Ersin Umut Güler ile hem Zâkir oyununu hem de Yolcu Tiyatro’nun mutfağını konuştuk:
Alevi-Bektaşi kültüründe büyümüş olan Ali Ilgaz’ın 1993 yılından hayatının son bulduğu 2015’e kadar yaşadığı bazı toplumsal olaylar ve kırılma anlarında gezinen Zakir, bu yönüyle toplumsal ve bireysel hafızamız için önemli bir yer tutuyor
Ahmet Güneş
Yaşamların oyunları var, oyunların da yaşamları var. Böyle başlar bazen yolculuklar ve anlatımlar. Zaten insan anlattıkça kendine yol açabilen bir varlık. Geçmiş geleceğe el uzatırken, gelecek bazen ondan kaçar. Bir mahalle, bir inanç, bir amaç veya bir kent, bir insana yeniden şekil verebilir, kıyaslamalarla heder edebilir. Her oyunun bir kaderi var sonuçta.
Geçtiğimiz aylarda Yolcu Tiyatro’nun yeni oyunu Zâkir, seyirci ile buluştu. Bellek, inanç ve direniş üzerine yazılmış bir hikâye olan Zakir, Alevi-Bektaşi geleneği içinde büyüyen Ali Ilgaz’ın hayatına odaklanıyor. Ahmet Sami Özbudak’ın öyküsünü kaleme aldığı oyunun yönetmenliğini Ersin Umut Güler yaparken, Ali Seçkiner Alıcı ve Ersin Umut Güler ise rol alıyor. Oyunun müzikleri oyunun müzik direktörlüğünü de yapan Ali Seçkiner Alıcı tarafından sahnede canlı olarak icra ediliyor. Biz de Ersin Umut Güler ile hem Zâkir oyununu hem de Yolcu Tiyatro’nun mutfağını konuştuk. Elbette tiyatronun sorunlarına da değindik.
- Öncelikle oyun için tebrik ederim. Zâkir oyununun fikri nereden çıktı?
Teşekkür ederim. Zâkir oyunu Gomidas oyunumuzun yazarı Ahmet Sami Özbudak’ın gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenerek yazdığı bir oyun ve Ali Ilgaz karakterinin 1995 yılında henüz 8 yaşındayken Gazi Mahallesi’nde başlayan yolculuğuna odaklanıyor. Alevi-Bektaşi kültüründe büyümüş olan Ali Ilgaz’ın 1993 yılından hayatının son bulduğu 2015’e kadar yaşadığı bazı toplumsal olaylar ve kırılma anlarında gezinen Zakir, bu yönüyle toplumsal ve bireysel hafızamız için önemli bir yer tutuyor.
Zâkirler, Cemlerde deyişleri saz eşliğinde söyleyen, küçük yaşlardan yetişmeye başlayarak geleneği sözle aktaran ozanlardır. Alevilikteki 12 hizmetten biri olan Zâkir, yüzlerce deyişi çalıp söyleyip yolu anlatan kişilerdir. Bu yönüyle kültürel bellek açısından da çok kıymetli bir makamdır.
Alevilik ve devrimcilik gibi iki önemli değer üzerinden ilerleyen Zâkir oyununu, geleneğin ve ritüellerin izinde çağdaş bir biçimle sahnelemek, bize bu oyunun seyirci karşısına çıkması gerektiği konusundaki en büyük motivasyon kaynağı oldu. Anlatmamız, aktarmamız, yaşatmamız gerekiyordu.
- Ali Seçkiner Alıcı ile iyi bir uyum yakalamışsınız. Sahnede birbirini tamamlayan bir ikiliyi görüyoruz. Nasıl oldu bir araya gelmek?
Oyunu yeni bir kurguyla ve iki oyuncuyla sahnelemek istediğimi Ahmet Sami’ye söyledikten sonra aklımdaki müzikli oyun fikri için, hem oyuncu olarak beğendiğim hem de müzisyen tarafıyla oyuna önemli katkıları olacağını düşündüğüm Ali Seçkiner Alıcı ile görüşmeye başladım. Ali abi hem oyuncu hem de müzik direktörü olarak aramıza katıldı ve böylece Zâkir’in yolculuğu başlamış oldu.
- İşin mutfağını sormak isterim. Provalar ve hazırlık ne kadar sürdü?
Kemik ekiple zorlu bir süreç geçirdik diyebilirim. Normal şartlarda birkaç ay prova yapıp oyunu sahneye taşırız ancak Zâkir provasında; metnin kurgusunu yeniden yapmaya başlamamız, oyunun üstünde yükseldiği değerlerin hassasiyeti, hikayeyle hemhal olacak türkülerin, deyişlerin seçilip çalışılması gibi sebeplerden dolayı çok uzun bir hazırlık süreci geçirdik. Bazen sahne provalarını kesip metne geri döndüğümüz anlar oldu. Sayısını şu anda net hatırlamıyorum ama metnin 40’a yakın versiyonu oldu, en son birinde karar kıldık. Bütün bunların yanına dizi-film set yoğunluğu da girince provalar iki yıllık bir sürece yayıldı.
