Kürtler bu karda kışta, bebeklerinden yaşlılarına kadar eyleme kalktılar. Büyük bir ulusal varoluş ve özgürlük refleksi gösterdiler ve Rojavayê Kurdistan’daki katliama, Rojavayê Kurdistan’da Kürtlerin ulusal kazanımlarının yok edilmesine karşı durdular
Dilzar Dîlok
Bölgemizde yaşananlar salt biz Kürtleri değil tüm Ortadoğu hatta dünya tarihini bağlayan olaylardır. Bu bağlantılılık coğrafi ya da siyasi durumdan ibaret olmayıp bölge ve dünya insanlığının nasıl yaşayacağına dair konuları içerdiğinden daha bir önem kazanıyor. Kürdistan’ın ülkesiyle, insanıyla, tarihiyle ve ortaya koyduğu gizlenmiş ya da çalınmış tüm değerleriyle evrensel değer olduğu, tüm insanlığı ifade ettiği az çok biliniyor. Bunlar tarih-arkeoloji-sosyal bilim sahasına girer ve çokça değerlendirme konusu da olmaktadır. Ancak güncelde de yaşananları yorumlayabilmek açısından önemini vurgulamayı gerektirir.
HTŞ ve DAİŞ’ten kalma anlayışlardan ziyade Türkiye basın ve siyasetinin sevinç durumu, söz konusu kesimlerin yaşadığı tanımsız insanlık dışı duygular, mutsuz sevinç diyebileceğimiz absürtlükler bilimsel olarak da incelenmeye değer. Tarihi bilinçten yoksun bu duygu durumlarını duygu olarak adlandırmak da yerinde değildir. Güdülenmiş ve koşullanmış davranışlara duygu demek zordur. Faşizmin insanlarda yarattığı davranış biçimleri, önü alınamazsa ve ortadan kaldırılamazsa da yanlış düşünce-duygu yönelimi veya tarihsel toplumun yanlış yöne eğilmesi olarak da tanımlanmayı gerekli kılabilir. Nihayetinde Kürtlerin katledilmesine sevinen Türk insanı, siyasetçisi ve benzerlerini görmek ilk kez yaşadığımız bir durum değil.
Faşizmin, şovenizmin yaşananları bir Kürt soykırımı olarak görmesine ve bu fırsatı değerlendirerek Kürt düşmanlığını sürdürmesine şaşırmadık ama bu düşmanlığa düşman denildiğinde refleks gösterilmesine şaşırıyoruz. Kediye kedi demek gerekir. Bunu bürokratik ya da hassas diplomasideki adı başka olabilir, ancak özünde yaşanan Kürt düşmanlığıdır. Katliam, ambargo, cenazeye işkence etme, özgürlük ve onursal değerleri ayaklar altına alma ve daha çoğaltılabilecek çok şey yapıldı. Bayrak ne ki, Kürtlerin yemek yediği tabağa basıp kameraya kaydeden bir gazeteci hatta TV yöneticisi bile oldu. Nedense saldıran HTŞ idi ama buna sevinen Türk gazetecileri-siyasetçileri ve kimi devlet yetkilileri oldu. Tabi paralel olarak Kürtlerde de dar, milliyetçi temelde refleksler geliştirilmeye, bu yolla Önder Apo’nun yıllardır emek verdiği demokratik ulus paradigması zayıflatılmaya çalışılıyor.
Bilinmesi gereken en temel şey bu düşmanlığı ancak Önder Apo’nun düzeltebileceğidir, ancak Önderlik paradigmasının bunu giderebileceğidir. Bu konuda kimi devlet yetkililerinin bildikleri vardır belki ancak durumlardan faydalanma, herhangi bir Kürt katliamında bunu fırsata çevirme, 1’i ise 5 yapmaya çalışma, hatta yaşanan olaysal durumları kalıcılaştırmaya çalışarak daha fazla Kürt katliamının yolunu açmaya yönelme, katilleri tahrik ve teşvik etme siyasetleri de son günlerde yaşayıp gördüğümüz durumlardır. Tüm bunlar Kürt sorununun çözümünde yeterli düzeyde ikna olunmadığını da kısacası Kürt düşmanlığında ısrar edildiğini de göstermektedir.
Türk devlet yetkililerinin ekseriyeti Suriye’de yaşanan savaşa paralel olarak Türkiye’de Kürtlere yönelik düşmanlık yapıldığını, ülkede iktidar eksenli basın ve siyaset adına yapılan düşmanlığı engelleyemediğini gösterdi. Bugünkü iktidarın olacaksa en büyük başarısı herhalde iktidar yandaşı basındaki düşmanlık duygusunu-söylemini azaltmak olacaktır. Ötesi laf-ı güzaf.
