Sayın Öcalan, 1991 baharında Ramazan Öztürk ile yaptığı söyleşide, ‘‘Hesapsız cesaretin bedelini halk öder’’ demişti. Şam ile yapılan anlaşmadan sonra Sayın Mazlum Abdi katıldığı bir programda, “Halkımız üzerinde büyük bir katliam planı vardı, bunun önünü almak için çok çabaladık. Uluslararası güçler bu saldırıyı durdurmak için çok istekli değildi. Biz de bir anlaşmaya gittik. Amacımız bu planları durdurmak ve halkımızı korumaktı” sözleri, Öcalan’ın 25 yıl önce yaptığı saptamanın ne kadar tarihsel önemde olduğunu bir kez daha gösteriyor. KÖH hiçbir zaman maceracı, anarşist, goşist bir hareket olmadı. Tarihi doğru okuyarak, halkı önceleyerek bu günlere geldi. Kürt halkı da bunu doğru okuduğunu bir kez daha gösterdi. Dayatılan 18 Ocak Anlaşması bir teslimiyet anlaşmasıydı. Uluslararası güçlerin yol verdiği Halep saldırısının getirdiği son aşamaydı. Mazlum Abdi’ni bu anlaşmayı tanımıyorum, halkımın arasına dönüp, savaş ilan edeceğim demesi, yok oluştan dönüşün sözleriydi. Kürt halkı mesajı net biçimde aldı ve ayağa kalktı. Dünyanın her yerinden büyük bir kamuoyu oluşturuldu. Bu birliktelik ve basınç 18 Ocak Anlaşma metnini çöp etti.
Saha gerçeklerini, jeopolitik konumu, küresel ittifakları göz önüne aldığımızda, 30 Ocak Anlaşmasında masada Kürtler kazanarak çıkmıştır. Üst limit kazanımları bu kadardı. Dünyanın bütün önemli aktörleri daha fazlasına karşıydılar. Bütün dünyaya karşı mücadele edilemeyeceğine göre, siyaseten kazanmak önemliydi. 30 Ocak Anlaşması SDG-ŞAM Hükümeti ve Türkiye’nin karşılıklı bazı tavizler vermesi ile gerçekleşti. Zaten bir anlaşma yapmak için masaya oturuyorsanız bazı şeylerden de vazgeçmeniz gerekir, aksi halde bir ortaklaşma olmaz. Kürtler unutmamalı ki, yapılan anlaşma 18 Ocak Anlaşması değil. 10 Mart Mutabakatına yakın bir anlaşma oldu. Kürtler gerçekçi olup, elde edilen kazanımlara sevinip, Suriye’nin geleceğinde önemli bir aktör olunacağını unutmamalı. Şam’daki iktidar otonom cihatçı grupların bir ittifakına dayanıyor. Eninde sonunda iktidar kavgasına tutuşacaklardır. Bu bağlamda SDG’nin askeri gücünü blok olarak koruması önemli. Kürtlerin ileride yaşanabilecek bir yeni iç savaşta en büyük güvencesi bu olacaktır.
Anlaşmanın içeriğini herkes okuduğu için girmeyeceğim. Ama birkaç noktaya değineceğim. Sayın Öcalan’ın yaptığı ve dışarı aktarılan görüşme notlarına baktığımızda, Öcalan’ın son derece gerçekçi olduğunu, halkın bir katliam ile karşı karşıya kalabileceğine dikkat çekmiş, mevcut tabloda yapılan anlaşma maddelerine benzer bir perspektif çizmişti. Keza Sayın Barzani ve Sayın Talabani de anlaşmayı memnunlukla karşıladılar. Masaya oturan, imzayı da atan Sayın Abdi olduğuna göre, Kürtlerin çeşitli ülkelerdeki siyasal aktörleri, Che Guevara’nın söylediği ‘gerçekçi ol, imkansızı iste’ sözlerinin ‘gerçekçi ol’ kısmında ortak akıl sergilemişlerdir. ‘İmkansızı iste’ kısmı ise zaten bir gün gerçekleşmesi adına herkesin ortak hafızasıdır. Ama bugün gerçekçi olmanın zamanıdır. Hal böyleyken, geniş bir cepheden Öcalan’ı itibarsızlaştırmak için bir saldırı başlatılmış durumda. Bu saldırıların esas amacı Türkiye’deki çözüm sürecinde, Kürt tarafının elini zayıflatmak, Kürt halkını lidersiz bırakmaktır. Bunlara kesinlikle prim verilmemeli.
Bir mücadeleye başlarken sonucun nerelere varacağını bilemezsiniz. Suriye’de 14 bin şehit verdik, bu kadarı için mi? Tarzı sorular dolaşıyor sosyal medyada. Bazen toplumsal mücadeleler tarihinde daha fazla kayıp da verirsin, buna rağmen yenilir, hiçbir şey kazanamazsın. Ölüm sayıları üzerinden kazınım hesaplama gibi bir şey yok. Mesela Peru’da 1969 yılında kurulan ve zamanla çok güçlü bir desteğe ulaşan Aydınlık Yol Hareketi vardı. Çok büyük kayıplar verdiler. Liderleri Felsefe Profesörü olan Abimael Guzman’dı. Guzman 1992’de yakalandı ve ömür boyu hapse çarptırıldı. Zamanla Aydınlık Yol çözüldü ve dağıldı. Savunduğu hiçbir hak için masaya oturamadı. Keza Sri Lanka’da Tamil Kaplanları 1983’ten 2009’a kadar hükümetle savaşmış, Kürtlerin verdiği kayıpların çok daha fazlasını vermiş, 2009’da yenilerek, hiçbir kazanım elde edemeden dağılmıştır. O yüzden Suriye’deki kazanımları küçük görmek o mücadeleyi yürütenlere haksızlıktır.
Yapılan anlaşmaya bağlı olarak Türkiye’nin Afrin ve Serekaniye’den çekilecek olması önemlidir. İktidar, içerideki süreci Rojava’ya gömmüştü. Suriye’de yapılan anlaşmaya Türkiye’nin de onay verdiği düşünülürse, artık içeride adım atmasının önünde hiçbir engel kalmamıştır. Sürecin yasal altyapısı bir an önce hazırlanmalı ve rehin tutulan Sayın Demirtaş, Sayın Yüksekdağ ve diğer tutuklular bir an önce özgürlüklerine kavuşmalıdır. Son olarak Halep’te başlayan ve Haseke kırsalına kadar devam eden, Kürtlerin varlık yokluk mücadelesi verdiği süreçte, iktidara yakın kesimlerin ideolojik olarak HTŞ’li cihatçıları savunmasını bir yere kadar anlarım. Ne var ki, seküler olup, dünyanın başka yerlerindeki cihatçıların yaptıkları karşısında feryat figan edip, Suriye’de Kürtlere karşı cihatçılar için yüksek perdeden alkış tutmaları patolojik bir Kürt nefretinden başka bir şey değildi ve dramatikti. Kürtler bir daha dostlarını ve düşmanlarını gördü.









