• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
10 Mart 2026 Salı
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Savaşın tahribatı: Ekoloji, tarım ve gıda

10 Mart 2026 Salı - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet
  • Savaş, bu kes petrolü ele geçirme nedenli. Enerjinin olduğu her yer hedefe konulmuş vaziyette. Çatışmalar başladığından bu yana petrol fiyatları yüzde 30 arttı. Brent ham petrolünün varil fiyatı 84 dolardan işlem görüyor şimdi
  • Paylaşım savaşları, genellikle demokrasi ihraç etme-getirme, kimyasallar, nükleer bahaneli olarak uç veriyor ilk başlarda. Daha sonra dünya kamuoyuna pompalanan bu savaş gerekçeleri-bahaneleri hiç doğrulanmıyor. Bahaneler savaş sebebinin perdelenmesi için geliştirilmiş bir savaş mühendisliği söylemi
  • ABD ile İsrail için petrolün kontrolünü ele geçirmek şimdi ana hedef. Bunu İsrail’in söyleminden net olarak anlıyoruz. İsrail; “İran, Amerika’yı yok edecekti, onun için İran’ı vurduk” diyor. Gel de bu martavallara inan…

Abdullah Aysu

Yeni bir paylaşım savaşı başladı. Savaş, bu kez petrolü ele geçirme nedenli. Enerjinin olduğu her yer hedefe konulmuş vaziyette. Bu iştah kabartan hedefli çatışmalar hızla yayılıyor.

Çatışmalar başladığından bu yana petrol fiyatları yüzde 30 arttı. Brent ham petrolünün varil fiyatı 84 dolardan işlem görüyor şimdi. Bu durum tarihteki yaşanan diğer petrol fiyat zirvelerine göre şok bir artış değil. 2022 yılında Rusya Ukrayna’yı işgal ettiğinde 128 doları görmüştü petrol.

Tarihteki petrol şoklarına baktığımızda;

  • 1973-74 Arap petrol ambargosu fiyatların yüzde 260 arttırmıştı.
  • 1979’daki İran İslam Devrimi’ni izleyen kargaşa yaklaşık yüzde 160’lık bir artışa,
  • Irak’ın 1990’daki Kuveyt işgali yüzde 180’lik artışa neden olmuştu.

Bu şokların hepsi dünya ekonomisini sarsmış, enerji sektörünün dışındaki sektörleri de zora sokmuştu. Şok dönemlerindeki fiyatların yüksekliği enerji ve diğer sektörleri zorlarken bu savaşa kadar enerji akışı durmamıştı. Hatta 2025’te İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaş esnasında bile Körfez’den enerji akışı durmamış, devam etmişti. Şu an savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki petrol ve gübre nakliye faaliyeti durmuş durumda.

Bazı gemilerin seferlerini durdurması, deniz taşımacılığı şirketlerinin transit geçişleri askıya alması ve sigorta şirketlerinin teminatları geri çekmesi, lojistikte ciddi sorunlara yol açtı. Bu nedenle 150’den fazla tanker boğazın dışında bekliyor.

Petrol taşıyacak tanker olmayınca petrol üreten ülkelerin depolama tankları hızlı biçimde doluyor. Dünyanın en büyük petrol üreticilerinden olan Irak bu yüzden petrol sahalarının bir kısmını kapattı bile. Eğer Hürmüz Boğazı iki hafta kapanırsa durum daha da karmaşıklaşabilir.

Uzmanlara göre Hürmüz Boğazı iki hafta kapalı kalırsa 250 milyon varilden fazla petrol mahsur kalabilir(miş). Böylesi bir durumun gerçekleşmesi halinde bazı Körfez ülkelerinin petrol depoları dolabilir ve petrol üretimlerini durdurmak zorunda kalabilirler. O zaman petrolün varil fiyatı 100 doları geçebileceği analistlerce tahmin edilmektedir.

Paylaşım savaşları, genellikle demokrasi ihraç etme-getirme, kimyasallar, nükleer bahaneli olarak uç veriyor ilk başlarda. Daha sonra dünya kamuoyuna pompalanan bu savaş gerekçeleri-bahaneleri hiç doğrulanmıyor. Bahaneler savaş sebebinin perdelenmesi için geliştirilmiş bir savaş mühendisliği söylemi olduğu savaşlar başladığında bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor, ama iş işten geçmiş oluyor. Her nedense bunun üzerinde durmuyor, sus pus oluyor bütün dünya!

