‘Komünist Köy’ sakinleri gazetemize anlattı:
- Hep bir muhalefet, bir direnç gelişti. Devlet bir türlü çözemedi bu köyü. Cezaevinde yatanlar, işkence çekenler hepsi direndi. Kimse ihbarcı olmadı, kimse kimseyi ele vermedi bu köyde
- Kitap okuma oranı çok yüksek. Ama ne yazık ki Eraxlı olmanın tek bir dezavantajı var; üniversite bitirenler atanamıyor. Kimliğinde Eraxlı yazıyorsa tamam… İnşaatta işçilik yapan üniversite mezunlarımız çok
- Abdullah Öcalan Kürdistan, deyince, o zaman esprisi de olmuş. ‘Bir Kürdistan kurulduğunda biz ne olacağız, Türk’üz. dediklerinde, Öcalan da ‘Etrafını sarıp küçük bir devlet yaparız’ demiş
Reyhan Hacıoğlu
Riha’nın (Urfa) Xelfeti ilçesine bağlı bir köy; Erax Köyü. Türkçe adıyla Ortayol, namı diğer “Komünist Köy!” Çoğunluğun Türkmen olduğu bu köyde halklar bir arada, üstelik komünal bir şekilde yaşıyor.
Köyde dolaşırken duvarlarda Che, Mahir, Deniz ve Mazlum Doğan gibi devrimci önderlerin resimlerine rastlıyorsunuz. Bu köyde her şey var; neşe de, işler de… Bir Kadın Meclis’leri var, bir de devletin her seferinde sökmesine rağmen inatla ağaçlandırdıkları ekoloji alanları… Onlar, devletin “sabıkalı” Eraxlileri… “Komünist Köy” sakinleri gazetemize anlattı.

Mahir, Deniz, Mazlum…
Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Mazlum Doğan ve Che Guevara aynı duvarda, yan yana resmedilmiş. Hikâyesini Şükrü Çolak anlatıyor:
“Türkiye Sosyal Hareketi’nin başlangıcı açısından Denizleri, Mahirleri yine Kürt Hareketi’nin önderlerinden Mazlum’u ve dünya halkları açısından da önemli olan Che’yi bir kompozisyon haline dönüştürmek istedik, onun için o resmi çizdik.”
Resmi yıllar önce çizmişler ama askerler gelip ev sahiplerine sildirmiş. Ama ev sahibi dâhil, vazgeçmemişler, yine çizmişler:
“Ev sahibi kendisi de talep etti. Dedi ki, o resim orada güzeldi, onu tekrar oraya yapın. Biz de yaptık.”

Ali İsmail duvarlarda
Köyü dolaşırken Ali İsmail Korkmaz’ın da resmini görüyoruz bir duvarda…
“Gezi sürecinde katledildi. Ölümsüzleştirmek istedik. Köyün çoğu yerinde resim vardı, kadın resimleri de vardı, zafer işareti yapan bir kadın resmi. Onu da karakol sildi. Şu ilerde çocuk resimleri var yine. Köyün tepe noktasında bir duvar vardı, pano gibiydi. Bir sürü resim vardı, silindi, yıkıldı. Gençlikte de öyle bir şey vardı, boş gördükleri her duvara bir şeyler çiziyorlardı.”

‘Devrimci abiler’ ile tanışma
Ve asıl hikâyeyi soruyoruz: Bu köye neden “Komünist Köy” deniyor? Şükrü Çolak anlatıyor:
“Komünist köy demelerinin sebebi, sol sosyalist hareketin Türkiye ile hemen hemen aynı tarihte burada da başlaması. Diğer bölgeler belki bir aşamadan sonra sol sosyalist hareketle tanıştı, ama bizde Deniz’lerle birlikte bu köye geldi sosyalizm. O dönemde Deniz’lerle birlikte üniversitede okuyan abilerimiz vardı. Onlar aracılığıyla bu köye sosyalist hareket taşındı. Ondan sonra da burada neredeyse Türkiye’de var olan bütün fraksiyonlar hayat buldu.”
Gerçekten de hemen her fraksiyondan kadro çıkmış bu köyden. Hepsini tek tek hatırlıyorlar ve anlatıyorlar:
“Adil Tunga diye bir hocamız vardı, Denizl’erle okuyan. Yine son 10-15 yıllık dönem içerisinde şehitlerimiz var, hem Türkiye solundan, hem Kürdistan Hareketi’nden. Ahmet Çolak vardı PKK davasından. Türkiye sol hareketinden İhsan Yılmaz var. Mehmet Ulutaş, Hidayet Dumrul, o da Malatya’da şehit oldu. Mehmet Fırat var…”
‘Ne işiniz var Kürtlerle?’
Köy Komünist olunca, haliyle devletin baskısı eksik olmamış:
“İlk sosyalist hareketlerle, sonra da Kürt hareketi ile ilişkilendirilince baskı daha da arttı. Özellikle de Türkmen olmamızdan kaynaklı, ‘Siz Türk’sünüz ne işiniz var, niye bu Kürtlerle birlikte siyaset yapıyorsunuz?’ baskısı çok vardı.”
Devlet onlardan, onlar direnmekten vazgeçmemiş ve bunu gururla anlatıyorlar:
“Kürt köylerini de katarak söyleyebilirim ki sol sosyalist bilinci yüksek bir köyüz. Sistem bütün imkânlarını kullanmasına rağmen aramızda yaşam tarzı olarak yer bulamadı. Hep bir muhalefet, bir direnç gelişti. Devlet bir türlü çözemedi bu köyü. Cezaevinde yatanlar, işkence çekenler hepsi direndi. Kimse ihbarcı olmadı, kimse kimseyi ele vermedi bu köyde.”

