Selahattin Erdem, ‘Kürtlerin ve dostlarının izleyeceği siyaset ve ulaşacağı hedef belirlenmiştir. Yani Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü hedefi temelinde en geniş demokratik ilişki ve ittifak geliştirmek ve her yerde her zaman Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için mücadele etmektir’ dedi
Yeni Özgür Politika Gazetesi yazarlarından Selahattin Erdem, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ve bölgedeki gelişmelere ilişkin bir yazı kaleme aldı.
Selahattin Erdem’in “Demokrasinin kilidini Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü açar” başlıklı yazısı şu şekilde:
Faşizme karşı mücadelede bilinen ve en yaygın kullanılan söz, “Susma, sustukça sıra sana gelecek” deyimidir. Geçmişte bu deyimi biz de birçok kez kullandık. Bu günlerde de birçok çevre özellikle CHP’ye yönelik olarak bu deyimi hatırlatıyor. Gerçekten de önceki CHP yönetimleri için bu deyimin kullanılması yerli yerine oturabilir. Partideki devamlılık açısından bugünkü yönetim de tüm bunlardan sorumlu görülebilir.
Örneğin Kürdistan’da katliamlar yapılırken, insan cesetleri askeri araçlara bağlanıp sürüklenirken, Kürt kadınlarının çıplak cesetleri sokakta gezdirilirken, CHP Yönetimleri en azından kendi içlerinden “Bölücülük yapmasınlar” demişlerdir. Kürdistan’daki belediyelere kayyım atanırken CHP Yönetimleri çoğunlukla görmezden gelmişler, dahası seçilmiş milletvekillerinin AKP yargısının önüne atılmasına onay vermişlerdir. AKP Yönetimi her dara düştüğünde imdada CHP yönetimleri yetişmişlerdir. AKP’nin sınır dışı askeri saldırılarını zamanın CHP Yönetimleri “Vatan savunması” diyerek desteklemişlerdir.
Kuşkusuz geçmişte yaşanmış olan bu tür tutumlar daha çok sıralanabilir. Bu duruma bakılarak CHP için “Yazık yazık müstahak” tekerlemesi kullanılabilir. Fakat şimdi bunların sırası değildir ve bu durum sahibine bir şey kazandırmaz. Böyle söylemek, ”Geçmişi unutalım” demek anlamına gelmemektedir. Elbette geçmişi unutmamalı ve her zaman da hatırlamalıyız. Fakat bunu nostalji yapmak veya böbürlenmek için değil, geçmişin derslerini çıkartabilmek için yapmalıyız. Tabii çıkardığımız dersleri de yaşamda kullanmalıyız.
Bu çerçevede Türkiye’de yaşanan iktidar savaşımına baktığımızda çok ilginç bir noktaya geldiğimizi göreceğimiz açıktır. AKP’nin, özellikle Tayyip Erdoğan’ın iktidar savaşımında izlediği yöntem zaten bilinmektedir. Öne çıkan rakiplerini tek tek hedefleyerek, her yöntemi kullanıp ezmeye çalışarak ve kendini esas olarak rakipsiz bırakarak ilerlemek istemektedir. Parti içinde de dışında da Tayyip Erdoğan’ın izlediği yöntem esas olarak böyledir. Şimdi yönetime alternatif hale gelen CHP’ye yöneliminde de bir farklılık yoktur.
Burada esas olan CHP Yönetimi’nin tutumunun ne olacağı hususudur. Geçmiş CHP yönetimleri faşist saldırılar karşısında başkalarının haklarını ve genel olarak demokrasiyi savunmamışlardır. Çeşitli bahaneler uydurarak ve kitleleri sokaktan uzak tutarak faşist iktidarlara koltuk değneği olmuşlardır. Şimdi faşist saldırı gelip kendisini hedeflemiş durumdadır. Ortada yeni bir CHP yönetimi de vardır. Bakalım bu yeni yönetim, faşist saldırılar karşısında kendi haklarını savunabilecek midir? Özgür Özel yönetimi kitleleri sokağa çıkmaya ve demokrasi için direnmeye çağırmaktadır. Ekrem İmamoğlu’nun tutumunun da böyle olduğu belirtilmektedir. Bakalım gerçekten bu tutumu sonuna kadar götürebilecekler midir? Hemen belirtelim ki, gereken ittifakları oluşturarak sonuna kadar direnebilirlerse kazanırlar, yoksa kaybederler.
Kuşkusuz Türkiye’de keskinleşen iktidar çatışmasının, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat günü yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ile de bağı vardır. Tayyip Erdoğan yönetimi, bu biçimde Kürtleri en azından tarafsız kılarak CHP’ye dönük saldırıda başarılı olmak istemiştir. Dahası söz konusu çağrı ardından atması gereken adımları atmadığı için bu durumun bozulacağını hesap ederek biraz hızlı ve aceleci de davranmıştır. Kürtler Önder Apo’nun çağrısı temelinde Newroz kutlamaları yaparken, hazırladığı CHP planını başarıya götürmeye çalışmıştır. Bu taktiği her zaman yaptığı için, bundan dolayı AKP’ye söylenecek sözün bir yeniliği olmaz. Fakat Tayyip Erdoğan’ın elindeki tüm gücü kullanmadan iktidarı bırakmayacağı gerçeğinin bir kez daha görüldüğünü ifade etmek yerinde olur.
