Konjonktürel güç ve gelişmelere, taktiksel geri çekilmelere dayalı okumalar, dayatılan Kürt açmazını kıramaz. Konformist anlayışla sosyal medyada sahte milliyetçilikle maksimalist ahkamlarda bulunmak kadar, küresel sistemin dayattığı açmazı iradesizce kabullenmek de halk ve realiteden yabancılaşmayı anlatır
Rıdvan Yusufoğlu
Uluslararası hukukun yok sayıldığı ve gücün geçerli olduğu bir çağın başlangıcındayız. Buna korsanlık çağına giriş de diyebiliriz. Trump’ın Venezuela, Grönland, Karayip ve Ortadoğu‘daki politika ve stratejileri bunun somut verileridir. Bu korsanlık çağı en çok Ortadoğu’da görülüyor, yaşanıyor. Etnik, dini- mezhepsel, kültürel, cins çelişkilerinin kördüğüm haline dönüştüğü bir kan deryası gibidir Ortadoğu…Korsanlar bu kan deryasında nemalanıyor. Bölge ülkelerinin katı milliyetçi, mezhepçi, cinsiyetçi, faşizan politikaları tüm bu sorunları çözümsüz ve dış müdahalelere açık bir zemin oluşturuyor. Bölge güçleriyle küresel güçler kimi zaman ortaklaşılsa da esasında birbirine kırdırmaya dönük stratejilerdir uygulanan.
Bu nedenle, Ortadoğu‘da dengeler hızlı değişiyor. İttifaklar, ilişkiler ve çelişkiler buna göre yeniden şekilleniyor, şekillendiriliyor. Bütün bunlar ise, güç odaklarına göre konumlanıp strateji, taktik ve politikalar üretiliyor. Dün Kürtler üzerinden strateji geliştirenler, bugün Kürtleri denklem dışı bırakmak isteyen bölge güçleriyle ittifak ve stratejiler de ortaklaşılıyor.
Herkes kendi çıkarlarına göre politikalar ve planlar uygulamak istiyor. Tüm bunların başarı ve başarısızlıkları tarafların örgütlenme ve güç durumuna göre biçimlenip şekillenecektir.
Küresel güç odaklarının temel hedefi enerji kaynakları, yolları ve buna paralel stratejik düzeyde yeniden Ortadoğu’nun dizayn edilmesidir. 20. yüzyılda Lozan antlaşmasıyla bu düzenleme yapıldı. Kürtler bu anlaşmayla denklem dışında tutuldu. 21. yüzyılda ise İbrahim’i anlaşmayı da yeni bir dizayn geliştiriliyor. Bu dizaynda Kürtlerin denklem dışı kalıp kalmayacağını Kürtlerin gücü, örgütlenme düzeyi ve ulusal birlik stratejisi belirleyecektir. Rojava’ya dönük saldırıları ve gelişen direnişi de bu parametreler üzerinde okumak gerekir.
Saldırıların nedenlerini Rojava‘da Kürt siyasetinde aramak sığlıktır. Küresel güçleri ve oynanan oyunları anlamamaktır. Zira Rojava‘da neredeyse uygulanmayan politika, strateji ve taktik kalmadı. Uluslararası koalisyonla ortaklık yaptı, İsrail’le ilişkiler geliştirilmeye çalışıldı, Ruslarla yoğun diplomasi yürütüldü, halkların birliğine dayalı bir düzen oluşturuldu. Arap ülkeleri ile aktif diplomatik ilişkileri kullandı, Türkiye ve Şam‘la diyaloğa dayalı sorunları çözmeye çalıştı. Tüm saldırılara karşı fedaice savaşıldığı direndi. Tüm bunlardan anlaşılıyor ki mesele küresel ve bölgesel güçlerin dayattığı Kürt açmazıdır. Dayatılan parçalanma ve denklem dışı bırakma politikalarıdır.
Kimi sahte Kürt milliyetçi çevrelerin ısrarla Kürt Halk Önderini ve özgürlük mücadelesini suçlamaları ülkeyi, bölgeyi ve küresel sistemi hiç anlamadıklarını gösteriyor. Birinci Dünya Savaşı’nda Kürt Hareketi ve Kürt Halk Önderi yoktu. Mahabat’ta yoktu. Cezayir Anlaşması’nda yoktu. Güneyde yapılan referanduma engel olan Kürt Halk Önderi değildi. Rojava‘da istenilen ve kabul görmeyen federasyonu engelleyen Kürt Halk Önderi değildi. Yani meseleyi konjonktürel gelişmelere bağlı olarak okumak ya körlüktendir ya da art niyetli olmaktandır. Sanki Kürtlere devlet sunulmuş da Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt Halk Önderi kabul etmemiş gibi sunmak ve bunu hakaret düzeyine vardıran yaklaşımlar ancak ve ancak özel savaş politikaların aparatı olmakla izah edilebilir.
Yapılanları milliyetçilikle izah etmek mümkün değildir.
Diğer ulusların milliyetçileri kendi varlıklarını başka ulusların yok sayılmaları üzerine inşa ederler. Siyasetlerini buna göre kurgulayıp kendi ulusu dışında bir düşman yaratırlar. Ama sahte Kürt milliyetçileri ve sosyal medya milliyetçilerinin yaklaşımı ise Rojava‘ya saldırı ile oluşan Kürt ulusal birlik ruhunu yok etme üzerine kurgulanmıştır . Kürt özgürlük mücadelesine ödenen bedellere ve halk önderine düşmanlık yapmayı temel gaye haline getirmişler gibi. Dikkat edilirse bu kesimler konfor alanları dışına çıkmadan sosyal medya alanları dışında ürettikleri bir şey yoktur. Savaşmadıkları gibi savaşanları da kötülerler.
Konjonktürel güç ve gelişmelere, taktiksel geri çekilmelere dayalı okumalar, dayatılan Kürt açmazını kıramaz. Konformist anlayışla sosyal medyada sahte milliyetçilikle maksimalist ahkamlarda bulunmak kadar, küresel sistemin dayattığı açmazı iradesizce kabullenmek de halk ve realiteden yabancılaşmayı anlatır.
Sonuç olarak, Rojava‘ya dönük saldırılar uluslararası politikanın ve anlaşmanın sonucuydu. Kürt halkının gösterdiği tarihî direniş bu saldırıları kırdı, durdurdu. Kürt tarihinde görülmemiş düzeyde ulusal birlik ruhu oluştu ve bu Rojava‘da direnenlerin elini güçlendirdi. Varılan anlaşmalar önemlidir. Denklem dışına bırakılma politikasının boşa çıkartılması açısından önemlidir. ancak bunun anayasal, ulusal ve uluslararası düzeyde garanti altına alınmadan, risklerinin sürüyor olacağını bilmek gerekir.
Bu süreçte yürütülen psikolojik savaşın etkisine girmeden bilinci diri tutmak önemlidir. Konjonktürel güce, taktik geri çekilmelere aldanmaksızın ,mücadelenin sürekliliğini ve direnişin büyütülmesine odaklanmak, ulusal birlik stratejisini geliştirmek Kürtlere kazandıracaktır.