- Saz ve söz bir arada. Zamanlar arası geçiş de var. Yine de iyi bir kurgu olmuş. Bunun için hazırlıklarınızı anlatır mısınız?
Zâkir oyununun sahne çalışmalarında yer alan ekibin ortak söylemi şu oldu: “Ben bugüne kadar hiçbir oyun için bu kadar çalışıp prova yapmadım.”
Oyun metninin düzenlenmesi, yeniden oluşturulması süreçleri oldukça meşakkatliydi. Metnin iskeletini bozup tekrar oluşturduk, oyunun ruhuna uygun türküler eklendi. Bir taraftan saz, söz, dansın uyumu için çalışırken bir taraftan da hikayemizin aktığı damarlar üzerine çalıştık ve her cümleyi, her kelimeyi, her anı özenle didikledik.
Gerçekle düş, hayali kahramanlarla gerçek kişiler, gerçek olaylarla kurgusal olaylar arasında geçen hikayeyi seyirciye aktarmak zor bir süreçti. Yaklaşık yirmi yıllık süreci kapsayan bu hikayeyi ve kadim değerlerimizi sahneye taşırken aklımızı da duygularımızı da zorladı zaman zaman ve ortaya kökü toprağın altında, dalları gökyüzüne uzanan biricik bir oyun çıktı. Ardıç ağacının altında çalıp söyleyip anlattığımız, oynayıp, gülüp, ağlayıp, umutlandığımız şiirsel bir masal, lirik bir ağıt oldu Zakir.
- Komik anlatımlarla, halden hallere girilerek trajik olan mizahla anlatılmış. Aşk ve devrim yan yana. Bu anlamıyla politik bir oyun. Yer sorunu yaşadınız mı ya da yaşıyor musunuz?
Hem içerik hem de biçim açısından şu anda sahnelerde eşi benzeri olmayan türde bir oyun oldu diyebilirim. Şimdiye dek yedi kez sahnelendi, ocak ve takip eden aylarda başta İstanbul olmak üzere farklı şehirlerde ve ülkelerde sahnelenecek. Zâkir şu anda potansiyel seyircisini bulma sürecinde ve henüz yolun başında bir oyun. Oyuna gelen seyircilerden hem oyun esnasında hem de oyundan sonra aldığımız tepkiler bizi mutlu ediyor.
Seyirci olarak bir oyuna gittiğimizde bazen akıl-duygu çatışması yaşar, güler, ağlar coşkulanırız. Zâkir oyununda seyirci ritüelin tam olarak bir parçası gibi davranıyor, bizimle söylüyor ve hikayeye katılıyor. Provalarda öngördüğünüz, planladığınız seyirci-oyuncu ilişkileri oluyor elbette ancak diyebilirim ki bu oyunda sahneden seyirciye, seyircilerden sahneye akan nefesler, sesler, bakışlar var. Oyun temsiller yapmaya devam ettikçe bu durumu daha da net şekilde hissediyorum. Oyunculuk yolculuğumda beni zorlayacak, şaşırtacak, heyecanlandıracak günlere gebe Zâkir.
Umarım farklı ülkeler, şehirler ve salonlarda oyunumuzu sahneleyip seyircimizle buluşuruz.
- Süpervizörlüğünü yaptığınız Muhammed Ali oyununu da sormak isterim, nasıl gidiyor?
Muhammed Ali ikinci sezonunda ve yolculuğuna devam ediyor. Şu ana kadar beş şehirde sahnelendi. Çeşitli dallarda adaylıkları oldu ve ödüller aldı. Boksör Muhammed Ali’ye hayran olan dedesi torununa Muhammed Ali ismini koyar onun gibi güçlü olsun diye, oysa bizim Muhammed Ali aileden, mahalleden, sistemden kroşeler yer ve yürüyüşüne zorluklar içerisinde devam eder. Kentin kenar mahallesinde büyüyüp yetişen Muhammed Ali kayıpların, yıkıntıların, geleceksizliğin girdabında kendine yeni yollar, tutkular, umutlar arar. Genetik bilimcisi olmak ister, büyük şehirde üniversiteyi kazanır, hayalleri ile gerçekler arasında kalır, aşık olur umutlanır, okumak isterken bir gün suçlu ilan edilir. Bilim insanı olmak isterken mülteci sanılıp ötelenen ailesiyle felaketine sürüklenir.
- Ermeni sanatçı Gomidas’a dair bir oyununuz vardı ama artık sahnelenmiyor. Neden bitirmek zorunda kaldınız?
