Şêx Mehdî baskılar, sürgünler, ölümler içinde sadece direnişin değil, sivil itaatsizliğin de bilge simgesiydi. Trakya sürgününde yamalı elbisesini memleket dönüşüne kadar değiştirmedi
Kürt tarihinin büyük direnişlerinden biri olan Şêx Sêîd Direnişi 1925 kışında patlak verdi. Direnişte ve sonrasında bir şahsiyet vardı; o, sadece Şêx Seîd’in kardeşi değil, aynı zamanda bir direnişçi, bilge ve sürgün yolcusu olarak halkının kaderi ile kaderini birleştiren bir zattı: Şêx Mehdî.
Kürt halkı için 1925 kışındaki direniş, önemli bir tarihi kesittir. Direniş başladığından Şêx Mehdî, ağabeyi Şêx Seîd’in safında yer aldı, ancak savaşın rüzgarı onu uzak diyarlara savurdu. Amed’de Kürt savaşçılar yenilgiye uğrayıp geri çekilince, o da yeni bir mücadele yoluna girdi. Belki de hayatının yönünü değiştirecek bir karar aldı. Ağabeyi Şêx Seîd, Abdurrahman Paşa Köprüsü’nde yakalandığında, umutsuzluk ve keder içinde Milazgir’e (Malazgirt) doğru yola çıktı. Orada yeğeni Şêx Ali Rıza ile buluştu ve ardından yeni bir serüvene atıldı.
Türkiye’den sonra İran
Hesenan ve Zirikan aşiretleriyle birlikte İran’a geçti, ancak burada da huzur bulamadı. Emir Tümman’da, İran askerlerinin Kürt sığınmacıları ve savaşçıları tuzağa düşürerek katletmesi, onu derinden etkiledi. Artık kaçak bir yaşamın ve bitmek bilmeyen bir mücadelenin içine hapsolduğunu anladı. Bu kanlı sürecin en acı anlarından biri, kardeşi Şêx Diyadin’in katledilişine tanık olmasıydı. Yol arkadaşlarını birer birer kaybederken, yaralı yeğeniyle birlikte hapse düştü. Sürekli askeri operasyonların ve takiplerin gölgesinde yaşamak zorunda kaldı.
Simko’nun yanından Bağdat’a
Hapisten çıktıktan sonra yeğenleriyle birlikte Simko’nun yanına gitti. Kendisinden yaşça küçük olmasına rağmen Şêx Seîd’in oğlu Alirıza’ya büyük bir hürmet gösterdi ve onun izinden yürüdü. Derin düşünceleri ve siyasi öngörüleriyle halkının özgürlüğü için bir mücadelenin içinde oldu hep. Ardından, Bağdat’ta giderek Kürt siyasi şahsiyetleriyle daha yakın ilişkiler kurdu. Burada Seydayê Cegerxwin ile birlikte yeğeni Şêx Ali Rıza’yı temsilen Xoybûn’un kuruluşuna katıldı ve bu süreçte önemli tarihi tanıklıklar yaptı. Sürgün, yokluk ve zulüm, hayatının kaçınılmaz bir parçasıydı.
Dönüş ve Trakya’ya sürgün
Şêx Mehdî, 1928’de genel aftan faydalanarak Türkiye’ye döndü, ancak bu affın büyük bir aldatmaca olduğu kısa sürede anlaşılacaktı. Memleketine döndüğünde Kürt siyasi şahsiyetler yine baskılarla karşı karşıyaydı. Rahat bırakılmadı ve zorunlu ikamete tabi tutuldu. Bu kez Trakya’nın Edirne şehrine gönderildi. Memleketinden binlerce kilometre uzaklıkta, yabancı bir toprakta yalnızlık ve açıklıkla sınandı. Trakya’ya sürgün edilmesinin ardından ilk olarak Malkara’ya, ardından ise Vize ilçesine gönderildi. Bir yandan yalnızlıkla, bir yandan da açlıkla sınandı, ancak bu dönemde bunlara da direndi.