Türkiye halkının böyle bir derdi yokken basın üzerinden siyaset ve akademisyen etiketli insanlar vasıtasıyla Kürt düşmanlığı pompalanmakta, şişirilmektedir. Bunun amacı nedir? Buna karşın ölmemek için direnen Kürdün direnişini Türkiye’de yaratılan Kürt düşmanlığını dile getirmeyi yargılamak, suç olarak görmek böyle adlandırmak ve cezalandırma arayışına girmek, egemen ulus zihniyetinden öte bir düşmanlığın ifadesidir.
Son iki haftadır Suriye’de Kürtlere yaşatılanlar kuşkusuz salt fiziki saldırı değildir.
Rojavayê Kurdistan devrimine yönelik saldırı, halkımızın tüm kesimlerinin de ifade ettiği gibi tüm Kürdistan’a tüm Kürtlere yönelik saldırıdır. Rojavayê Kurdistan devrimi Başurê Kurdistan devrimidir, bunu Rojavayê Kurdistan’a yönelik saldırılarda Başurê Kurdistan halkımızın gösterdiği ulusal refleksten de görebiliyoruz. Kürt halkının tüm parçalarının ortak ulusal reflekslerinin Rojavayê Kurdistan direnişi temelinde gelişmesi hem bunu anlamayan Kürtlere hem de Türklere bir anlatma biçimi olarak kabullenilmelidir.
Yaşananlar bir soykırımdır. HTŞ, kendisine verilen feyzden yola çıkarak ve devrimle kazanılan değerlere saldırdı. Bu saldırı çete artıklarında ve karşıt İslam çizgisinde olanlarda, yine AKP-MHP’nin yanına hizalanan kimi siyasetçi-sözde akademisyen ve basın-yayıncılardaki Kürt düşmanlığını bir kez daha ortaya çıkardı, dahası bunu görünür kıldı. Hatta emekli maaşıyla geçinemediğinden TV’lerde Kürt düşmanlığı yapma yoluyla ek gelir sağlayan eski askerler de buradan ikramiye alma umuduyla giriştiler. Kimi asker emeklilerinin HTŞ’nin tek tipleştirilmesi ve saldırılarını Kürtlere yöneltmesi karşısında “bunları görünce kendimle gurur duydum, Esad zamanında Suriye askerlerini eğitemezdik, sonuç alamazdık, ama şimdi sonuç aldığımızı görüyorum” demesi de yapılanların itirafıdır. Aynı zamanda Türkiye’deki iktidarların Kürt düşmanlığını, Kürdün yokluğunda kendi varlıklarının garantisini görmelerini ortaya koyuyor.
Önder Apo’nun bir yıldır attığı tarihsel adımlar kuşkusuz bu özgür demokratik temelde toplumsallaşmaya ters olan zihniyet ve anlayışlara karşı bir özgür toplum olarak yaşama hamlesidir. Demokratik toplum inşasında ısrar hamlesidir. Bu saldırılar Önder Apo’nun paradigmasının kanıtlanmasından başka bir şey değildir. Önder Apo öl-öldür çizgisinden çıkarmaya çalıştığı savaşı durdurarak tarihsel bir adım attı. Yine çözüm perspektifini ortaya koyarak da halkların birlikte yaşamasının formülünü de ortaya koydu. Özünde bu saldırılar, Rojavayê Kurdistan devrimi şahsında Önder Apo’nun demokratik ulus paradigmasına saldırıdır. Öncülüğünü uluslararası komplodaki gibi ABD ve İsrail’in yapması da bundandır. Yerel güçlerin kullanılması da bundandır.
Önder Apo, dünya sistemini çözümlerken bu sistemin karşısında nasıl demokratik modernite gücü olarak var olunacağını da ortaya koydu. Burada en temel zihniyet halkların hem kendi içlerinde demokratikleşmesi hem de başka halklarla demokratikleşme temelinde yaşam inşasını gerçekleştirmesiydi.
