Biz İran’da ulusların demokratize edilmesini mümkün görüyoruz. Irak’taki demokratik durum burası için de mümkündür. Burada her halkın kendi bağımsızlığını kazanması da aynı şekilde çok zahmetli ve cihan devletleri tarafından da kabul edilmesi çok mümkün değil. Bu anlamda Kürtlerin bulundukları bütün parçalarda devletleri demokratik adımlar atmaya yöneltmelidir. Bu durum Türkiye için de geçerli. Eğer Türkiye Kürt sorununu çözmezse istikrarı sağlayamayacaktır. Halklar demokrasi istiyor; ama devletler istemiyor.”
Berlin’de gerçekleştirilen görüşmeye işaret eden Ebrahim Elipour, “İran’da tek merkezden bir sistem kurulamayacağını anlattık. Bize ‘Kürtler kendi topraklarını yönetebilir mi?’ diye sordular. Biz de ‘Evet Kürtlerin bu gücü var’ dedik. Hatta Kürdistan’a dönük göçlerde bile halka bakılabileceğini söyledik. Yani biz örgütlülük açısından da toplumsal açıdan da hazır olduğumuzu belirttik. Kürtlerin birlik olarak tek sesli bir şekilde hakkını istemesini çok daha olumlu karşılayacaklarını belirttiler” dedi.
Haber: Ceylan Şahinli / MA