Şimdi iki taraf da Kürt siyasetiyle ilişkilenme ve desteğini alma çabasındadır. “Tarafsız kalıyor” denerek Kürt siyaseti eleştirilmeye çalışılmaktadır. Bir defa ilişki kurma ve destek arama çabası siyasetin her zamanki gereğidir. Kürt siyasetinin mevcut mücadelede tarafsız kalması ise mümkün değildir. Kürtler ve devrimci-demokratik dostları her zaman özgürlük ve demokrasi tarafındadır. Nitekim Önder Apo ‘Demokratik Toplum’ çağrısı yapmış, milyonluk Newroz meydanları bu çağrıya sahip çıkmıştır.
Peki demokrasi tarafı hangisidir? Burada bu soru ortaya çıkmaktadır. Zira taraflar kendini demokrat, karşıtını ise faşist olarak tanımlamaktadır. Gerçekten de bugün Türkiye’de demokrat olmanın temel ölçüsü, kriteri nedir? Bu soruya çok net ve rahat bir biçimde İmralı işkence, tecrit ve soykırım sisteminin lağvedilmesinin ve Önder Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün istenmesi cevabını verebiliriz.
Gerçekten de Türkiye’deki tüm gericiliklerin, krizlerin, sorunların, çatışmaların kaynağı İmralı işkence, tecrit ve soykırım sistemidir; Önder Abdullah Öcalan’ın böyle bir sistem içinde rehine olarak tutulmasıdır. Ekrem İmamoğlu’nun bu biçimde hapse atılması da buradan kaynaklanmıştır. Dolayısıyla Türkiye’deki demokrasi kilidini ancak Önder Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü açabilir. Yani anahtar Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüdür. İmralı rehine sistemi parçalanıp Önder Apo fiziki özgürlüğüne kavuşursa, o zaman ekonomik krizler de sona erer, bu biçimdeki darbeler de ortadan kalkar, Ekrem İmamoğlu dahil bütün siyasi tutsaklar da serbest olur. Çünkü Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve Kürt özgürlüğünün önü açılır.
O halde mevcut CHP Yönetimi faşist saldırılar karşısında direnmek ve hakkını almak istiyorsa demokrasi ittifakı geliştirmek ve demokrasi mücadelesi yürütmek zorundadır. Bunu gerçekten yapabilmesi için de İmralı rehine sistemine karşı çıkması ve Önder Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü istemesi gerekir. Bunun için Önder Apo “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” yayınlamış ve böyle bir adımın önünü açmıştır. Yani ırkçı-şoven milliyetçi zihniyeti aşabilenler için adım atmak kolaylaşmıştır.
Kürtlere ve demokratik dostlarına gelince, Türkiye’de keskinleşen iktidar mücadelesi karşısında elbette tarafsız ve de seyirci kalınamaz. Türkiye bir süredir zaten çok kritik bir süreçteydi ve değişim dayatılıyordu. Şimdi bu sürecin en keskin anlarından biri yaşanmaktadır. Ok yaydan çıkmıştır, artık bu sürecin geri dönüşü yoktur. Keskinleşen mücadele Türkiye’yi yeni bir limana ulaştıracaktır ki, elbette bu limanın demokratik sistem olmasını sağlamak gerekir. İşte bunu yaratacak olan da Önder Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanmasıdır.
Nitekim on günü aşan Newroz kutlamalarında on milyonları bulan insanların kilitlendiği tek hedef Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanması olmuştur. Van’dan, Amed’ten İstanbul’a, Rojhilat’tan Rojava’ya ve Avrupa kentleri başta olmak üzere dünyanın dört bir yanına kadar her alanda milyonlar Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü haykırmıştır.
O halde Kürtlerin ve dostlarının izleyeceği siyaset ve ulaşacağı hedef belirlenmiştir. Gerisi bunun gereğini pratikte yerine getirmektir. Yani Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü hedefi temelinde en geniş demokratik ilişki ve ittifak geliştirmek ve her yerde her zaman Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için mücadele etmektir. Tüm zamanların en güçlü ve anlamlı yaşanan Newroz etkinlikleri, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü hedefleyen Küresel Özgürlük Hamlesi’ni ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ile birleştirerek yeni bir aşamaya taşımış ve yeni bir başlangıç yapmıştır. Bu aşamanın tek hedefi, ”Önder Apo’ya fiziki özgürlük, hemen şimdi” olarak ifade edilebilir. Newroz kararlılığını ve etkinliğini 4 Nisan ve 1 Mayıs’a taşımak, her günü Newroz yapmak bu aşamada mutlaka zaferi getirir.
Kaynak: Yeni Özgür Politika