Her iki kesim iki ayrı uç gibi görünseler de ortak buluştukları zemin Halk Önderi Sayın Öcalan’a karşı egemenlerin dili, yöntemi ve zihniyetiyle yaklaşmalarıdır. Objektif ya da sübjektif sistemle, sistemin özel savaş argümanlarıyla ortaklaşıyorlar
Rıdvan Yusufoğlu
Dünya devrimleri büyük tecrübelerle doludur. Ortaya çıkan her toplumsal hareket, her önderliksel çıkış ve peygamberliksel doğuşlar başlangıçlarında büyük zorluklarla karşılaşmıştır. Sisteme alternatif fikirleri, ahlaki duruşları, yaşam ütopyaları ile egemenler kendileri açısından büyük tehdit olarak görmüş ve değerlendirmişlerdir. Bunun için bu tür hareketler önceleri yok sayılmış, sonra alay edilmiş, baş edemeyince de hakaret ve şiddetle bastırılmaya çalışılmıştır. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan da ilk ortaya çıktığında aynı duruma maruz kalmıştır. 50 yıllık mücadeleyle Kürt realitesini hem dünya ve Orta Doğu’ya hem de Türkiye Cumhuriyeti’ne kabul ettirmiştir. Gelinen aşamada stratejik düzeyde yeni bir süreç başlatmıştır. Bu yeni süreçte manifestoyla ortaya koyduğu fikirler ideolojik, teorik, felsefik ve tarihsel bağlamda birçok yenilikleri içeriyor. Mücadelesinin başlangıcındaki gibi yok sayılamıyor ama derin ideolojik, felsefik, bilimsel, ontolojik ve tarihsel kuramı karşısında fikir beyan edemeyenler düzeysiz saldırılar içerisine girmeyi tercih ediyorlar. Egemenler açısından bu anlaşılırdır. Ancak kendilerini sol ve sosyalist gören dogmatik sol ve Kürt “milliyetçiliğine” soyunanların tutumlarına dair bir şeyler söylemek elzemdir.
Her iki kesim iki ayrı uç gibi görünseler de ortak buluştukları zemin Halk Önderi Sayın Öcalan’a karşı egemenlerin dili, yöntemi ve zihniyetiyle yaklaşmalarıdır. Objektif ya da sübjektif sistemle, sistemin özel savaş argümanlarıyla ortaklaşıyorlar. Yaratılan değerler görmezden gelinip zihni bulandırmaya çalışıyorlar. Eleştirel yaklaşmak, düşünceleri benimsemeyip alternatif tezler ileri sürmek anlaşılır ve hatta değer biçilir. Ama şovenizm hastalığıyla, egemen ulusun küçümseyici anlayışıyla, sol ve sosyalistlikle izah edilir bir yanı olmadığı gibi, milliyetçilik hastalığından kurtulamamış olmanın göstergesidir. Reel sosyalizmin aksine, sosyalizmin inşasını devlet ve iktidarı ele geçirmede görmenin farklı bir hegemonya türü olduğunu ve yaşanan deneyimlerle bunun kanıtlandığını iddia ediyoruz. Özgürlüğü, gelecekte görüp de kendini atıl ve tembellik sularına kaptırmanın zihinsel dogmatizm ve koşullara esareti yaratır. Diyalektiği maddi üretim tarzında ele alan, değişimi- dönüşümü ve sosyalizmi devrim sonrasında gören anlayışların sosyalizme katacakları bir şeyleri olmayacaktır. Çünkü, tarihin gelişimi komün ve sınıfsal uygarlıklar arasında olduğu gerçeğine dikkat çekiliyor. Çünkü sosyalizmin, tarihsel, güncel ve gelecek boyutlarıyla özsel bir yaşam tarzı olduğu her alanda ortaya çıkıyor. Çünkü sosyalizm demek, özgürlük demektir. ve özgürlük, insanın anlamsal varoluşsallığıyla toplumsallığın inşasında gerçekleşir. “Hayır bu böyle değildir. Bilimsel, felsefik, sosyolojik ve tarihsel olarak şu şöyledir” deyip alternatif fikirler oluşturmak ayrı ama “yok benim düşündüğüm gibi düşüneceksin”, 19.yy’da düşünülen ne ise bugün de o demek bir handikaptır. Bu açıdan 19.yy’ın koşullarına saplanıp kalanların sosyalizmi öğrenmeye hem de Kürt Halk Önderi Öcalan’dan öğrenmeye ihtiyaçları vardır. Gerçek anlamda sosyalist olanlar, felsefesinde değişimi esas alan Marks’a özeleştiri borçları vardır. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın manifestoyla yaptığı budur.
Farklı kulvarda yürüyen ama 19.yy’ın milliyetçi fikirleriyle yeni tanışan cesaret ve fedakarlık yoksunu kimi “milliyetçi” Kürtlerin dertleri hiçbir zaman Kürtlük ve Kürdistan olmamıştır. Kürtlük için bir tuğla üst üste koymayan, bedel ödemeyi göze almayan, klavye başında ahkam kesenlerin halk nezdindeki değerleri ortadır. Halk, bunların kendi ödediği ağır bedeller üzerinde siyaset yapmaya çalıştıklarını iyi görüyor ve iyi tanıyor.
Dogmatik Marksistlerle sahte Kürt milliyetçilerinin, Halk Önderi Sayın Öcalan’a karşı bu sığ ve saldırgan tutumları bir boyutuyla anlaşılır. Halk Önderi ve Kürt halkının kendini hiç kimseye kanıtlama gereksinimi yoktur.
Kim ne diyorsa desin! Orta Doğu’nun yeniden şekilleneceği bu dönemde Kürtler bir yüzyıl daha boyunduruk altında yaşamayacaktır. Küresel, bölgesel ve ulusal boyutlarıyla düşünmek, bu çerçevede stratejiler geliştirip siyaset üretmek için; felsefik, sosyolojik, tarihsel, teorik ve ideolojik boyutlarıyla güçlü ve net olmayı gerektirir. Bu açıdan her zamankinden daha güçlü ve keskin bir ideolojik ve politik mücadelenin yürütülmesi gereken bir dönemi yaşıyoruz.
Bu dönemi kazanacak olanlar da, bu ideolojik mücadeleyi özümseyerek yürütüp örgütleyen, örgütlenenler olacaktır…









