Rojhilat ve Tahran’da yaşayan yurttaşlar yaşadıklarını anlattı:
- Rejimin saldırılarla düşmemesi korkusu var
- Eğer rejim gitmezse eskisinden de daha diktatör olacak
- Rejimin batı ile anlaşması çekincesi var
İran’daki savaş bütün hızlıyla devam ederken, savaşın halk üzerinde bıraktığı yıkıcı etkisi ise her gün artıyor. İran’da yaşayanlar son bir haftadır, olanları Mezopotamya Ajansı’na Telegram üzerinden gönderilen kısa yazılı ve sesli mesajlar kullanılarak anlattı. Notları gönderen yurttaşlar hala İran’da yaşadıkları için kod isim verildi.
Tahran’da memur olan Maral (40), son bir haftada yaşadıklarını şöyle anlattı:
“İnternetin az da olsa çektiği bir yer bulabilmek için sokaklarda dolaştım. Bu bana da tuhaf geliyor. Bir yazılım şirketine kullanabileceğim bir VPN yaptırabilmek için milyonlarca toman ödedim.
Doğrusu bu günlerde çok fazla kaygımız var. Piyasa genel olarak durgun ve ülke ekonomisi çökmüş durumda. Buna rağmen olan biten gerçekten tuhaf… İnsanlar bu şekilde direniyor. Tahran’da bütün fırınlar her zamanki gibi günlük ekmeklerini pişiriyor. Gıda dükkânları ve benzeri yerler işlerini yapıyor; bu açıdan bir sorun yok. Tahran’ın bombardıman altında olduğu bu günler boyunca hiçbir yığılma görmedim. İnsanlar gıda ve temel ihtiyaçlarını almak için mağazalarda kuyruğa girmedi ve son derece medeni davrandılar. Yani demek istediğim, gündelik hayatın akışı sürüyor.
‘Zalim generallerin öldürülmesine seviniyorlardı’
İnsanlar bir yandan yıllardır kendilerine acı çektiren ve çocuklarını öldüren sistemin çöküyor olmasına seviniyor, bir yandan da kentin üzerine düşen ve altyapıyı yok eden her bomba, tenlerinde açılmış bir yara gibi hissediliyor.
Dün bir kuaföre gittim ve bazı insanların gerçekten hâlâ savaşın acı gerçeğini ve Amerika ile İsrail’in Ortadoğu’da hiç kimsenin dostu olmadığını kavrayamadıklarını gördüm. Onlar sadece zalim generallerin öldürülmesine seviniyorlardı. Ama bu toprakların üzerinde nasıl büyük bir tehlikenin olduğunu anlamıyorlardı. Bu gerçekten çok üzücü.
‘Bazı evler rejimin baskı güçlerinin kullanımında’
Askeri ve baskıcı güçler, çok sayıda bölgede ve konut olarak kullanılan apartmanlarda, güçlerini toplamak ve muhtemelen gözaltına alınanları tutmak ve onlara işkence etmek için ‘güvenli ev’ adı altında evler kiralamışlar. Arkadaşlarımdan birkaç kişi, kendi evlerinden ayrılıp akrabalarının evlerine gitmek zorunda kaldı; çünkü onların mahallesinde ya da apartmanında da birkaç daire rejimin baskı güçlerinin kullanımında ve bu dairelere saldırı düzenlenmesi ihtimali var. Bu durum sivillerin ve çocukların hayatını tehlikeye atıyor.
Bu rejimin şehrin her yerine dağılmış bu kadar çok gayriresmî askerî gücü olduğuna inanamıyoruz. Hastanelerin altında, yerleşim mahallelerinde ve okullarda. Ne kadar bombalanırlarsa bombalansınlar, tükenmiyorlar.
‘Rejimin saldırılarla düşmemesinin kaygısını yaşıyorlar’
İnsanlar büyük bir kaygı içinde. İnsanlar rejimin saldırılarla düşmemesinin kaygısını yaşıyorlar. Herkesin aklında aynı soru var, ‘ya gitmezlerse, ne olacak’ aslında cevap belli, eğer gitmezlerse, eskisinden de daha diktatör ve daha şiddetli olacak. Bu, insanların yüreğinde büyük bir dehşet yaratmış durumda.
Evden çıktığımızda bütün caddelerde sivil ama ellerinde silah olan güçler, besic güçleri var. Arabalarımızı, kimliklerimizi, telefonumuzdaki içerikleri bile kontrol ediyorlar. Bu yüzden sürekli telefonlarımızı siliyoruz. Geceleri dışarı çıkıp bağırıyor ve halkı tehdit ediyorlar. Seslerinden baya iğreniyoruz. Bir yandan bomba sesi var bir yandan bunların sesinden uyuyamıyoruz. Haberleri takıp etmeye çalışıyoruz ama uydulara parazit koymuşlar, yabancı hiçbir televizyona ulaşamıyoruz.”
‘Bizim halkımız gerçekten korkmuyor’
Tahran’da yaşayan Alireza (22) ise bir yazılım mühendisi, kendisi her gün insanların yeniden internete erişebilmesi için onlarca VPN hazırlıyor. Alireza ise yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“Bu günlerde hiç uyuyamıyorum. Her gün yazdığım VPN’leri kapatıyorlar ve ben de baştan yeniden yazmak zorunda kalıyorum. İnanır mısın, İranlı programcılar her gün filtreleme sorunlarıyla uğraştıkları için dünyadaki birçok programcıdan daha profesyonel hale geldi. Biz filtreleri aşmanın bir yolunu her zaman buluruz.
Halkın morali iyi. Savaşın başladığı gün çok mutlu ve umutluydular. İnsanlar, Amerika’nın bizim deviremediğimiz bu rejimi ortadan kaldırabileceğini ve ardından bizim de bir referandum düzenleyerek yeni bir yönetim kurabileceğimizi düşündüler. Ama savaş her gün biraz daha uzadıkça ve bunlar (İslam Cumhuriyeti rejiminin askerî güçleri) bitmek bilmez hale geldikçe, insanların morali biraz zayıfladı. Yine de geceleri çatılara çıkıp slogan atıyorlar ve korkmuyorlar. Bizim halkımız gerçekten korkmuyor.
‘Biz güçlü olmalı ve moralimizi korumalıyız’
Sonuçta ben, 22 yaşında bir İranlı genç olarak, kaybedecek bir şeye sahip değilim. Uğruna korkacağım bir şey yok. Ne kalıcı bir işim var ne de başka bir güvencem. Hayatımın iki yılını hiçbir anlamı olmayan zorunlu askerlik için harcamak zorundayım. Kız arkadaşıma bir demet çiçek alacak kadar bile param yok. Bu yüzden gençler korkmuyor ve sokağa çıkıyorlar. Şimdi sokağa çıkmasalar bile slogan atıyorlar. Ben de internet biraz olsun bağlandığında yabancı medyaya mesajlar gönderiyorum; Tahran’daki savaşın durumu, neler olduğu ve hangi hedeflerin vurulduğu hakkında yazıyor ve bilgi veriyorum. Bunun tehlikeli olduğunu biliyorum. Sahte bir hesap oluşturdum ve onunla yazıyorum, bunu yapabildiğim için mutluyum. Çünkü artık savaş sadece sahada değil, medyada da yaşanıyor. Biz güçlü olmalı ve moralimizi korumalıyız.
‘Korktuğumuz şey rejimin batı ile anlaşması’
Şu anda insanların içine düşen büyük bir korku var: Bu rejimin Batı ile bir anlaşma yapıp bazı küçük değişikliklerle ayakta kalması. Bu gerçekten çok korkutucu. Sesimizi dünyaya duyurmalı ve bu rejimin kalmasını istemediğimizi söylemeliyiz. Onların Mücteba’yı, babası gibi olmayan ve özgürlük getirmek isteyen bir ‘Muhammed bin Selman’gibi göstermelerine izin vermemeliyiz. Hayır, bu rejim kimseye özgürlük vermeyecek ve hayatlarımızı yok edecek.”
‘Her evde beş-altı aile birlikte yaşıyor’
Savaş Tahran’da farklı Rojhilat ise farklı bir şekilde yaşanıyor. Rojda ve Ali isimli Kürt çift ise savaş deneyimlerini şöyle anlattı:
“İnternetimiz bazen bağlanıyor. Bu gece olduğu gibi. Bir süredir evimizden ayrıldık ve dağlardaki mağarada yaşamaya başladık. Temel ihtiyaçlarımızı yanımıza aldık. Yaşadığımız mahalle tamamen boşaltıldı ve insanlar Kirmaşan’daki köylerde yaşayan akrabalarının evlerine gittiler. Çünkü Amerika ve İsrail eyaletteki bütün karakolları ve askerî merkezleri vurdu ve onlar şimdi mahallelere dağıldılar; ayrıca eyaletimizdeki küçük şehrimizin bütün okullarını askerî üsse çevirdiler. Bu yüzden insanlar şehirden çıkıp akrabalarının ve anne babalarının evlerine gittiler. Şu anda. Bir bakıma yerimizden edilmiş durumdayız. İşler de durmuş durumda.
‘Rojhilat’ta insanlar birbirlerine yardım ediyorlar’
Rojhilat’ta insanlar birbirlerine yardım ediyorlar. Herkes, diğerlerinin de güvende olabilmesi için evini başkalarına açmış durumda. Halkın morali iyi ama gerçekten tuhaf günlerden geçiyoruz. Bir yandan bu katil rejimin bedel ödediğini gördüğümüz için mutluyuz; diğer yandan ise çok üzgünüz, çünkü o kadar çoklar ki bitmiyorlar ve şimdi komşu ülkelere de saldırıyorlar. Yani hem umutluyuz hem de belirsiz gelecekten çok korkuyoruz.
Sanırım diğer insanlar da böyle hissediyor. Bazen iyiler, bazen de korkuyor ve umutsuzluğa kapılıyorlar. Buna rağmen biz Kürtlerin dediği gibi, berxwedan jiyane (direnmek yaşamaktır).
‘Kürtler demokratik ve federal bir yönetimden yana’
Eğer bu rejim kalırsa baskıyı daha da artıracaktır; özellikle de bizi Kürtleri, bölücülük bahanesiyle daha fazla hedef alacaktır.
Biz yıllardır haklarımızı istediğimizi söylüyoruz; savaş istemiyoruz. Tanınmak ve kendi yönetimimizde söz sahibi olmak istiyoruz. Bu bölücülük anlamına gelmez. Buradaki Kürtlerin büyük çoğunluğu, bildiğimiz kadarıyla, monarşi ve saltanat yanlısı değildir; demokratik ve federal bir yönetimden yanadır. Bununla birlikte hiçbirimiz İran’ın bölünmesini istemiyoruz. Sadece eşit vatandaşlık haklarına sahip olmak istiyoruz. Dilimizin tanınmasını ve şehirlerimizin bu kadar polis ve güvenlik baskısı altında olmamasını istiyoruz. Biz sadece normal bir yaşam talep ediyoruz.”
Haber: Berivan Kutlu \ MA









