PYD Eşbaşkanı Xerîb Hiso Rojava’daki direnişe dair konuştu:
- Biz Rojava’da bir özsavunma direnişi yürütürken, Kürdistan’ın diğer üç parçasındaki ve yurt dışındaki Kürtler ile dostları bu direnişi büyüttü. Mücadelenin sesi dışarıya taşındı. Onlar bizim sesimiz oldu; biz de Rojava’da onların gücü olduk. Duruşumuz birbirini tamamladı
- Kobanê’de elektrik, un, ilaç, süt ve temel ihtiyaçların tamamı eksik. Son süreçte çocuk ölümleri başladı; önümüzdeki dönemde yaşlı ölümleri de yaşanabilir. Birleşmiş Milletler sınırlı bir yardım ulaştırdı ancak bu yeterli değil.
- Türkiye üzerinden resmi bir insani yardım koridorunun açılması, günlük yardımların sağlanması gerekiyor. Yurt dışındaki halkımız da yardım göndermek istiyor, bunun önü açılmalıdır.
- Biz Rojava’da bir özsavunma direnişi yürütürken, Kürdistan’ın diğer üç parçasındaki ve yurt dışındaki Kürtler ile dostları bu direnişi büyüttü. Mücadelenin sesi dışarıya taşındı. Onlar bizim sesimiz oldu; biz de Rojava’da onların gücü olduk. Duruşumuz birbirini tamamladı.
- Uluslararası devletlerin sessizliği, bize dönük katliama zemin hazırlıyor. Dünyadaki eylemler sayesinde bazı tepkiler geliyor; ancak yalnızca konuşmak yetmez, pratik adımlar atılmalı. Bu adımlar mecburiyetten değil, etik, ahlaki ve insani bir duruşun gereği olarak atılmalıdır.
Suriye’de derinleşen savaş ve siyasi kriz, en ağır sonuçlarını bir kez daha Kuzey ve Doğu Suriye’de ortaya çıkarıyor. Süregelen saldırılar, kitlesel göç dalgaları ve ağır insani koşullar, özellikle çocukları hedef alan yıkıcı tabloyla birlikte bölgeyi yeni bir felaketin eşiğine sürüklüyor.
PYD Eşbaşkanı Xerîb Hiso’yla ile Rojava’da yaşananları; sahadaki güvenlik durumunu, göç krizini, insani ihtiyaçları konuştu.
- Ateşkeslerin sürekli ihlal edildiği bir ortamda, Rojava’daki direniş ve sahadaki tehditler hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Suriye’nin tamamında büyük bir kriz var ve bu kriz her geçen gün daha da büyüyüp derinleşiyor. Rojava’da saldırılara karşı yürütülen özsavunma ve direniş de bu genel krizin yarattığı bir sonuçtur. Bu sürecin içinde saldırılar artıyor, çelişkiler derinleşiyor, katliamlar ve ağır insan hakları ihlalleri yaşanıyor.
Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de başlayan ve bugün Rojava’da devam eden durum, Suriye’nin ne kadar büyük bir krizin içinde olduğunu bir kez daha gösterdi. Tehdit dili, şovenizm ve barbarca saldırılar açık biçimde ön plana çıktı. Bu saldırılar yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasi düzeyde de yürütülüyor. Tüm bunlar herkesin gözü önünde yaşanıyor; dünya ve bölge güçleri bu süreci yalnızca izlemekle yetiniyor. Bu izleme hali, giderek daha büyük bir tehlikeye ve felakete yol açıyor.
Suriye’deki bu süreç, bölge ve komşu devletlerde de ciddi bir korku yarattı. Bu savaşın daha da büyümesinden korkuyorlar. Yaşananlar olası bir çözüm sürecini de tıkıyor. Birçok kez ateşkes ilan edildi ancak sürekli ihlal ediliyor. Bunun temel nedeni, saldırıların DAİŞ, El Nusra ve Türkiye’ye bağlı silahlı gruplar üzerinden yürütülmesidir. Bu güçler kendilerini Suriye güçleri olarak tanımlıyorlar ancak terörden beslenen silahlı çetelerden oluşuyor. Sistemli bir ordu değil, çetelerden ve gruplardan oluşan bir yapıdan bahsediyoruz. Bu yapıyı kıyı şeridindeki halk istemiyor, Dürziler istemiyor, Kürtler de istemiyor. Colani hükümeti bu soruna bir cevap üretemiyor.
Bugün Rojava, kimseye saldırmak için değil; kendi değerlerini, tarihini ve kültürünü korumak için savunma yürütüyor. Şu an durdular; çünkü savunmanın gücünü gördüler. Ateşkesler ilan edildi; ancak bu ateşkesler uygulanmıyor. Çünkü ateşkes ve çatışmasızlık olursa, çatışmadan beslenen bu gruplar kendi aralarında savaşacaklar. Bu çeteleri ayakta tutan şey, sürekli çatışma ortamıdır. Biz çatışmasızlık ve çözüm için hazırız.
