Ortadoğu’da büyüyen savaş enerji fiyatlarını yükseltirken Türkiye ekonomisinde cari açık, enflasyon ve borç baskısını artırıyor. Savaşlar sermaye için yeni zenginlik ve kaynak aktarımı yaratırken, emekçiler için yoksullaşma, hak kaybı ve hayat pahalılığı anlamına geliyor
Ortadoğu’da genişleyen savaşın en ağır bedelini yine halklar ödüyor. Bombalarla yıkılan şehirlerde insanlar yaşamını yitirirken, savaşın ekonomik dalgaları bölge dışındaki ülkelerde de milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkiliyor. Enerji fiyatlarının yükselmesi, ticaret hatlarının daralması ve finans piyasalarındaki belirsizlik Türkiye gibi enerjiye bağımlı ekonomiler için yeni riskler yaratıyor.
Savaşın ilk günlerinde petrol fiyatları beklenen kadar yükselmedi ve Brent petrol 80 dolar civarında seyretti. Ancak çatışmaların uzayacağı beklentisi ve dünya petrol ticaretinin üçte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’na ilişkin risklerin artmasıyla fiyatlar hızla yükseldi. İran’ın petrol tesislerinin hedef alınmasının ardından Brent petrolün varili 120 dolara kadar çıktı.
Enerji fiyatlarındaki bu artış Türkiye ekonomisi için doğrudan bir maliyet anlamına geliyor. Türkiye’nin 2025 yılında net enerji ithalatı 47,2 milyar dolar oldu. Hayri Kozanoğlunun aktardığı bilgilere göre petrol ve doğalgaz fiyatlarının yüksek kalması halinde ülkenin enerji faturasına 20 milyar doları aşan ek bir yük binebileceği hesaplanıyor. Bu durum cari açığın büyümesi ve enflasyonun yükselmesi riskini artırıyor.
Enerji maliyetlerinin artması özellikle taşımacılık giderlerini yükselterek gıda fiyatlarına da yansıyor. Sebze ve meyve fiyatlarının daha da artması bekleniyor. Hükümet akaryakıt fiyatlarındaki artışı eşel mobil sistemiyle sınırlamaya çalışsa da petrol fiyatlarının 100 doların üzerinde kalması durumunda zamların doğrudan pompa fiyatlarına yansıması kaçınılmaz görünüyor.
Savaşın etkileri dış ticaret ve turizm açısından da risk yaratıyor. Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle ticaret hacmi son yıllarda önemli ölçüde arttı. 2025 yılında yaklaşık 50 milyar dolarlık dış ticaret gerçekleşti. Bölgedeki gerilim bu ticaret hattını zayıflatabilir. Aynı şekilde 2025 yılında 65,2 milyar dolara ulaşan turizm gelirinin de savaşın seyrine bağlı olarak düşmesi ihtimali bulunuyor.
Kırılganlık artıyor
Finans piyasalarında ise risk algısının artması Türkiye’nin borçlanma maliyetlerini yükseltiyor. Yabancı sermayenin daha yüksek faiz talep etmesi hem kamu hem de özel sektör üzerinde yeni bir yük oluşturuyor. Savaşın ilk haftasında yabancı çıkışları nedeniyle rezervlerden 13-15 milyar dolar civarında satış yapıldığına ilişkin bilgiler de bu kırılganlığı ortaya koydu.
Zaten savaş öncesinde de ekonomik tablo güçlü değildi. Türkiye ekonomisi 2025 yılında yüzde 3,6 büyüdü. Ancak bu büyüme büyük ölçüde tüketim harcamalarından kaynaklandı. Tarım sektörü aynı yıl yüzde 8,8 daralırken sanayi büyümesi yüzde 2,9’da kaldı. Buna karşılık inşaat sektörü yüzde 10,8 büyüyerek ekonomiyi sürükleyen alanlardan biri oldu.
Büyümeden elde edilen gelirin dağılımı da giderek eşitsiz hale geliyor. 2025 yılında işgücü ödemelerinin katma değer içindeki payı yüzde 36,9’a geriledi, yılın son çeyreğinde ise yüzde 33,7’ye düştü. Buna karşın kişi başına milli gelirin 18 bin 40 dolara yükselmesi Türkiye’nin “yüksek gelirli ülkeler” kategorisine girmesi tartışmalarını beraberinde getirdi. Ancak bu artış toplumun geniş kesimlerinin yaşamına aynı ölçüde yansımadı.
Enflasyon ise yükseliş eğilimini sürdürüyor. Şubat ayında tüketici fiyatları yüzde 2,96 arttı ve yıllık enflasyon yüzde 31,53’e çıktı. Yılın ilk iki ayında toplam enflasyon yüzde 7,95’e ulaştı. Özellikle dar gelirli kesimleri doğrudan etkileyen taze sebze ve meyve fiyatları aylık yüzde 17,55 arttı, kira enflasyonu ise yüzde 53,91 seviyesinde kaldı.
Fatura halka çıkıyor
Bu tablo ücret ve maaşların hızla erimesine yol açıyor. Yıl başında işçi ve Bağ-Kur emeklilerine yapılan yüzde 12,19’luk zam, ilk iki ayda gerçekleşen enflasyon nedeniyle büyük ölçüde eridi. En düşük emekli aylığının yaklaşık 1.600 lirası iki ay içinde kayboldu. En düşük memur maaşının yaklaşık 4 bin 920 lirası, asgari ücretin ise 2 bin 232 lirası aynı dönemde eridi.
Savaş yalnızca cephelerde değil, ekonomide de yeni bir düzen kuruyor. Enerji ve finans sermayesi için yeni kâr alanları açılırken, maliyetler geniş halk kesimlerine yansıyor. Sonuç ise değişmiyor: savaş sermaye için zenginliğin yeniden dağıtımı, emekçiler için ise daha fazla yoksulluk anlamına geliyor.
HABER MERKEZİ