Gomidas dört sezon boyunca başta İstanbul Fatih’teki Kumkapı semtinde yer alan Kilise olmak üzere Diyarbakır, Mardin, Ankara, İzmir’in yanı sıra Paris, Yerevan, Nice ve Avignon’da 100 temsilin üzerinde sahnelendi ve özel-bağımsız bir tiyatro için çok büyük bir prodüksiyon olarak devam etti. Son iki yıldır artan maliyetler kilise oyunları için kiraladığımız sahne ışıklarını ve diğer maliyetleri tiyatro bileti satarak karşılamamızı epey zorlaştırdı. Sınırlı seyirci kapasitesiyle gerçekleştirdiğimiz temsiller için bilet fiyatlarını yüksek tutmamak için özel çaba sarf ettik. Gelinen noktada oyuna ilgi devam ediyor. Önceki sezonlarda olduğu gibi sezon boyunca oynayamasak dahi ara ara kilisede nasıl özel gösterimler yapabiliriz diye araştırma içerisindeyiz.
- Yıllardır tiyatronun içindesiniz. Sizce tiyatroların ve tiyatrocuların en öncelikli sorunu nedir?
Tiyatronun ve tiyatrocuların köklü, yapısal pek çok sorunu var ancak bu röportaj bu konuları ayrıntılandırmak için yeterli olmayacaktır. En güncel, bugünümüzle ilgili bir şeyler söylersem kendi öz güçleriyle ayakta kalmaya çalışan özel-bağımsız tiyatrolar açısından mevcut ekonomik kriz, bizim ve seyircilerimizin yoksullaşma hali yakın-orta vadede birçok tiyatronun küçülmesine, faaliyetlerini devam ettiremeyip kapanmasına yol açacak. Biz artık sansür-otosansürden daha fazla bu yakıcı gerçeklikle karşı karşıyayız.
Kamu kaynakları özel-bağımsız tiyatroları destekleme konusunda çok yetersiz. Bu defalarca farklı mecralarda söylenen, talep edilen bir hak ancak maalesef yeterli karşılığı bulamıyoruz ne muhatap olarak ne de maddi imkanlar olarak. Bu noktada tamamen kamu kaynaklarıyla hareket eden devlet ve çeşitli şehir tiyatrolarını, bu kurumların sorumluluk ve reflekslerini bir tarafa koyarken, bir tarafta da, ışıltılı prodüksiyonlar, ünlü yüzler ve basit komedi anlayışıyla karşı karşıyayız. Bu kurumların ve bu tarz tiyatroların varlığı yeni değil ancak bugünlerde öyle bir hale geldik ki, seyircilerinin varlığıyla ayakta kalıp üreten orta ölçekli bütçe ve prodüksiyonlarla tiyatro yapmaya çalışan özel-bağımsız tiyatrolar erimeye başladı ve çoğunlukla tek kişilik oyunlar yaparak ayakta kalmaya çalışıyorlar maalesef.
Seyircimiz bir taraftan ışıltılı prodüksiyonlarla öpücük yağmuru altında esir düşerken, bir taraftan da kalabalık oyunları uygun bilet fiyatlarıyla izleyebileceği kamu destekli kurum tiyatroları arasında kaldı. Buraya değinmemin sebebi şudur, özellikle 2000-2020 arasında yükselişe geçen orta ölçekli diyebileceğimiz, yeni mezun gençlerin de kurabildiği tiyatrolar pek çok zaman yeni ve sahnede söylenmemiş sözlerin taşıyıcısı olurken bir yandan da yeni estetik biçimler deneme konusundaki cüretleriyle seyirci açısından algıyı alışkanlıktan kurtaran üretimlere imza attılar. Bir cümle içerisinde kaç kez “yeni” kelimesini kullandım, bakın, bence yeni kelimesi söz konusu sanatsa çok kıymetlidir. Tıpkı ülkedeki orta sınıf gibi kamu kaynakları ve büyük şirketler arasında kalan özel-bağımsız tiyatrolar hareket kabiliyetleriyle birlikte seyircilerini de kaybetme sürecindeler. Eğer seyircisi de çekilirse öz ve biçim açısından yenilikçi söylemler ve eylemler yaratan, söylenmeyeni söyleyebilen, yapılmayanı yapabilen bu tiyatrolar önce küçülecek, ardından da tekrar teker kapanacak ve bu durumun yaratacağı kültürel kuraklığın sonuçları da hepimiz için yakıcı olacak.
Bu durum tiyatroların geleceği ve seyirci sosyolojisi açısından önemli ve üstüne ayrıntılarıyla konuşulup tartışılması gereken bir konu, o sebeple bu söyleşide ayrıntılarına daha fazla girmiyorum.
- Yolcu Tiyatro’nun mutfağında başka neler var?
Bu sezon için Zakir, Muhammed Ali ve belki Gomidas ile devam edeceğiz. Önümüzdeki sezonlara yeni oyunlar için fikir, yazım, tasarım sürecindeyiz ama tabii ki bunların neler olduğunu şu anda söylemeyeceğim.
- Son olarak ne söylemek istersiniz?
Bu söyleşi için size çok teşekkür ederim. 2026 hepimize umutla, yaşamla, özgürlükle gelsin.
Oyunların gösterim tarihleri
Zâkir
9 Ocak Cuma 20.30
Kozyatağı Kültür Merkezi, KOZZY
16 Ocak Cuma 20.30
Hengola, Hollanda
Muhammed Ali
21 Ocak Çarşamba 20.30
Baba Sahne