ABD ile İsrail için petrolün kontrolünü ele geçirmek şimdi ana hedef. Bunu İsrail’in söyleminden net olarak anlıyoruz. İsrail; “İran, Amerika’yı yok edecekti, onun için İran’ı vurduk” diyor. Gel de bu martavallara inan…

Savaş ve tarım

Hürmüz Boğazı, petrol ve gazın yanı sıra gıda sevkiyatının da yapıldığı bir güzergâhtır. Bu özelliğiyle Hürmüz Boğazı, stratejik bir konumdadır.  Çünkü Körfez bölgesindeki ülkelere tahıl ve diğer gıdaları taşıyan gemilerin önemli bir bölümü Körfez hattını kullanıyor.

Geçen yıl Körfez bölgesine bu hattan yaklaşık 30 milyon ton tahıl ithalatı gerçekleştirilmiş. Gelen tahılın yarıya yakını olan 14 milyon tonu yalnızca İran’a gitmiş. İthal edilen bu miktar tahılın çoğunluğu Hürmüz Boğazı yolu ile gerçekleşmiş.

Suudi Arabistan tahıl ve yağlı tohum ithalatının yüzde 40’a yakınını, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ihtiyacı olan ürünlerin yüzde 90’ının nakliyesinde Körfez yolunu kullanıyorlar.

Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Katar’a giden dayanıklı gıda maddelerinin yanı sıra çabuk bozulan ürünlerin ithalatında da aynı yol izleniyor. Bu yolla gıdaya erişen insan sayısı yaklaşık 40-50 milyon civarında.

Uzmanların görüşüne göre Boğazdaki kesintinin sürmesi durumunda İran’da da ciddi bir gıda sorunun yaşanması ihtimali var. Çay ve şeker sıkıntısı bile yaşanabilir.

Zaten bölgede gıda güvensizliği riski hep vardı. Çünkü Körfez ülkeleri ithal gıdaya bağımlı ülkeler. Savaşın süresine bağlı olarak bu risk daha artabilir.  İran kendi gıda ihtiyacının çoğunu karşılayabilir durumda, ancak tahıl ve yağlı tohumlarda ağırlıklı olarak ithalatçı konumda.

Üretilen ürünlerin dağıtılması sekteye uğradığı gibi endüstriyel tarımın ana girdileri olan dünya petrolünün beşte biri, kimyasal gübrelerden ürenin üçte biri Hürmüz Boğazı kanalıyla dünyadaki diğer ihtiyaç sahibi ülkelere naklediliyor.

IF Ingeniería en Fertilizantes’in haftalık raporuna göre; küresel gübre ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki nakliye kaynaklı aksaklıkların piyasa üzerinde doğrudan etkili olduğu belirtiliyor. Hürmüz Boğazı’ndaki ticaret akışının aksaması nedeniyle kimyasal gübre-üre fiyatları birkaç gün içinde yüzde 40’a kadar yükseldi.

Raporda ayrıca Katar’dan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracatının durmasının üre üretimini de etkileyebileceği, üre üretiminde kullanılan doğalgazın tedarikindeki sorunlar nedeniyle üretimin azalabileceği ifade ediliyor.

Enerji altyapısına yönelik saldırıların ardından Katar’daki üretimin geçici olarak durduğu, İran’da ise üretim faaliyetlerinin azaldığı aynı raporda değerlendiriliyor.

Bu durum Türkiye gibi kimyasal gübre ve petrolde dışa bağımlı ülkelerin tarımında maliyeti artıracak bir gelişme. Dolayısıyla gıda fiyatlarının çok yükselmesi beklenmeli.

Türkiye’de yükselen fiyatların geriye çekilme-düşürme alışkanlığı olmadığı için gıda fiyatları kalıcı olarak artabilir.

Görüldüğü üzere Covid döneminde yaşayarak gördüğümüz gıda kırılganlığı savaşta bir kaç kat daha fazla artıyor.

Petrol savaşları ABD, İsrail, İran ve diğer petrol ülkelerinin aralarındaki al gülüm ver gülüm, vermedin sana kötek-füze atarım meselesi değil sadece. Aynı zamanda bütün dünya ülkelerinin tarımsal üretimini etkileyebilecek kapsamda bir sorun. Bütün endüstriyel tarım yapan ülkeler petrole göbeğinden, insanlar midesinden bağlıdır.

Petrol fiyatları domino etkisiyle tohum, yem, gübre, tarım alet ve makinelerinin maliyetini artırma kudretindedir. Bu artışlar gıda fiyatlarını doğrudan ve dolaylı olarak artırmaya muktedir bir durumdur.

Savaş ve ekoloji

Akaryakıtlar kullanım sürecinde zaten iklimi değiştirmeye neden oluyor(du). Petrol odaklı savaşta kullanılan silahlar, ekoloji tahribatını daha da katlayan bir melanettir. Çünkü günümüzün savaşları sadece ekolojik yıkımla devam edip bitmiyor, yüzyıllarca süren doğal soykırım etkisi olan eko kırıma neden oluşturuyor.

