Bir kaos aralığı yaşanıyor. Toplumsal anlamda çoklu kayıpların ve kazanımların yoğunca yaşanacağı bir eşik söz konusudur. İnançtan kültüre, siyasetten toplumsal yapıya, ekonomiden sosyal yapıya kadar devrimsel sıçramaların yaşanacağı aralıklar söz konusudur. Bu aralıklarda yetenekler, yaratıcılıklar, zihinsel sıçramalar, potansiyeller açığa çıkar. Özellikle Ortadoğu ve Mezopotamya’da kaos aralığı çok derinlikli yaşanıyor. Bütün bu yaşanmışlıklar özgürlük sosyolojisinin temel konusu olmaktadır.
Kaos aralığı, eski sistemin kendini sürdüremez olduğunda, bunun sonucu olarak çözülme süreci başlar. Bu süreçte büyük alt-üst oluşlar yoğun yaşanır. Yeni kurulacak toplum modelinin nitelikleri belirlenir. Yeninin kurulma dinamikleri daha güçlüdür. Yeni bir çıkışın programı, ideolojik kimliği, nitelikleri geçmişin eleştirisi üzerinde temellenir. “Ama bu hedeflere nasıl ve hangi araçlarla ulaşılacağını, doğru bir yol hattı olarak stratejiyi, sağlam adımlarla yürüme anlamında taktiği belirler.”
An itibari ile yüz yıllık Cumhuriyet modernitesin ulus devlet zihniyet formu yapısal krizini derinlikli bir şekilde yaşamaktadır. Tekçi anlayış zor ve rıza aygıtlarıyla yaşamın bütün büyüsünü bozmuş, bütün çiçekler solmuş ve toplum bir bütünen “toplum kırımdan” geçilmiştir. Gelinen aşamada demokratik bir toplum anlayışına ihtiyaç her zamankinden daha fazla hasıl olmuştur. Bu dönemler devrimin kendisini dayattığı adeta kaçınılmaz olduğu dönemlerdir. Bazen bir bilinmezlik havasını da kendi içinde barındırır. Hiç kimsenin hesaba katmadığı bir olay, ya da bir kişi veya bir söylem kelebek etkisi yaratabilir. Tıpkı bir süre önce İran’da “Jin jiyan azadî” söylemi gibi. Kelebek etkisinin yaratıldığı ortamlar karmaşıklaşır, çoklu olaylar, etmenler, değişkenler neden ve sonuçlar iç içe geçer. Adeta yeni bir inşa için doğum hali olgunlaşır.
Kaotik ortamlarda ahlaki-politik toplumun zihniyet kodlarının önemi kendisini gösterir. Bir zihniyet devriminin yaşanması olasılığı yüksektir. Toplumun manevi kurumsallaşması, güçlü toplumsal değerlerin yaşanması söz konusudur.
Yüz yıllık resmi ideoloji ve bu ideolojinin ötekilerini etkisiz hale getirmek için uyguladığı yöntemler krizi derinleştirmiştir. Türkiye’de mevcut tekçi zihniyet aşılmadan sorunlar çözülmez. Sosyal yaşamın temelinde bütün cümle canın birlikte, ikrarlı yaşamı esastır. Birlikte yaşama bilinci en üst düzeyde gerekiyor. Toplum ne kadar renkli olursa, farklılıklar söz konusu ise bu farklılıkların ortak bir zeminde birlik içinde ve bütünlüklü yaşamasının önemi her zamankinden daha çok kendini göstermektedir. Türkiye farklı sosyal, sınıfsal, inançsal, kültürel grup ve birçok unsuru kendi içinde barındırıyor. Cumhuriyet modernitesi bu toplumsal realiteyi tehlike olarak görmüş, toplumu “tekleştirme” için binbir türlü yönteme başvurmuştur. Yaşanan ekonomik krizin nedeni de bu tekçi anlayıştır.
“Demokratik Toplum ve Barış” çağrısı; farklılıkların çoğulculuğuna dayalı demokratik bir yaşamı ifade eder. Doğal olarak yaşamın demokratikleşmesi demek toplumun barış içinde yaşaması demektir. Barış içinde yaşayan toplumda demokratik siyaseti geliştirir. Barışın toplumsallaşması gerçekleşmediği müddetçe sistemsel kriz derinleşecektir. Son günlerde CHP’ye ve İmamoğlu’na yönelik operasyonların nedeni bu sistemsel krizden kaynaklıdır. Erdoğan- İmamoğlu karşıtlığını aşan bir gerçeklik söz konusudur. Sistemsel bir değişimin dinamikleri her zamankinden daha çok kendisini dayatmaktadır. Kürt sorununu demokratik yöntemle çözemeyen sistem bir dönüşüme evrilmiştir. Cumhuriyet rejimi “Kürt ve Alevi” inkarını kurumsallaştırarak bugünlere geldi. Yani kurumsallaşan bir inkar söz konusudur.
CHP’ye ve İmamoğlu’na operasyon çekildi, tutuklamalar oldu. Yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, kent uzlaşısı gibi söylemlerle yargılandılar. CHP bu süreci tam olarak okuyamadı. İktidar CHP içerisinde böl, parçala, yönet yöntemini uygulamaya çalıştı. Bu konuda Mansur Yavaş’a bir sorumluluk verildi. CHP’ye yapılan operasyonun “demokratik toplum ve barış” çağrısından bağımsız değildir diye düşünüyorum. CHP’nin sık sık dile getirdiği “iktidar değişmeden ülkenin sorunları çözülmez” söylemi kısmen geçerli olsa da stratejik olarak sorunlu bir söylemdir. İktidar epistemolojik bakımdan eril bir zihniyeti temsil eder.
CHP’nin Saraçhane’de ve diğer mekanlardaki mitinglerinde söylemlerine baktığımızda resmi ideolojinin kodlarını aşan bir durumla karşılaşılmadı, adeta cumhuriyetin “fabrika ayarlarında” ısrar edildi. Alevi toplumunun büyük çoğunluğu bu mitinglere katıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı, mecburi din dersleri, Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Başkanlığı, Sivas katillerinin serbest bırakılması gibi konularla ilgili herhangi bir söylemde bulunmadı. Benzer bir durum Kürtler için de geçerliydi. Yaşanan kaotik süreçte Erdoğan karşıtlığı ile geçiştirmeleri, iktidarın el değiştirmesine yöneliktir. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesine yönelik stratejik bir planlamanın olmadığının net olarak göstergesiydi. Başka bir ifade ile an olarak Türkiye’de gündem tüketiyoruz. Saraçhane’deki ideolojik kimlik resmi ideolojiydi.
İmamoğlu hamlesi bir müdahaledir. İmamoğlu Erdoğan’ın en güçlü rakibidir. Demokratik toplum ve barış çağrısının güçlü karşılık bulduğu bir dönemde bu hamlenin amacı ne ola ki? Kürtler bütün çocukluk hastalıklarına karşı aşılarını olmuş, bağışıklık kazanmış, stratejik olarak ne yapacaklarını çok iyi biliyorlar. Stratejik hedef, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak ortak yaşam ittifakıdır. Bu da ancak onurlu bir barışla taçlanır. Demokratik toplum ve barış çağrısı, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için stratejik bir yaklaşımdır.
CHP’nin sokağa çıkan ezilen kitleye yönelik resmi ideolojiyi aşan derinliğine bir perspektifi yoktur. Mevcut kitle Erdoğan-İmamoğlu ikilemini aşarak, cumhuriyetin demokratikleştirilmesi stratejisi ile birleşirse özgürleşme eğilimine kapı aralayacaktır.