Kürtler bu karda kışta, bebeklerinden yaşlılarına kadar eyleme kalktılar. Büyük bir ulusal varoluş ve özgürlük refleksi gösterdiler ve Rojavayê Kurdistan’daki katliama, Rojavayê Kurdistan’da Kürtlerin ulusal kazanımlarının yok edilmesine karşı durdular. Birçok yerde Kürt halkının dostları da bu eylemlere katıldı, destek verdi. Kar yağışı, sıfırın altına düşen hava sıcaklığı da bu eylemleri engelleyemedi. Kadınlar tüm gücüyle, olanca direnciyle, inadıyla eylemlerin öncülüğünü yaptı. Analar eylemlerde en öndeydi, en güzel direniş sözlerini söylediler, Kürdün direnişini bilmeyene en güzel direniş dersi verdiler. Gençler her yerde tüm dinamizmiyle varlığını gösterdi. Başurê Kurdistan gençliği adeta koşarak devrim değerlerini korumaya yöneldi. Kerkük’ten Dihok’a, Hewler’den Süleymaniye’ye kadar tüm gençlik havanın soğuğuna aldırış etmeden devrime koştu. Demek ki Rojavayê Kurdistan devrimi tüm Kürdistan devrimiymiş. Başurê Kurdistan ve Bakurê Kurdistan halkımız büyük bir direnişle bunu ortaya koydu.
Bakurê Kurdistan ilk saldırılarla birlikte topyekün ayağa kalktı. Ortak ruh, ortak refleks, ortak bilinçle hareket etti. Bakurê Kurdistan eylemlerini salt refleks olarak değerlendirmek yetmez. Çünkü ortak bilincin getirdiği, Kobani hafızası var Kürtlerin. Kobani direnişiyle aynı mayadan yoğrulan Bakurê Kurdistan direnişi ve sarsılmaz iradenin tarih yazışı var. Ve Bakurê Kurdistan bir defa daha bunu ortaya koydu. Van’dan Amed’de, Nusaybin’den Mardin’e, Urfa’dan ilçelerine kadar adeta Kürt halkı şahlanarak direnişe geçti. Kobani’nin ablukaya alınması ve iletişim olanaklarının da kesilmesi, bir yandan içerden dışarıya saldırıların ve insanlık dışı çete uygulamalarının gizlenmesini amaçlamaktayken, diğer yandan da Bakur- Başurê Kurdistan direnişleri ve halk ortaklaşmasının Kobani halkımız tarafından duyulmasını engellemekti. Ancak Kobani halkı duysa da duymasa da tüm Kürdistan’ın ayaklanacağını Kobani için verilen binlerce candan bilir. Kobani halkımız böyle bir vefadarlıktadır, bu da böyle bilinmelidir.
Kadınların ve gençliğin eylemleri bu serhildanlara damga vururken zor koşullara rağmen çocukların evlerinde oturmayıp direniş sahalarına koşması da incelenmeye değerdir. Bir örnek vermek isterim. 12-13 yaşındaki bir çocuk elinde bir pankartla yürüyüşün ön saflarındaydı. “Herkes Kürde düşmansa, herkes kaybedecek” yazıyordu. Tüm dünya egemenleri, ihanet çizgisindekiler, çıkarcılar ve menfaati tanrı bilenler… Herkese soruyoruz. Böyle bir cümleyi, 12 yaşındaki bir çocuğa söyletecek ne yaptınız? Küçük bir çocuğun evinde soba kenarında oturmayıp kar altında sokakta yürüyüş yapmasını, kendi halkının haklarını savunması ve dahası akışa kapılmaktan öte, tüm dünyaya diş bilemesi, direnişi haykırması, büyük bir irade ortaya koyacak kadar öfke biriktirmesinin vebalini nasıl taşıyacaksınız! Kuşkusuz sorumuz muhataplardan cevap almak için değildir. Cevap ancak demokratik ulus anlayışıyla bir yaşamı inşa etmenin zihniyetini, yüreğini, gücünü ve kararlılığını ortaya koyarak yaratılabilir, ancak toplumsal inşaya verilebilir.
Yapılanların bir boyutu da HTŞ ve DAİŞ benzerlerinin karşıt İslam temelinde Arap halkını sömürgeleştirmeleri, Arap toplumsallığını gelenek adı altında ezmeleridir. Bilinmelidir ki Muaviye İslami dünya egemenlikli güçlerinin desteği ve aparatı olmak dışında kaybetmiştir. Giderek daha da kaybetmeye mahkumdur. Çünkü olanak buldukça katliam yapmakta ve giderek karşısında nefret biriktirmektedir. Arap halkının tek özgür demokratik yaşama yolu Önderlik çizgisinde demokratik ulus paradigması temelinde tüm bölge halklarıyla barış içinde yaşama çizgisinde ısrardır. Bu da önümüzdeki dönemde daha iyi anlaşılacaktır.









