Türkiye, DAİŞ ve HTŞ çetelerinin Rojava’ya yönelik saldırılara bir grup aydın tepki gösterdi:
- Rojava’ya yönelik saldırılara tepki gösteren ve dayanışma içinde olduklarını belirten Prof. Dr. Andrej Grubacic, ‘Rojava’nın savunulması, yalnızca bölgesel bir mesele ya da insani yardım bağlamında ele alınabilecek bir konu değildir. Rojava ile dayanışma uluslararası toplumun önünde tarihsel bir sorumluluk olarak durmaktadır’ dedi.
- Yunanistan Eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, ‘Tarihin, insanlık adına omuzlarına ağır bir sorumluluk yüklediği bu kadın ve erkeklerle dayanışma içindeyim” diye belirtti. Prof. Hito Steyerl ise, ‘Rojava’ya yönelik yaklaşan işgale karşıyım’ diye vurguladı. Prof. Dr. Sandro Mezzadra da, “Rojava’yı savunmak herkes için bir sorumluluktur’ ifadelerini kullandı.
- Yazar Raúl Zibechi, ‘Dünya halkları emperyalizme ve kapitalizme karşı harekete geçerek bu ölümcül saldırıyı durdurmalı’ dedi. Dr. Kamran Matin de, ‘Rojava halklarının acil biçimde, dünya çapında ilkesel dayanışmaya ihtiyacı var” diye kaydetti. Dr. Les Levidow ise, ‘Rojava Ortadoğu için en güçlü umuttur’ dedi.
- PEN Uluslararası Kadın Yazarlar Komitesi Başkanı Judyth Hill ve Meksikalı PEN Uluslararası Başkan Yardımcısı Lucina Kathmann da, ‘Özgürlük, eşitlik ve barış için direnen Kürt halkıyla yan yanayız. Bu mücadele sessizliği değil, açık ve aktif küresel dayanışmayı hak etmektedir’ ifadelerini kullandı.
Perde arkasında çeşitli uluslararası anlaşma ve yönlendirmenin sonucunda, HTŞ’li Ahmed Şara’nın hizmetine sunulan Suriye Geçici Hükümeti, Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’ne ve özellikle de Rojava Devrimi’nin kazanımlarına savaş açtı. Bu saldırıların, Ocak ayı başında Şam, Paris ve Irak’ta yapılan yüksek riskli kapalı kapılar ardındaki görüşmelerde kararlaştırıldığı belirtiliyor. Türkiye de bu konuda savaşa mentorluk (akıl hocalığı) rolünü gizlemiyor ve yetkililer, bu saldırılardan duydukları memnuniyeti ifade ediyor. En son Davos Zirvesi’nde görüldüğü gibi, politikayı ve demokrasiyi gasp eden uluslararası kapitalist siyasi tüccarlar, halkların geleceğini kendi çıkarları doğrultusunda etkilemeye çalışıyor. Alternatif bir model olan Rojava’ya saldırı, bu türden siyaset tüccarların politikaları ve en azından sessizliğinden bağımsız değil. Fakat Kürt halkının göstermiş olduğu direniş, dünyanın birçok yerinde kamuoyu vicdanını temsil eden entellektüel, sanatçı, akademisyen ve dost sesini yükseltmesine ve dayanışma göstermesini de beraberinde getiriyor.