Şimdi savaştan dolayı artık ortalık toz duman. Televizyon ekranlarında havada uçuşturulan roket ışınları izlettiriliyor bizlere. Sanırsınız uzaylılar savaşıyor, biz onları gökyüzü ekranında izliyoruz. Gerçekte savaş; havada, karada, denizde sürüyor. Gökyüzündeki ışık saçan füzeler seyirlik değil birer yok edici. Düştüğü-vurduğu yerlerdeki tüm canlılar kan revan içinde kalıyor. Seyir ışıkları ve patlamaların düştüğü-vurduğu yerler gösterilmediği için bu yeni savaşların daha önce rastlanmayan-bilinmeyen bir şey olduğu anlaşılmıyor. Dolayısıyla dünyanın tam vicdanı haline de gelemiyor.

Füzelerin düştüğü yerde canlıların barınakları yok oluyor. İçindeki canlılar hayatını kaybediyor, malları kül oluyor.  Yıkılan binaların enkazından kalsiyum (CaO), silisyum (SiO2) alüminyum (Al2O3) ve demir oksit (Fe2O3) minerallerini geride kalan insanlar ve diğer canlılarla birlikte tüm doğa soluyor. Gezegenin sağlığı bozuluyor.

Devam eden savaş gazları ve kimyasalları dört bir yana yayılıyor, genişliyor, diğer elementlerle reaksiyona giriyor. Türlü tepkimelere yol açıyor. Toprakta, akarsularda, göletlerde denizlerde birikiyor.

Bu yeni tarz savaş, zamanla bir tür kitlesel seri katile dönüşüyor. Yani savaşın nedeni olduğu soykırım ve eko kırım uzun süre kalıcılığını ve tahribatını savaş sonrası da sürdürebiliyor.

Ne yazık ki bu savaş(lar) hamle, hamle, ülke ülke genişlemeye hala devam ediyor. Kimyasallar tarım arazilerinin üzerine çöküyor. Ağır metaller her yere dağılıyor. Toprakları akarsuları kirletiyor, kullanılamaz kılıyor. Göletlerin içine içine ve denizlere dalga dalga dağılıyor, kimyasallar havaya savruluyor.

Zaten tarımsal kimyasallar-zehirler toprağı, suyu peyderpey kullanılamaz hale getiriyordu. Kimyasal ilaç-zehir kullanımından kaynaklı sağlık sorunları artarak devam ediyordu. Şimdi bir de yeni savaşların yaydığı kimyasal ürünleri daha da sağlıksızlaştıracak. Savaş nedenli fiyat artışlarının gıdaya yansıması kaçınılmaz olacak. 

Savaş ve gıda fiyatları

Devam eden bu savaşlarda ABD ve İsrail tarıma da enerji sağlayan petrol havzasını ele geçirmekle meşgul. Bu bölgelerde elde edilen petrol sevkiyatı savaş nedenli yeterince yapılamıyor. Bu fiyatların artmasında etkili olabilir.

Savaşan ülkelerde roketler uçtukça beraberinde akaryakıt fiyatları roketlenebilir. Mazot fiyatları roketlendikçe, gübre, yem, traktör, onun mazotu ve nakliye fiyatları astronomik rakamlara ulaşabilir.

Yerinde artan petrol fiyatlarına bir de ülke içinde satışta eklenen ÖTV ve KDV vergileri ile savaşı bahane etmek için aportta bekleyen vurguncu şirketler tarafından gıda fiyatları daha da yükselebilir. Bütün artan bu fiyatlar nedeniyle gıda fiyatları düşmez, yerinde saymaz, yükselir!

Türkiye’de gıda fiyatları savaş olmadan da yükselmesini zaten sürdürüyor. Üstelik gıda fiyatlarının artışının nedeni söylendiği gibi sadece iklim istikrarsızlığı da değil. Gerçek nedenlerin başında uygulanan tarım politikalarıyla Türkiye tarımının sömürgeleştirilmesi geliyor.

Eğer

  • Yemin % 50’sinden,
  • Gübre hammaddesinin %90’nından fazlasını,
  • Mazotun % 100’nü,
  • Kimyasalların %100’e yakınını ithal ediyorsanız tarımsal girdilerde ülke olarak tartışmasız sömürgesiniz

Eğer

  • Elektriğin %100’nü,
  • Tohumluğu ve sulama suyunu üretici para ile sağlıyorsa çiftçi bağımsız değil

Eğer

  • Bu olumsuzlukların hepsi var ve ülke bu tarz tarımsal üretim yapıyorsa o zaman ülkenin tarım ve gıdada kontrolü sıfır, üretimi fason çiftçileri taşeron şirketler tarımın müteahhidi-patronu-söz sahibi olanı demektir.