Komünler oluşuyor
Bu kültürle gelişen köyün toplumsal yaşamı da bir o kadar eşitlik üzerine inşa edilmiş:
“Burada en önce kadın erkek eşitliği var. Yani ev ziyaretleri, toplantılar, konuşmalar, sohbetler hep birlikte olur. Eğitim bilinci yüksek bir köy. 70’lerde bu köye devrimci hareketler girdi. Ondan sonra burada her parti, her fraksiyon eğitim çalışmalarını yapıyordu. Yine o dönem komünler oluşturulmuştu.”
Söz komünlere gelince tarihçesini de insan merak ediyor:
“12 Eylül döneminde burada köy derneği vardı. Sonra yıkıldı. Eğitim çalışmaları, toplantılar orada yapılıyordu. Herkes evinde de okurdu. Okuturlardı yani büyüklerimiz. Klasik bir söylem var ya; herkesin koltuğunun altında illa bir dergi bulunmak zorundaydı diye, tam olarak öyleydi o dönem. Komünler de o dernek sonrası başlamıştı. Klasik anlamda yardımlaşma boyutuyla oluyordu daha çok. Mesela işi olanlara toplu halde yardım ediliyordu. Yine ekonomisi olmayan insanlara maddi olarak yardımlar yapılıyordu. Ziyaretler düzenli olarak yapılıyordu. Kimsesiz aileler gözetiliyordu. Onların ihtiyaçları gideriliyordu… “
Devlet el koymak istedi ama…
Bu kültürlerini bugün de sürdürüyorlar, üstelik tüm engellemelere rağmen. Şükrü Çolak son çalışmalarına dair şu bilgileri veriyor:
“Şu anda o komünleri yeniden inşa etmeye çalışıyoruz. Önce ekoloji komünü üzerine yoğunlaştık. Köyün 500 metre ilerisinde bir alanımız var. Genellikle piknik için kullandığımız alandı. Onu da devlet bir ara parsellemeye çalıştı ama engel olduk. Ağaçlandırma yaptık. Bundan 20 yıl önce yetişmiş fidanlarımız var. Ona bu sene daha da kattık. Neredeyse alanın hepsini yapmayı düşünüyoruz.”

Taşıma suyla yaptık
Ağaçlandırma çalışmaları onlar için bir yandan da bir miras aslında: “90’larda başlayan bir ağaçlandırma aslında. Çöl gibi bir yerdi burası. Devlet oranın ağaçlarını bile devrimci örgütlenmenin olduğu bir yer, diyerek kaç sefer kesti. Jandarma geldi ağaçları kesti ama tekrar ekildi. Biz Newroz’larda oraya gider ateş yakardık. Ve sırf inat olsun diye ekili ağaçları söküp ateşi söndürmeye çalışıyorlardı. Eee, su da yok orda. Biz de köyden kovalarla su taşıyarak orada bir ormanlık alan oluşturduk.
Sevdiğine ağaç dikmek
“Bir de ne yaptık biliyor musun, sahiplenilsin diye? Manevi değer yükledik. Dedik, herkes kız arkadaşının adına, erkek arkadaşının adına yani sevdiğinin adına bir ağaç eksin.”
“Ama orada aynı zamanda tiyatro, müzik festivali, piknik falan da yapardık. Devlet o yüzden bunlar burada örgütleniyor, diyordu. Çünkü ağaçların olduğu yer aynı zamanda bir etkinlik alanıydı da, hem 8 Mart hem de Newroz için.”
Bununla da yetinmemişler ve kendi kurdukları koruya bir de sondaj yapmışlar:
“Geçen sene sondaj kazdık. Güneş paneli de yaptık. Sulamayı artık oradan yapıyoruz. Devlet de baktı o alandan vazgeçmiyoruz bu sefer onlar vazgeçti…”

Her şeyimiz ortak
“Yine taziye evini köy komünü ile yaptık. Diyanetten, devletten bir kuruş talep etmeden. Birinin taziyesi falan olduğunda ortaklaşa kullanıyoruz. Yine toplantılar için de kullanıyoruz. ”
Böyle bir köyün haliyle okuyanı da çok:
“Kitap okuma oranı çok yüksek. Ama ne yazık ki Eraxli olmanın tek bir dezavantajı var; üniversite bitirenler atanamıyor. Kimliğinde Eraxli yazıyorsa tamam… İnşaatta işçilik yapan üniversite mezunu öğretmenlerimiz çok.”
Köyün kadınlarıyla konuşuyoruz. Kadınlardan Perihan Çolak anlatıyor:
“İlk kadın meclisleri sorunlarımız için kuruldu. Hatta bu kuruluş siyasete de taşındı barış sürecinde. Hala eksiklerimiz var, tam oturmadı ama yeniden kurma çalışmalarımız var. Whatsapp grubumuz var ve oradan hemen toplanabiliyoruz. Sorunlarımızı tartışıyoruz.”
Şükrü Çolak araya giriyor, “Aslında biz öksüzüz. Urfa’ya gidiyoruz diyorlar siz Antep’lisiniz, Antep’e gidiyoruz diyorlar siz Urfa’lısınız, sorunlarınızı onlar çözsün,” diyor gülerek.
Ayrıcalık ve önyargılar
Komünist bir köyde yaşamının ayrıcalığını Nahide Sağlamcan anlatıyor:
“Kendini özgür hissediyorsun. Mesela bu köyde gece saat 2’de olsa bir kadın gezmeden, arkadaşlarıyla oturmadan gelebilir. Tek kadın da değil, erkek arkadaşla beraber 2’de 3’de eve gelmişsin. Sana bir şey diyen yok. İstersen gezer, istersen oturur, birlikte türkü de söyleyebilirsin.”
Köyün sık sık bir araya geldikleri birkaç meydanları var ve haliyle doğal toplantı alanları oluyor buralar. Kendilerine dışardan gelen destek ya da tepkileri soruyorum. Şükrü Çolak anlatıyor:
“Ön yargılar var. Özellikle kız isteme konularında çok yaşanıyor. Urfalıyım deyince, yok, diyor, ben kızımı verip çarşafa büründürmem. Siz gider davar baktırırsınız, eve kapatırsınız, üzerine kuma getirirsiniz. Yok, öyle değil, diyoruz. Zor ikna ediyoruz. Buraya gelince de diyorlar burası başka bir yermiş.”
‘Kürt değilim ama sosyalistim’
Köyün Kürt Hareketi ile nasıl tanıştığını merak ediyorum:
“Dayanışma ruhu oraya götürdü. Misal bana sürekli ‘Niye Kürtlerle birliktesiniz?’ diyorlar. Ben de ‘Kürt değilim ama sosyalistim’ diyorum. Dayanışma gereğidir de, Kürtlerin hakkını savunacak olan Türkler olacak. Türk de mağdur, ezilen konumda. Bir sosyalist olarak bunu savunmazsak kim savunacak bizi?”
Tam da bunun üzerine bir süredir Türkiye solunda yaşanan tartışmaları nasıl gördüklerini soruyorum, devrimci tarihlerini de değinerek anlatıyor:
“Fraksiyonalist zihniyetlerini daha bitirememiş olmalarından kaynaklı bir durum bu. Herkes kendi kabuğunda, kendi kadrosunu koruma çabası içerisinde. Biz onu çoktan aştık… Sadece ortaklaşma, ortak mücadelenin bir yere götüreceğine inandığımız için böyle, diyoruz. Burada Dev-Yol’u, Dev Sol’u, Halkın Kurtuluşu o dönem itibariyle vardı. Parti Cephe’si, Kürdistan Komünist Partisi vardı. Hepsi bu köyde kendini var etmişti. Üst düzey yöneticileri, genel sekreterleri hepsi bu köye gelmişti. Hala da Sinan Çiftyürek misal, bu köye gelir. Teslim Töre bu köyde çok toplantı yapmış. Öcalan’ın kendisi de gelip bizlerle toplantı yaptı.”
Öcalan: Erax devlet olacak!
“Halkın Kurtuluşu geleneğinden gelen Sait Efe vardı, emekli öğretmendi. Onların yanında Abdullah Öcalan Kürdistan, deyince, o zaman esprisi de olmuş. Demiş “Bir Kürdistan kurulduğunda biz ne olacağız, Türk’üz.” Öcalan da “Etrafını sarıp küçük bir devlet yaparız,” demiş.
Eraxlilerin süreçten beklentisini de merak ediyorum:
“Bu süreç sadece Kürtleri değil, sadece Türkiye’yi de ilgilendirmiyor. Bu süreç Ortadoğu’yu, bütün dünyayı etkileyen bir süreç. O yüzden barışı, huzuru, kardeşliği, bir yerde adaleti, insanca yaşamayı isteyen herkesin, her vatandaşın destek vermesi gerek. Yine bu işin muhatabıyla çözülmesi gerek ve herkesin bunu dile getirmesi gerek…”
Pervin Çolak: “Demokratik toplum sürecine tabi ki destek veriyoruz. Bir arada yaşam bizler için çok önemli. Burada yaşam iç içe geçmiş. Kürt, Ermeni ve Türk halkı iç içe geçmiş. Bizler de bu sürecin başarıya ulaşmasını istiyoruz ve elimizden geldiği kadar da içerisinde olup katkı sunacağız.”








