Dünya yeni bir ‘Tarihin Sonu’ tezine mi hazırlanıyor? Yeni tezi “Medeniyetler Çatışmasına” benzetemiyoruz, zira bütün medeniyetler kapitalizmin konforlu ve kanlı bahçesinin peyzajları olarak kullanıma açıldı. Yaşananlar ‘Tarihin Sonu’ tezine daha yakın duruyor. Hegemonya, ABD önderliğinde iktidarın kümülatif alışkanlıklarını zorlayarak tarihin sonunu liberal toplumun anti-tezi sayılabilecek otoriter toplum ile ikame ediyor ve yeni ilan için son provaları yapıyor. Bu gidişle yeni bir küresel imparatorluğun ilanına tanıklık edebiliriz. Yeni tezin adı ‘Simülatif İmparatorluk’ olabilir. Çünkü küresel ölçekte ‘Politika ve Hayat’ yeni imparatorluğun simüle ettiği çembere hapsedilmiş durumda.
Simülatif İmparatorluğun kaynakları süper bireylerin inisiyatifi, ileri teknoloji ve sofistike şiddet. Temel hedef ise küresel ölçekte mutlak iktidar… İleri teknolojilerin simülasyonuyla öncelikle güç ilişkileri sıfır hataya indirgeniyor. Neredeyse atılan her adım simüle ediliyor. Yan etkiler hesaplanıyor; riskler, fırsatlar birçok olasılıkla birlikte değerlendirildikten sonra bir ajanda hazırlanıyor. Bu ajanda doğrultusunda süper bireylerin (Trump, Netenyahu, Modi, Putin, Xi Jinping, Elon Musk, Larry Page, Jeff Bezos gibi…) inisiyatifinde diplomatik girişimlerle simülasyonda açığa çıkan sorunlar yumuşak güç ile giderilmeye çalışılıyor. Mesela “otoriter barışlar” paradoksal olarak yumuşak güç stratejilerinin bir parçası. Trump’ın sürekli şovunu yaptığı 8 savaş veya çatışmayı sonlandırma söylemi yine bu stratejinin devamı niteliğinde. (Ermenistan-Azerbaycan, Tayland-Kamboçya, İsrail-İran, Kongo-Ruanda, Hindistan-Pakistan, Mısır-Etiyopya, Sırbistan-Kosova ve Gazze gibi çatışmaları kapsıyor.)
Yumuşak güç ile mesafe alınmadığında ise imparatorluğun sofistike şiddet gösterileri devreye giriyor. İsrail-Hamas-Hizbullah, İran-İsrail savaşı ve en son ABD’nin Maduro operasyonu sofistike şiddetin somut çıktılarıdır. ABD kendi sınırlarında şiddeti icra ederken, İsrail’in sert şiddeti Ortadoğu’da koç başı olarak kullanılıyor. Özellikle 7 Ekim Aksa tufanından sonra yeni imparatorluk, şiddeti profesyonelce araçsallaştırdı; şiddet buz kırıcı işlevi gördü. Şiddet ritülleriyle hem rakiplerin korkutulması hem de toplumun protest direncinin bastırılması hedefleniyor.
Yeni İmparatorluğun siyaset tekniği popülizm, öznesi ise sağ popülistler. Birçok ülkede sağ popülistler demokrasiyi büyük bir ustalıkla maniple ederek ikinci dönemlerinde kendilerine yetecek kadar meşruiyet kazandı. Birinci Trump dönemi popülizmin birinci aşaması olarak kabul edilebilir. Bu dönem popülistlerin müesses nizam (kurulu düzen) ile çatıştığı aşamaydı. İkinci Trump dönemi ise popülistlerle müesses nizamın uzlaştığı ve sağ popülizmin meşrulaştığı aşamadır. İkinci aşama tek başına Trump’ın kişisel ajandasının ya da tek başına müesses nizamın hesaplarının belirleyici olabileceği bir aşama değil. İkinci Trump döneminde popülist rejim ile müesses nizam arasındaki konsensüs belirleyici olacak.
Yeni İmparatorluk Trump’ın narsist kişiliğini motive eden, ama arka planda müesses nizamın planlarının takır takır işlediği bir ortak zeminin üzerinden yükselecek. Popülist zeminlerde bürokrasiye, kurumlara, kurallara yer olmayacak. Olası riskler lidere yüklenecek; kazanımlar ise liderin yakın çevresi ile müesses nizam arasında pay edilecek. Bu aşama, simülatif imparatorluğun ön görülemeyen sürprizleriyle dolu. Trump’ın ABD için “Yeni Roma” hayalleri var. Büyük hayallerden hareketle yeni imparatorlukta Beyaz Saray küresel ölçekte politikaların belirlendiği stratejik merkez; İsrail Ortadoğu ve Kafkaslarda yürütülen taktik şiddetin merkez üssü, imparatorluğa entegre edilen diğer ülkeler ise yeni düzenin risklerini üstlenecek olan partnerler. ABD güvenlik stratejsinde belirtildiği üzere yükler artık paylaşılacak.
Popülist rejimler, süper bireylerin komutasında irrasyonel evrenlerde yeni oyunlar kuruyor. Çağımızın savaşları süper bireyler arasında yaşanacak gibi görünse de en ağır bedeli yine toplumun ödeyeceği apaçık ortada. Simülatif İmparatorluk düzeninde denetim, gözetim ve kontrol sistemleri ön göremeyeceğimiz eşiklerin ötesine geçerken, Birinci Körfez Savaşından bu yana insanlık değerleri, demokrasi ve ortak dünya hayali geriye doğru gidiyor; toplum belirsizliğe sürüklenerek duygusuz, ruhsuz, pornografik imparatorluğa rıza göstermeye alıştırılıyor.
Yaşananlar giderek demokrasinin kırıntılarını da kaybedeceğimiz sağ popülist rejimlerin zaferini ilan ettiği yeni bir düzenin ilanıdır. Bu düzenin adı, her şeyin simüle edildiği, en küçük adımın gözetim, denetim ve kontrol altına alındığı Simülatif İmparatorluktur. Yeni imparatorluğu daha fazla tanımalıyız. Meseleyi salt ABD karşıtlığıyla sınırlı tutmak sınırlı bir direnişte çakılı kalmaktan başka bir şey değil. Eşit ve sömürüsüz, anti-faşist, anti-kapitalist bir dünya için sistemin yeni kolonizasyonuna daha fazla kafa yormalıyız.
(Devam edecek…)