Türkiye tarımı ve savaş

Türkiye ekonomisi 2025’te %3,6 büyüdü. Tarım sektörü aynı yıl %8,8 küçüldü.  Türkiye tarımı 2001 yılında yüzde 8,9 küçülmüştü. Bu küçülme tarımda uygulanan neoliberal politikaların yanlışlığının altının ilk olarak çizilmesiydi. Şimdi 24 yıl sonra yaklaşık aynı oranda bir küçülme yaşandı/yaşatıldı bu tarım politikalarının altının ikinci kez çizilmesidir.

Ekonomi büyürken tarım küçülüyorsa acaba tarımın payı mı küçülüyor yoksa tarımın kendisi mi daralıyor? Kırsalın sosyal seviyesi nereye doğru gidiyor, aşağı mı, yukarı mı? Çiftçi gelirinin gerçekliği burada nedir? Refah istikameti yukarıya mı aşağı ya mı? Bütün bu sorularının cevaplanması, Türkiye gıda egemenliği için yarının geç olacağını kabul ederek, bugünden ivedilikle ele alınması, yanıtlanması gerekir.

Bakın, 2025 yılında tarım daralıyor, ama Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) küçülmüyor, %3,6 artıyor. Daralan sadece tarım sektörü. Bu veri, tarımın alenen çöküşe geçtiğini, çiftçinin ise dizinin üstüne çöktüğünü gösterir.

Türkiye %3,6 büyüyor ve bu büyümede çiftçi küçülüyorsa, üretici, bu büyümeden de pay alamıyor demektir. O zaman çiftçinin kaybı-çöküşü, %3,6+%8,8=12,4 oranında olur. Bu veriler tarım politikalarında ciddi bir rota yanlışlığına işaret ediyor. Üzerinde bir durup bin düşünmek lazım.

Hükümet bu yıl için küçülmenin nedeni olarak kuraklık ve zirai don olayını gösteriyor.  Eğer bu tespit gelinen neticeye bakılarak yapılıyorsa belirtilen tanımlama elbette doğrudur. Ancak kuraklığa ve zirai dona, sele, doluya önlem alınması ve alınan korunma önlemlerine rağmen tarım daralmışsa başka çözüm yollarının araştırılması, çare bulunması gerekir. Yok, eğer sayılan iklimsel olaylara hiçbir önlem alınmadan bu tespit yapılıyorsa, “git önce merkebini (tarımını) sağlam kazığa bağla, sonra Allah’a havale-emanet et” derler insana/hükümete.

Açıkçası iklim istikrarsızlığına karşı önlem alınması, korunaklı hale gelinmesi için faaliyet yürütülmesi zorunlu. İklim istikrarsızlığına karşı ülke olarak-hükümet olarak önlem alınmayacak olunursa gıda fiyatlarının yükselmesi şimdi de gelecekte de önlenemez.

Tarımdaki bu yanlış rotada ilerleyiş-gidişat sadece çiftçiler ve gıda tüketicilerini ilgilendirmiyor. Tarıma dayalı sanayiciler -dolayısıyla ülke ekonomisi- için de bir işaret fişeğidir. Bu nedenle doğru okumak gerekmektedir.

Net biçimde söylemeliyiz. Türkiye’de devam eden mevcut politikalarla tarım daha da küçülebilir. Tarımda büyüme tümden durağanlaşabilir. Bahane üretmek, günü kurtarmak, oyalamak doğru bir politika değil. Sistem kaynaklı sorunlar çözülmedikçe tarımdaki enkaz her geçen gün artacaktır. Gıda fiyatlarının artması durmayacak, devam edecektir. Çünkü tarımdaki sorun yapısal, pansuman müdahaleler ile çözülmez, kangrenleşir. Çözümün radikal olması ve sil yeni baştan ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Son söz: Savaş öldürür, buğday yaşatır!

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

‘Kadın özgür olmadan hiçbir şey özgür olmuyor’

Sonraki Haber

Silahı kim bıraktırıyorsa muhatap odur

Sonraki Haber

Silahı kim bıraktırıyorsa muhatap odur

SON HABERLER

Savaşın hangi tarafındayız?

Yazar: Yeni Yaşam
10 Mart 2026

Kadınlar herkesi kurtarıyor

Yazar: Yeni Yaşam
10 Mart 2026

Silahı kim bıraktırıyorsa muhatap odur

Yazar: Yeni Yaşam
10 Mart 2026

Savaşın tahribatı: Ekoloji, tarım ve gıda

Yazar: Yeni Yaşam
10 Mart 2026

‘Kadın özgür olmadan hiçbir şey özgür olmuyor’

Yazar: Yeni Yaşam
10 Mart 2026

Kadınla yeni özgür yaşama

Yazar: Yeni Yaşam
10 Mart 2026

Trump: Savaş büyük ölçüde tamamlandı

Yazar: Yeni Yaşam
9 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır