‘Sınır güvenliği’ gerekçesiyle Kürdistan coğrafyasına inşa edilen yüzlerce kilometrelik duvarlar yaşam alanlarını bölüyor, ekolojik tahribata sebep oluyor
Türkiye’nin son yıllarda “sınır güvenliği” gerekçesiyle inşa ettiği beton duvarlar, kara sınırlarının neredeyse yarısını kapsayacak boyuta ulaştı. Resmi verilere göre Türkiye, toplam 2 bin 949 kilometrelik kara sınırlarının yaklaşık bin 300 kilometresine beton bloklarla duvar ördü.
Suriye, İran ve Irak sınır hatlarında yoğunlaşan duvarlar; beton bloklar, hendekler, devriye yolları ve yüksek teknoloji gözetleme sistemleriyle destekleniyor. İçişleri Bakanlığı ve valilikler tarafından “düzensiz göç, kaçakçılık ve güvenlik tehdidi” gerekçesiyle yapılan bu projeler, bölge halkı ve çevre örgütleri tarafından ise ekolojik yıkım, yaşam alanlarının bölünmesi ve militarizmin derinleşmesi olarak değerlendiriliyor.
Colemêrg’in (Hakkari) Gever ilçesine bağlı Rubarok (Derecîk) beldesinde Türkiye-Federe Kürdistan Bölgesi sınırında 2 kilometreyi aşan beton duvar, hendek sistemi ve termal kameralarla desteklenen yeni bir güvenlik hattı kuruldu. İran sınırında ise yüzlerce kilometrelik duvar ve devriye yolu tamamlandı. Yine 2017–2025 yılları arasında Wan’da toplam 209 kilometrelik güvenlik duvarı tamamlandı. Toplamda 92 kilometrelik duvar ve devriye yollarının yapımı sürüyor ve bu hatta Ekim ayı itibarıyla 26 kilometre daha inşa edildi. Bu rakam sınır hattında yapılan duvarların en büyük bölümünü oluşturuyor. Yine Agirî’de Rojhilat sınırı boyunca 81, Îdir sınır hattında ise 54 kilometrelik duvar tamamlandı. Resmi verilere göre, sınırının yaklaşık 383 kilometresi beton duvarlarla örüldü.
Doğal yaşam da sekteye uğruyor
Duvarlar ve “güvenlik” eksenli politikalar nedeniyle bölge halkı, yayla ve meralara erişimin zorlaştığını, hayvancılık ve tarımın durma noktasına geldiğini kaydediyor. Uzmanlara göre, sınır duvarları yalnızca insan hareketini değil, doğal yaşam döngülerini de kesintiye uğratıyor. Türkiye-Rojhilat sınırında inşa edilen beton bariyerlerin sulak alanları ve ortak su havzalarını etkilediğine dikkat çekiliyor. Duvarlar, doğal su akışlarını değiştirerek toprak yapısını bozuyor; bu da hem tarımı hem de yaban hayatını tehdit ediyor. Yaban hayvanlarının göç yolları duvarlarla kesilirken, özellikle dağ keçileri, geyikler ve küçük memelilerin yaşam alanları daralıyor. Çevreciler, sınır güvenliği projelerinin hiçbirinde ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) süreçlerinin işletilmediğine dikkat çekiyor.
Bağları kesiyor
Benzer bir durum Federe Kürdistan Bölgesi sınırında yaşanıyor. Beton duvarlar, yalnızca sınırları değil; halklar arasındaki tarihsel, kültürel ve doğal bağları da kesiyor. Ekoloji örgütleri ve insan hakları savunucuları, sınır güvenliği politikalarının doğa ve yaşamı merkeze almayan, militarist bir anlayışla sürdürüldüğünü belirterek duvar projelerinin durdurulması çağrısında bulunuyor.
Haber: Zeynep Durgut \ MA