18 yıl yamalı elbisesini giydi
Şêx Mehdî, sürgün hayatını protesto etmek amacıyla memleketine dönene kadar yeni elbise giymeyeceğini belirtti. 18 yıl boyunca yaşadığı sürgün de yamalı elbisesiyle yaşamayı tercih etti. İlçe Kaymakamı, bir gün “Şeyhim, senin gibi saygın bir insana yamalı elbiseler yakışmaz” diyerek, yeni kıyafetler hediye etmek istedi. Şêx ise şu tarihi cevabı verdi: “Ben burada sizin esirinizim. Ne zaman ülkeme dönersem, ne zaman özgür olursam o zaman yeni elbise giyerim.”
Bu tavır, Şêx Mehdî’nin manevi direnişini, esaret altındaki halkına olan bağlılığını ortaya koyması açısından önemlidir. Bu eylemiyle Kürt siyasi ve entelektüel çevrede sivil itaatsizliğin ilk örneklerinden birini oluşturdu. O, hem maddi yoklukla hem de içten bir direnişle halkının özgürlüğü için mücadele etti. Bu tutumu, sıradan bir sürgün olmadığını, halkının haklarını savunan bir bilge olduğunu gösteriyordu. Kürdistan’a olan özlemi, her şeyin önündeydi.
Dicle nehri kurudu mu?
Adalet Partisi’nin zorunlu sürgünü ortadan kaldırmasıyla birlikte yeni bir dönem başladı. O dönemde Edirne Valisi, huzuruna çağırarak, memleketinde mal ve mülkünün kalmadığını, burada kalırsa kendisine büyük bir arazi tahsis edileceğini söyledi. Şêx Mehdî ise bu teklifi geri çevirerek şu cevabı verdi: “Ben aç kalmam. Dicle Nehri kurudu mu? Hayır, o zaman her gün bir balık avlarım, onunla karnımı doyururum.”
Halkına bağlılığın sembolü
Şêx Mehdî’nin hayatı, direnişin, sürgünün ve halkına duyduğu derin bağlılığın toplamıdır. Memleketine döndüğünde, Kürdistan’ın tamamı devlet kontrolüne geçmişti. Elazığ’a bağlı Kelxasî/Guleman köyüne yerleşti. Bütün zamanını Amed, Xarpêt ve Çewlîg’te halkı bilinçlendirmekle geçirdi. Ayaklanma döneminden kalan dostlarıyla buluşup eski günleri yad ederek, Kürdistan’ın kurtulacağına dair olan inancını paylaşıyordu. Başûr’dan gelen haberleri sürekli büyük bir merakla dinliyor, oradaki faaliyetleri ve Kürtlerin durumunu yakından takip ediyordu. Radyoda Kürt marşı çaldığında, nerede olursa olsun ayağa kalkar ve marş bitene kadar saygı duruşunda bulunurdu. Bu davranışı halk tarafından bazen anlam verilemez ve gülünç karşılanırdı. Şêx Mehdî, Kürtlerin bir millet olduğunu ve kendi marşlarının bulunduğunu anlatmaktan hiçbir zaman vazgeçmezdi.
Diyanet’e bağlı camilere gitmedi
Şêx Mehdî’nin sözleri, halkın ruhuyla ve inancıyla pekişmişti. “Gün gelecek, herkes canını, malını ve namusun kendi insanından korumak için elinde silah kapısında nöbet tutacak” ve “Esaret altında olan bir halkın ibadeti geçersiz” diyordu. Hiçbir zaman Diyanet Başkanlığına bağlı bir camiye gitmedi, etrafında kimsenin gitmesini de istemedi. Diyanet’in Kürdistan’daki bütün faaliyetlerini gayri İslami ve asimilasyonun bir parçası olarak gördü ve buna karşı mücadele etti. Hiçbir zaman bir Diyanet imamın arkasında namaz kılmadı ve çevresinde kimseye kıldırmadı.
1965 seçimlerinde TİP’i destekledi
1965 genel seçimlerinde Kürt meselesine duyarlı TİP’i desteklediği için ismi uzun süre tartışıldı. Bir şêx olarak TİP gibi solcu bir partiyi desteklemesi yadırganmıştı ancak o, Kürt meselesine en yakın olanı desteklemeyi ilke edinmişti.
Şêx Mehdî, 14 Nisan 1969’da sürgün yaşamının ve mücadelesinin yorgunluğuyla Elazığ’ın Kelxasî köyünde vefat etti. O, sadece direnişin değil, düşünsel ve manevi sivil itaatsizliğin de simgesiydi.
Haber: İshak Dursun / ANF