Grubacic: ABD saldırılara zemin hazırladı
Journal of World-Systems Research Editörü, Antropoloji ve Toplumsal Değişim Bölümü Bölüm Başkanı ABD’li Prof. Dr. Andrej Grubacic: “Kanada Başbakanı, birkaç gün önce yaptığı konuşmada uluslararası kamuoyunda dikkatle not edilen çarpıcı değerlendirmelerde bulunmuştur. Başbakan, ‘kurallara dayalı uluslararası düzen’ anlatısının kısmen gerçeği yansıtmadığını, bu düzenin ‘Failin ve mağdurun kimliğine bağlı olarak farklı düzeylerde uygulandığını’ açıkça ifade etmiştir. Söz konusu düzenin, esasen Amerikan hegemonyasının sağladığı avantajlar sayesinde işlevsellik kazanan bir kurgu olduğunu belirtmiş; uluslararası toplumun ise uzun süre boyunca bu yapının ‘ritüellerine katıldığını’, ancak ‘söylem ile fiil arasındaki açık çelişkileri dile getirmekten bilinçli olarak kaçındığını’ vurgulamıştır. Bu mutabakatın artık geçerliliğini yitirdiği görülmektedir. Gelinen aşama bir geçiş süreci değil, açık bir kopuştur. Nitekim Başbakan Carney’in ifadesiyle: ‘Entegrasyonun karşılıklı fayda sağladığı yönündeki yanılsama, entegrasyonun bizzat tabiiyet ve bağımlılık kaynağı hâline geldiği bir ortamda sürdürülemez.’ Bu değerlendirmeler, Suriye’nin kuzeyinde yer alan Rojava’ya yönelik son saldırıların hemen sonrasında dile getirilmiştir. Saldırı sürecine giden aşamada, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ABD Başkanı Donald Trump’a, Suriye konusunda ‘tam bir görüş birliği içinde olduklarını’ ifade eden bir mesaj gönderdiği; Trump’ın ise Norveçli siyasetçilere, Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmediği gerekçesiyle barış girişimlerine ilgi duymadığını söylediği yönünde iddialar kamuoyuna yansımıştır. Bu açıklamalar, her ne kadar geç ve son derece sorunlu bir samimiyet içerse de, mevcut uluslararası sistemin işleyişine dair önemli bir tablo ortaya koymaktadır.
Rojava’yı savunmak uluslararası sorumluluk
Küresel ölçekte bir sistemsel dönüşüm süreci yaşandığı açıktır. Sürekli sermaye birikimine dayalı mevcut ekonomik ve siyasal yapı -diğer bir ifadeyle kapitalist dünya sistemi- tarihsel sınırlarına yaklaşmaktadır. Bu yapının yerini, piyasa entegrasyonundan ziyade siyasal güç birikimi, zor kullanımı ve açık baskı mekanizmaları üzerinden şekillenen yeni bir düzenin alma ihtimali giderek güçlenmektedir. Tarihsel belirsizlik dönemlerinde, mevcut statükonun öncelikli refleksi, kendisine alternatif teşkil eden modelleri ortadan kaldırmak olmuştur.
Rojava’ya yönelik müdahalelerin temel saikinin, doğal kaynaklar ya da dar anlamda güvenlik kaygıları olmadığı açıktır. Söz konusu süreç, ulus-devlet merkezli siyasal yapıya alternatif oluşturan bir yönetim anlayışına karşı yürütülen sistematik bir mücadele niteliği taşımaktadır.
Demokratik konfederalizm, devlet iktidarının ve sermaye birikiminin barbarlığına karşı, kendi başına bir tarihsel kırılma niteliği taşıyan; radikal ve canlı bir alternatifi temsil etmektedir. Tam da bu nedenle, ‘entegrasyon bir bağımlılık ve tabiiyet kaynağı’ olarak bugün Kuzey Suriye halklarına dayatılmaktadır. Tarihsel sistemler arasındaki bu kaotik ara dönemde, komünal demokrasiye ve radikal çoğulculuğa dayanan konfederal proje, sözde ‘uygar dünya’ tarafından ortadan kaldırılmak istenen bir meydan okuma olarak görülmektedir. Bu çerçevede Rojava’nın savunulması, yalnızca bölgesel bir mesele ya da insani yardım bağlamında ele alınabilecek bir konu değildir. Bu mesele, uluslararası sistemin geleceğine ve siyasal örgütlenmenin yönüne ilişkin temel bir tartışmanın parçasıdır. Doğrudan demokrasiye, yerel özerkliğe ve konfederal dayanışmaya dayalı bu deneyimin korunması, uluslararası toplumun önünde tarihsel bir sorumluluk olarak durmaktadır.”
Varoufakis: Direnişle dayanışma içindeyim
Yunanistan Eski Maliye Bakanı, iktisat profesörü ve MeRA25 lideri Yanis Varoufakis: “Reqa ve Kobanê dahil, örgütlü insanlık düşmanlığına karşı verilen kahramanca direnişin simgesi olmuş toprakların yoğun saldırı altında olduğu haberini almak benim için kişisel olarak yıkıcıydı. DAİŞ’i mağlup eden çoğulcu, demokratik güçlerin bu yeni karanlık çağa sürüklenmeye karşı direnişi sürdüreceğine inanmak ve bunu umut etmek istiyorum. Tarihin, insanlık adına omuzlarına ağır bir sorumluluk yüklediği bu kadın ve erkeklerle dayanışma içindeyim.”
Steyerl: İşgale karşıyım
Alman film yapımcısı ve yazar, Berlin Sanat Üniversitesi (UdK Berlin) Yeni Medya Sanatı profesörü Hito Steyerl: “Türkiye destekli güçlerin Efrîn bölgesine yönelik önceki işgali, bölge nüfusunun yerinden edilmesine, yaygın insan hakları ihlallerine ve kadınlar ile çocukların haklarında ciddi gerilemelere yol açmıştır. Bu nedenle, Suriye güçlerinin Rojava’ya yönelik yaklaşan işgaline karşı çıkıyorum.”
Mezzadra: Bijî Rojava!
İtalya Bologna Üniversitesi’nden siyaset kuramcı Prof. Dr. Sandro Mezzadra: “Rojava Devrimi’nin çoğulcu ve demokratik özyönetimine yönelik askeri saldırıları öfke ve kaygıyla izliyorum. 2012’den bu yana Rojava adı, bölgede ve bölge dışında insanları seferber etti, özgürleştirici devrimci siyasete dair yeni ufuklar açtı. Rojava’yı savunmak ve onun yanında durmak, özgürlük ve eşitlikten yana olan herkes için bir sorumluluktur. Savaş ve soykırım çağında Rojava için mücadele etmek, Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’nin son yıllarda somut bir yaşam pratiğine dönüştürdüğü ekolojik, feminist ve demokratik ilkeler üzerine kurulu bambaşka bir dünya için mücadele etmek demektir. Bijî Rojava!”
Zibechi: Halklar harekete geçmeli
Gazeteci, yazar ve siyaset kuramcısı; Uruguay’da yayımlanan haftalık Brecha yazarı Raúl Zibechi: “Rojava’yı işgal etmeyi ve özerk yapısını ortadan kaldırmayı hedefleyen, birden fazla devletin dâhil olduğu bir saldırıyla karşı karşıyayız. Türkiye ve Suriye’nin başını çektiği, İsrail, ABD ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen bu savaş, büyük güçler arasındaki küresel hegemonya mücadelesiyle bağlantılı daha geniş bir jeopolitik dönüşümün parçası. Bu koşullarda, halklar olarak yaşadığımız dönemin niteliğini berrak biçimde kavramamız gerekiyor. Egemen güçler halklarla anlaşma yapmayı reddetmiş durumda; gerçek bir barış süreci başlatmaktan da son derece uzaklar. Oysa savaşın temel unsurlarından biri hiledir ve bu yüzden ‘barış’ sözcüğünü ağızlarından hiç düşürmezler, fakat bunu samimiyetle hayata geçirme gibi bir niyetleri yoktur. Bir direniş dönemindeyiz; ancak bu, mutlak bir savunmaya çekilme anlamına gelmiyor. Mao Zedung, 1938’de Japon işgaline karşı ‘Bütün halkın seferberliği, düşmanı boğacak engin bir deniz yaratacaktır’ demişti. Bu ilkenin bugün de geçerliliğini koruduğuna inanıyorum. Bugün mesele, dünya halklarının emperyalizme ve kapitalizme karşı harekete geçerek bu ölümcül saldırıyı durdurmasıdır.”
Matin: Dünya çapında acil destek sunulmalı
Birleşik Krallık Sussex Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Doçenti Dr. Kamran Matin: “Eski HTŞ ve El Kaide komutanı Ahmed el-Şara’nın liderliğindeki Suriye geçiş hükümetinin Kürt halkına ve onların siyasi, idari ve savunma kurumlarına karşı başlattığı bu sebepsiz saldırı, açıkça sömürgeci bir boyun eğdirme savaşıdır. Türkiye tarafından planlanan ve desteklenen, ABD tarafından onaylanan bu savaş, Kürtlerin demokratik, feminist ve ekolojik özyönetim yönündeki filizlenmekte olan deneyimini ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.
Bu saldırı, Kürt savunma güçleri YPG ve YPJ’nin binlerce şehit vererek yenilgiye uğrattığı DAİŞ’in vahşetini ve barbarlığını hatırlatan tüm özellikleri taşımaktadır. Eğer başarılı olursa, Kürt ulusal özgürlük mücadelesini onlarca yıl geriye itecek ve bölgede İslamcı totaliterliğin yeniden kök salmasına yol açacaktır. Rojava halklarının, bugün her zamankinden daha acil biçimde, dünya çapındaki tüm demokratik, feminist, ilerici güçlerin ve örgütlerin aktif desteğine ve ilkesel dayanışmasına ihtiyacı vardır.”
Levidow: Direnişi selamlıyorum
Birleşik Krallık Londra’dan Kıdemli Araştırmacı ve Açık Üniversite (The Open University) Görevlisi Dr. Les Levidow: “Şu anda İslamcı gerici güçlerin saldırılarıyla karşı karşıya olan Kürt Özgürlük Hareketi’ne dayanışma selamlarımı gönderiyorum. Türkiye’nin desteğiyle bu gerici güçler Suriye ordusunu ele geçirmiş, QSD’yi Halep’ten çıkarmış, Arap olmayan azınlıklara saldırmış ve kadınlara yönelik kısıtlamalar getirmiştir. Bugün ise demokratik özerklik ve konfederalizm temelinde inşa edilen Rojava deneyimini tehdit etmektedirler; oysa bu deneyim, demokratik bir Ortadoğu için en güçlü umuttur. Başarılı bir savunma ve kitlesel demokrasinin inşası için dayanışma dileklerimi sunuyorum.”
Hill ve Kathmann: Kürt halkının yanındayız
PEN Uluslararası Kadın Yazarlar Komitesi Başkanı Judyth Hill ve Meksika’lı PEN Uluslararası Başkan Yardımcısı Lucina Kathmann ortak dayanışma mesajında bulundu: “PEN International Kadın Yazarlar Komitesi, Kuzey ve Doğu Suriye’de ifade özgürlüğü, onur, demokrasi ve kendi kaderini tayin hakkını savunan herkesle her zaman güçlü bir dayanışma içindedir. On yıllardır Kürtler, özgürlüklerinden korkan devletlerin uyguladığı baskı, inkâr ve şiddete maruz kalmaktadır.
Bizler, Ortadoğu’da demokratik, feminist ve çoğulcu bir yönetimin kurulması olasılığını ortadan kaldırmak için yürütülen uzun soluklu kampanyanın, sansür, sindirme, hapis cezaları ve yazarların, gazetecilerin ve kültür çalışanlarının sistematik olarak susturulması yoluyla yürütüldüğünün farkındayız. Uluslararası toplumun bu baskı karşısında sessiz kalması hem tehlikeli hem de utanç vericidir.
Yeni Özgür Politika ve Fırat Haber Ajansı dâhil Kürt medyası, inkârın ve sessizliğin hâkim olduğu anlarda hakikatin sesini duyurmaktadır. Tehdit altında gerçeği yazmaktan vazgeçmeyen Kürt gazetecilerle ve özgürlük, eşitlik ve barış için direnen Kürt halkıyla yan yanayız. Bu mücadele sessizliği değil, açık ve aktif küresel dayanışmayı hak etmektedir.”
Haber: Devriş Çimen / Yeni Özgür Politika