- Göç dalgalarıyla birlikte, bölgede halkın sağlık, barınma, gıda ve temel yaşam koşulları nasıl karşılanıyor, insani yardım süreci ne durumda?
Barbarca saldırılar 6 Ocak’tan beri aralıksız devam ediyor. Bu saldırılar bilinçli olarak halkı yerinden etmek amacıyla gerçekleştiriliyor ve buna bağlı olarak göçler yaşanıyor. Her saldırıda halk yönünü QSD’nin bulunduğu bölgelere çeviriyor. Daha önce Reqa, Tebqa ve Kobanê yönüne göçler oluyordu. Halep’e yönelik son saldırılardan sonra insanlar Reqa, Tebqa ve Cizîrê bölgelerine yerleştiler. Saldırılar Tebqa ve Reqa’ya ulaştığında ise göçlerin yönü bu kez Cizîrê’ye, özellikle Hesekê, Qamişlo ve Dêrik’e doğru çevrildi. Bu yalnızca binlerce kişilik bir göç değil; yüz binlerce kişiden söz ediyoruz.
Zorlu kış koşulları altında, bu kadar büyük bir göçe karşı hazırlığımız yoktu. İmkanlarımız zaten sınırlıydı. Öncesinde de bölgemizde zaten göçmenler vardı. Serêkaniyê’den gelenler, Efrîn halkı, Şehba halkı ve Til Hasel çevresinden gelenler uzun süredir burada yaşıyor. Ancak bu son göç dalgası, kendisiyle bir krizi de getirdi. Bölgede uluslararası yardım kuruluşları, Birleşmiş Milletler ya da UNICEF bulunmuyor. Çadır yok, temel insani yardım yok. Gelenleri okullara yerleştirmek zorunda kaldık; okullar zaten kapalı, çocuklar eğitim göremiyor.
Göç edenlerle ilgilenmek için birçok komite kurduk. Sağlık alanında özel komiteler oluşturduk, her göç noktası için sağlık birimleri oluşturuldu. Toplu göç alanlarında, her grubun kendi meclisi bulunuyor. Bu meclisler, yardımların adil dağıtılması ve kimsenin mağdur olmaması için çalışıyor. Gıda konusunda ise halkımız güçlü bir dayanışma sergiliyor. Tüm bu eksikliklere rağmen göç edenlerin morali yüksek. Birçoğu direnişe katılıyor. Kaldıkları okulları savunuyor, sürekli eylem halindeler. Zorla göç ettirildikleri yerlere geri dönebilmenin yolunun direnmekten geçtiğini söylüyorlar.
Kürdistan’ın dört parçasından gençler direnişte yerini alıyor. Bu hem bize hem de göçmenlere büyük bir güç verdi. Bu imkansızlıklar karşısında Başûr halkının desteği çok önemli oldu. Barzanî’ye bağlı kurumlar göç edenler için insani yardım ulaştırdı. Farklı mecralar üzerinden yürütülen yardım kampanyaları da var. Ancak Kobanê’de de ciddi ihtiyaçlar var. Kobanê’de elektrik, un, ilaç, süt ve temel ihtiyaçların tamamı eksik. Son süreçte çocuk ölümleri başladı; önümüzdeki dönemde yaşlı ölümleri de yaşanabilir. Birleşmiş Milletler sınırlı bir yardım ulaştırdı ancak bu yeterli değil. Türkiye üzerinden resmi bir insani yardım koridorunun açılması, günlük yardımların sağlanması gerekiyor. Yurt dışındaki halkımız da yardım göndermek istiyor, bunun önü açılmalıdır.

- Savaş ve göç koşulları altında bölgede çocuklar ve bebeklerin durumu nasıl? Onlar için alınacak önlemler ve en acil ihtiyaçlar neler?
Bu süreçte en çok zorlanan grup çocuklar oldu. Yalnızca fiziksel sağlık açısından değil, psikolojik açıdan da zorlanıyorlar. Çocuklar için en büyük eksiklik süt ve mama ihtiyacıdır. Yıkanma olanakları çok sınırlı. Bu sağlıksız koşullar hastalıkların yayılmasına sebep oluyor. Çocukların sağlık durumlarını yakından takip etmek için Heyva Sor a Kurd’a bağlı gezici sağlık ekipleri sahada çalışıyor. Hastaneler açık. Doktorlar, sağlık ekipleri ve ilaç depoları birbiriyle koordineli çalışıyor. Bu süreç yetişkinler için bile çok zorlayıcı. Her yerde elektrik yok, su yok. Tüm bu koşullar karşısında elimizdeki imkanlarla tedbir almaya çalışıyoruz. Ancak savaş ortamında insani ihtiyaçları karşılamak çok zor oluyor.
Tüm bu sorunların temel nedeni savaştır. Savaşa neden olan şey ise Suriye’ye yönelik dış devlet müdahaleleridir. Çocukların savaşın ortasında kalmasının, sürekli göç etmek zorunda bırakılmasının hiçbir gerekçesi olamaz. Bazı devletler savaşa ve çatışmaya destek olurken çözüme destek vermiyor. İnsanlar herkesin gözü önünde yerlerinden ediliyor, katliamlar oluyor, çocuklar ölüyor, dünya ise bunu izliyor. Türkiye bizim komşumuzdur ve artık çatışmayı derinleştirmek yerine barış ve çözüm için çalışmalıdır. QSD ile Şam arasında çatışmayı arttırmak yerine barışçıl arabulucu konumda olmalıdır.
- İnsan hakları ihlallerini izleyen bağımsız mekanizmalar var mı?
İnsan hakları ihlallerini izleyen ve raporlayan mekanizmalar var, ancak savaş koşulları nedeniyle bölgeler arası iletişim sağlanamıyor. Bu nedenle sınırlı bilgilere sahipler. Örneğin Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’de yaşanan ihlalleri çok iyi bilmiyoruz. Çünkü bu mahalleler çevrelenmiş ve içeride işlenen suçların üzeri örtülüyor. İlk zamanlar video ve fotoğraflar yayımladılar; daha sonra bunlar hak ihlali belgesi olduğu için yayımlamayı bıraktılar. Ya da Reqa ve Tebqa’da çok ağır insan hakları ihlalleri yaşandı. Göç yollarındaki aileler toplu şekilde katledildi. Katledilenlerin cenazeleri Deyrizor’a götürülerek orada gömülmüş. Bu yaşananları belgeleyemedik. Katliamlara tanıklık edenler, mağdurların ailelerine telefonla ulaşıyor. Aileler cenazelerinin nerede olduğunu öğrenmek için hastane hastane dolaşıyor. Biz de bu bilgileri de ailelerden aldık.

- Kürt halkının dünyanın dört bir yanında eylemleri ile direnişe verdiği destek ve yükselen birlik tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kürt halkı tarihinde ilk kez, komplocu siyasetlere karşı en birlikli, en coşkulu, en direngen ve en cesur dönemini yaşıyor. Bugün Kürtleri imha etme siyaseti yürütülüyor. İradeyi kırma girişimlerin karşısında Kürtler, yaşadıkları her yerde, Rusya’dan Avustralya’ya, Güney ve Kuzey Amerika’dan Avrupa’ya kadar dünyanın dört bir yanında sokağa çıkarak duruşlarını net bir şekilde gösterdi. Uluslararası güçlerin DAİŞ ve HTŞ gibi çetelerle kurduğu bu ilişki ahlaksız bir ortaklıktır. Kürtlerin birliği, bu uluslararası komployu da ifşa etti. Kürtlerin sokakları doldurmasıyla dünya bir kez daha gördü ki Kürtler zulüm altında ve uluslararası güçler bu zulme yardım ediyor.
Biz Rojava’da bir özsavunma direnişi yürütürken, Kürdistan’ın diğer üç parçasındaki ve yurt dışındaki Kürtler ile dostları bu direnişi büyüttü. Mücadelenin sesi dışarıya taşındı. Onlar bizim sesimiz oldu; biz de Rojava’da onların gücü olduk. Duruşumuz birbirini tamamladı. Bu ortak duruş, soykırım ve inkar saldırılarını engelleyebilir. Artık başarıya doğru yürümek gerekiyor. Kürt halkının varlığı demokratik bir çerçevede tanınmalıdır, bundan başka çare yoktur.
- Son olarak uluslararası kamuoyuna bir çağrınız var mı?
Biz halkları ve devletleri iyi tanıyoruz; ancak ne yazık ki herkes Kürtleri doğru tanımıyor. Yanlış ifadeler ve tanımlamalar söz konusu. Kürtler, Türk, Arap ya da Fars gibi gösteriliyor. Oysa bizim tarihimiz açıktır. Son süreç gösterdi ki Kürtler, büyük fedakarlıklar yaptı ve önemli bir öncülük üstlendi. Nasıl acılar yaşadığımızı, nasıl direndiğimizi ve nasıl başkaldırdığımızı görsünler. Uluslararası kamuoyu ve kurumlar Kürtleri bu gerçeklik üzerinden tanımalı ve bu şekilde sahip çıkmalıdır.
Uluslararası devletlerin sessizliği, bize dönük katliama zemin hazırlıyor. Dünyadaki eylemler sayesinde bazı tepkiler geliyor; ancak yalnızca konuşmak yetmez pratik adımlar atılmalı. Bu adımlar mecburiyetten değil, etik, ahlaki ve insani bir duruşun gereği olarak atılmalıdır. Tepkiler ne kadar etik, ahlaki ve insani olursa, o kadar sonuca ulaşır.
Haber: Özgür Barış Demir / Yeni Özgür Politika









