Her kötülüğün iklim değişimine bağlanmaya çalışıldığı günümüzde rantsal işgaller görünmez kılınıyor. MMO yaptığı açıklamada sel ve su sorununun iklimle alakası olmadığını belirtirken, su havzaları ve ormanlar yok edilmeye devam ediliyor
K. Bülent Ongun
Yenilenebilir’ enerji yatırımları büyütülüp, enerji ihtiyacının buradan karşılanmasıyla iklim değişimi önlenir’ algısı ciddi bir çabayla işlenmektedir. İklim değişiminin, ekolojik krizin sadece sonuçlarından biri olduğu gerçeği yaratılan bu algıyla tartışma dışı tutuluyor. Kapitalizm tarafından kullanışlı bir araca dönüştürülen küresel ısınma, sermaye için yeni büyüme ve birikim alanı olarak işletilen bir sürece bağlanırken, dünya halkları üzerinde algı yanılgısı dayatılıyor. Kapitalizm üretip kullanım değeri yüklediği her türden malı pazara taşıyarak değişim sürecine bağlamak zorundayken, ‘temiz’ enerji iddiasıyla girişilecek olan üretim süreçlerinin ekosistemde yaratacağı yıkımların tartışma dışı tutulması ve her kötülüğün iklim değişikliğine bağlanması dikkat çekici.
İklim selin tek nedeni değil!
Dünyada yaşanan iklim değişimi kapitalizmin aşırı üretimlerinin yol açtığı ekolojik krizin sonuçlarından sadece birisiyken, yaşanan seller ve su kıtlığının iklim değişikliğine bağlama çabası ise Türkiye dahil hemen hemen tüm ülkelerde görülmektedir. Sermaye birikimleri büyürken, yeniden değerleme sistemine sokulmak istenen birikim, inşaat rantı üzerinden hareket etmekte. Rantsal amaçlı yapılan kentsel ve imar planlamaları ise yaşanan sel felaketlerinin baş müsebbibi olarak öne çıkıyor. Ormanların yok edilerek, dere yatakları, kıyılar, tarım arazilerinin imara açılması özellikle sel felaketlerine neden olmaktadır. Su sorunu da buna bağlı olarak büyürken, yağışlar kentlerin ve büyük barajların neden olduğu bölgesel meteorolojik değişiklik sonucu kısa sürede aşırı yağışın oluşması nedeniyle, akiferler beselenemiyor ve aşırı su kullanımlarıyla su sorunu büyüyor
Rantın merkezi İstanbul
İstanbul’da Kuzey Ormanları yok edilip bölgenin imara açılması ciddi büyutta selleri ve susuzluğu büyütecek en önemli saldırı olarak değerlendirilmekte. 16 milyon nüfusuyla bir metrolopol olan İstanbul su kıtlığı çekerken, Kanal İstanbul girişimiyle yok edilecek olan Sazlıdere Barajı kıyısının imara açılarak binaların dikilmesi süreci özetliyor. Diğer yandan Beykoz’da 1 milyon m2 ormanın imara açılması ise rantın yıkıcı yüzünü ortaya çıkarıyor. Diğer yandan Ömerli su havzası ve Ömerli Barajı bölgede açılan madenler ve kurulma çalışması süren OSB nedeniyle adeta ölüme mahkum edilirken, İstanbul yaşanamaz bir yer haline getirilmekte. Körfez zenginlerine ekolojik yıkımlara yol açılan bölgedeki araziler arsaya dönüştürülüp satılırken, su sorunu Körfez de olduğu gibi elektriğe dayalı deniz suyundan su elde etme planları yapılırken diğer tüm canlılar ve tarım ortadaan kaldırılma süreci işletiliyor.
Sel ve susuzluk açmazı
Geçtiğimiz gün TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası, Dünya Meteoroloji Günü dolayısıyla yayımladığı açıklamada, sel, taşkın ve su sorunlarının yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanamayacağı yer aldı. Açıklamada, afet riskini büyüten asıl nedenlerin meteorolojik veriler dikkate alınmadan yapılan planlama, dere yataklarındaki yapılaşma ve yanlış yerleşim kararları olduğu vurgulandı. Açıklamada, meteorolojik olaylara bağlı yaşanan sorunların temelinde kentlerin meteorolojik parametrelere dayalı planlanma yyapılmaması olduğu belirtildi. Yağışların tek başına afet oluşturmadığı belirtilen açıklamada, yerleşimlerin dere yataklarına yapılması, dere yataklarının daraltılması, havza üst kesimlerindeki değişiklikler ile yol ve caddelerin meteorolojik verilere göre belirlenmemesinin afet riskini artırdığı vurgulandı.
“İklim değişimine dirençli kentler” iddiası, plan ve projelerde meteorolojik verilerin kullanılmadığını gösterdiği vurgulanan açıklamada, su kaynaklarıyla ilgili sorunların temelinde de iklim değişimi değil, hidrolojik döngüye yapılan müdahaleler ile planlama eksikliklerinin bulunduğu belirtildi. Mevcut işleyişin sürmesi halinde kentlerin susuz kalmasının kaçınılmaz olduğu, susuzluk sorununun nedeninin de yalnızca iklim değişimi olmayacağı kaydedildi. Açıklamanın devamında, meteorolojik verilerin kentleşmeden tarıma, ulaşımdan su yönetimine kadar birçok alanda bilimsel esaslara göre kullanılmamasının afetlerin ve su sorunlarının önlenmesini engellediği belirtildi. Plan, proje ve tarımsal üretim dahil tüm faaliyetlerin meteorolojik olaylara, jeolojik koşullara ve topografik yapıya uygun biçimde tasarlanması gerektiği ifade edildi.
Büyük barajlar iklimi değiştiriyor
Atatürk Barajı ve diğer barajlar Kürt coğrafyasında ortaya çıkan sellerin ve kuraklığın başlıca nedenlerinden birisidir. Bölgede yaşanan kuraklık nedeniyle zor günler geçiren çiftçilere, yanı başındaki büyük barajlardan su verilmezken, yerlaltından su çekilmek zorunda kalmaları nedeniyle yeraltı suları derinlere kaçıyor. Büyük barajlar bölgede yağış düzenini etkileyerek sellerin ortaya çıkmasına neden olurken, birgün dereler azgınca ve sellerle akarken, ertesi gün kuru bir dere yatağıyla yüzyüze kalınılıyor.
Ekosistem bozuluyor
Barajların iklime ve doğal yaşama olan olumsuz etkileri bilimsel olarak birçok çalışma ile ıspatlanmıştır. Barajlar, suyun toplandığı bölgede bulunan bitki ve hayvan çeşitliliğini yok eder. Baraj sahasında bulunan tarım alanları, orman sahaları, Heskîf’te olduğu gibi tarihi ve kültürel her türlü varlık sular altında bırakılır. Bulundukları bölgenin iklimini değiştirir ve bölge daha ılıman iklime dönüşürken ciddi oranda nem artışı yaşanır. Bu da bitki ve hayvan çeşitliliğinde değişmelere sebep olur. Barajlar nedeniyle, nehirlerin ekosistemi bozulur. Toprak yapısı, bitki örtüsü, hayvan varlığı ve bakteri ekosistemi dahil tüm ekosistem bozulur.









