Dünyayı anlamak için haritalar, altyapılar ve koridorlar güçlü bir okuma imkânı sunuyor. 21. yüzyılda yalnızca sınırlar değil; ilişkiler, güç dengeleri ve egemenlik biçimleri de dönüşüyor. Bu dönüşümü kavramada jeoekonomi ve jeopolitik giderek belirleyici hale geliyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın açıkladığı Samsun-Mersin Sanayi Koridoru, bu yeni dönemin önemli adımlarından biri. 13 ilde kurulması planlanan 16 büyük sanayi alanı; Marmara’daki yoğunluğu azaltmak, deprem riskini düşürmek, üretimi Anadolu’ya yaymak ve Türkiye’yi küresel tedarik zincirlerine daha güçlü bağlamak gibi temel hedefler taşıyor. Bu koridor, Türkiye’de uzun süredir hâkim olan Batı-Doğu eksenli akışa karşı Kuzey-Güney yönünde yeni bir hat öneriyor. Bu değişim yalnızca ticaret ve üretimi değil; kültürel, toplumsal ve zihinsel akışları da dönüştürebilir. Sermayenin Marmara merkezli yapısının kısmen çözülmesi, Anadolu’ya yayılması ve bunun ekonomik olduğu kadar siyasal ve kültürel sonuçlar doğurması beklenir.
Mekânsal yeniden ölçeklenme de bu sürecin önemli bir boyutu. Karadeniz ile Akdeniz’i bağlayacak bir üretim ve lojistik hattı, tedarik zincirleri açısından yeni imkânlar yaratabilir. Bu dönüşüm, üretimden istihdama kadar geniş bir alanda yeniden yapılanmayı beraberinde getirecektir. Mekânın yeniden çiçeklenmesi siyasal olanın dönüşmesi demektir. Ayrıca nüfus hareketlerinin yönü de değişebilir; Batı’ya doğru olan göç, koridor üzerindeki şehirlere kayabilir. Bu da yeni toplumsal karşılaşmalar ve siyasal durumlar ortaya çıkarabilir. Koridorla birlikte sermaye hem yeni sömürü alanları bulabilir hem kültürel hegemonyayla ilgili yeni durumlar ortaya çıkarabilir. Neticede sermaye sadece maddiyat değil aynı zamanda siyasetten kültüre, ideolojiden toplumsal etkileşime kadar geniş bir spektrumda oyun kurucu faktördür.
Koridorun jeopolitik ve jeoekonomik önemi de dikkat çekicidir. Marmara’daki sanayi riskinin azaltılması, Karadeniz-Akdeniz hattında düşük maliyetli bir ticaret yolu kurulması ve Zengezur ve Kalkınma Yolu gibi uluslararası koridorlarla bağlantı sağlanması Türkiye’yi önemli bir lojistik merkez haline getirebilir. Enerji ve ticaret hatlarının kesişiminde yer almak, Türkiye için uzun vadede stratejik avantajlar sunacaktır. Ancak her plan aynı zamanda dışarıda bıraktıklarıyla da değerlendirilmelidir. Samsun-Mersin hattı, Doğu Karadeniz’i ve Kürt kentlerini büyük ölçüde kapsam dışı bırakmaktadır. Bu durum, tarihsel olarak var olan bölgesel eşitsizliklerin sürmesi riskini taşır. Yatırım almayan bölgeler, yine göç veren ve ucuz iş gücü sağlayan alanlar olarak kalabilir. Bu da yalnızca ekonomik değil; toplumsal ve siyasal sonuçlar üretir.
Bu noktada temel soru şudur: Sanayi koridorları barış için bir iktisadi entegrasyon imkânı sunabilir mi? Mevcut haliyle Samsun-Mersin hattının bu potansiyeli mümkün değildir. Ancak koridor yaklaşımı yeniden düşünülür, genişletilir veya yeni hatlarla desteklenirse bu mümkün olabilir. Özellikle uzun süredir ekonomik olarak çevrede bırakılan Kürt kentlerinin üretim ve ticaret ağlarına dahil edilmesi hem eşitsizlikleri azaltabilir hem de toplumsal barışa katkı sunabilir. İktisadi entegrasyon, yalnızca büyüme değil; birlikte yaşama zeminini de güçlendirebilir.
Bu çerçevede “Ekonomik Barış Koridoru” fikri öne çıkmaktadır. Böyle bir yaklaşım, önce Türkiye içindeki dezavantajlı bölgelerin entegrasyonunu, ardından komşu ülkelerle ekonomik bağlantıları ve nihayetinde daha geniş bölgesel iş birliklerini mümkün kılabilir. Bu, Orta Doğu’da çatışma yerine karşılıklı bağımlılık ve iş birliği üreten yeni bir perspektif anlamına gelir. Önce Türkiye’de Kürt kentleriyle entegrasyon, sonra Irak, İran ve Suriye’yle entegrasyon ile birlikte, iflası ilan edilen ulus-devletçi egemenlik biçiminin yerine yeni ilişki ağları ve demokratik siyasal düzen kurulabilir; Demokratik Orta Doğu Konfederasyonu’nun önü açılabilir.
Sonuç olarak sanayi koridorları yalnızca ekonomik projeler değildir; aynı zamanda devleti, egemenliği, mekânı, toplumu ve siyaseti yeniden kurma potansiyeli taşır. Doğru kurgulandığında, bu koridorlar sadece üretimi değil, barışı da inşa edebilir.









