İran ve ABD arasındaki görüşme gündemdeyken, Rojhilatê Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu temsilcileri, Rojhilat’taki halkı hedeflerine ulaştırana kadar mücadele edeceklerini söyledi
İsrail ve ABD’nin İran’a 28 Şubat’ta başlattığı saldırılar üzerinden 43 gün geçti. Ateşkes kararının ardından bugün görüşmelerin yapılması bekleniyor. Bu süreçler yaşanırken Kürtlerle ilgili pek çok kez spekülatif haberler kamuoyuna yansıdı. Özellikle ABD medyası saldırıların ilk günlerinde olası bir kara savaşında Kürtlerin kara ordusu olarak sahada görev alacaklarına dair haberleri basına sürdü. 26 Şubat’ta bir araya gelerek bir koalisyon oluşturan Rojhilatê Kürdistan Siyasi Partiler Koalisyonu bünyesindeki 7 parti bu iddiaları kesin bir dille reddetti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Kürtlerin silah aldığı yönünde iddiaları ise büyük tepki çekti. Trump’ın iddiaları yine koalisyon güçleri tarafından reddedildi. Ateşkes görüşmelerinin ilkinin yapılacağı bugün ise gözler yine Kürt partilerine çevrili.
Konuya dair konuşan koalisyon partilerinden Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-Î/KDPI), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komeley Komelayeti Zehmetkeşanî Kurdistan-Zahmetkeşani Kürdistan) son gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Ateşkesin olması elzem bir haldeydi’

PJAK Avrupa Diplomasi Sözcüsü Zagros Enderyarî, İran’ın saldırılar boyunca çok fazla güçten düştüğünü askerî açıdan çok önemli ve stratejik yerlerden darbe aldığını ifade etti. İran’ın bu haliyle müzakere masasına oturacağını belirten Enderyarî, “İran bu savaş boyunca büyük darbeler yedi. Askeri ve ekonomik olarak çok büyük kayıplar yaşadı. Bu saatten sonra elektrik, gazdan kazanabileceği bir paradan da söz edemeyiz. Devletler ‘küçük bir İran’ istiyorlar. Saldırılar da bu anlamda devam etti” dedi. ABD-İsrail’in, İran’ın bölge için hegemonik bir güç olmasının önünü kesecek şeylerle masaya gelineceğini belirten Enderyarî, olası senaryolar arasında İran’ın dışarıya muhtaç bir ülke olması için hamleler geliştirilebileceğini ifade etti.
İran’daki saldırıların sadece İran’ı değil Türkiye, Azerbaycan, Pakistan ve Körfez ülkelerini başta olmak üzere tüm ülkeleri olumsuz etkilediğini belirten Enderyarî, ateşkes görüşmelerinde bu ülkelerin ağırlığının bulunduğunu söyledi. Enderyarî, “Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması zaten tüm bölgeler için çok büyük bir kaynak kriziydi. Ateşkesin olması elzem bir haldeydi. Bu saydığımız ülkeler de bunu istedi ve bunu sağladılar. Pakistan’ın da Türkiye’nin de jeopolitik açıdan İran ile olan bağları iki devleti de korkutuyor. İran’ın ayakta kalması önemliydi” diye konuştu.
‘Bizim inancımız sivil bir devrim yapmaktır’
Saldırıların ilk başladığı günlerden bu yana Kürt güçlerinin çeşitli kanallar aracılığıyla gündeme getirilmesine değinen Enderyarî, Trump’ın Kürtlere dönük ithamlarını hatırlatarak, “Silahların alındığına dair iddialar için hem PJAK hem de PDKÎ, Komale bu iddiaları kesin bir dille reddetti zaten. PJAK adına konuşmak gerekirse biz kimseden ne silahlı ne de başka bir yönde herhangi bir destek almadık. Zaten bizim böyle bir siyasetimiz yok. Bizim inancımız, İran’da silahlanarak bir devrim yapmak üzerine değil, sivil bir devrim yapmaktır. İstenen haklar doğuştan bize ait olan şeylerin hakkıdır. Kimlik gibi dil gibi. ‘Jin, jiyan, azadî’ Devrimi’nden bu yana da bu böyleydi. Kürt halkı kadınlar ve gençler öncülüğünde haklarını talep etti. Demokratik bir İran’ı kurmak istiyoruz. Örgütlenmemiz de bu anlamdadır. PJAK, kimseden silah alacak ya da kimseye silah gönderecek bir parti değil böyle bir misyonumuz da yoktur” diye konuştu.
Kürt güçlerinin olası bütün senaryolara hazır olduğunu ifade eden Enderyarî şunları söyledi:
“PJAK için de koalisyon için de konuşabiliriz. Biz zaten bir çözüm gücüne de perspektifine de sahibiz. Daha ilk günlerde 3’üncü yolumuz olduğunu da bu savaşın bir parçası ya da tarafı olmadığımızı da belirttik. ‘Jin, jiyan, azadî’ Devrimi sürecinde çözüm gücü olacağımızı zaten ortaya koymuştuk. Halkımız da bu anlamda örgütlü bir ideolojiye sahiptir. İran’da demokratik bir dönüşümü amaçlıyoruz. Rojhilat’ta yapacağımız bu zihniyet devrimi ile İran’da da köklü değişimi yaratabileceğimizi biliyoruz. Bu anlamda bu bilinçle savaşın bir tarafı olmayı reddettik. Çünkü bu savaş 2 hegemon gücün savaşıydı. İstedikleri zaman savaş, istedikleri zaman barış yapmak istiyorlar. Bu istem ve yaklaşım içerisinde halkların, insanların hakları, çıkarları yer almıyordu. İran bu anlamda 10, ABD ise 15 madde öne attı. Ancak bu 25 madde içerisinde bir tane bile insanların, halkların hakkı hukuku yer almıyor. Bu sebeple bir kez daha ortaya çıktı ki bu savaş halk savaşı değil hegemonya savaşıdır. Bu anlamda Kürt halkı 2022’de yaptığı devrim ardından güçlenerek hem Rojhilat’ta hem de İran’da büyümeye devam ediyor. Yarın için ne olacağını bilmiyoruz ancak yarın savaşa devam da edilse barış da sağlansa bizim çalışmalarımız bundan etkilenmeyecektir.”
‘İran’ın askeri kapasitesinin yüzde 70’ten fazlası yok edildi’

PAK Dış İlişkiler Temsilcisi Şemal Pîran da İran’ın en güçsüz olduğu süreçte müzakerelerin başlatıldığına dikkat çekti. Savaşın ilk günlerinde dini lider Ali Hamaney’in öldürülmesinin rejim için büyük bir yıkım olduğunu belirten Pîran, “Hamaney ile birlikte onlarca siyasi, askeri ve istihbarat yetkilisi de hayatını kaybetti. 40 günde İran’ın askeri kapasitesinin yüzde 70’ten fazlası yok edildi. Bu da rejimi bu ateşkesi kabul etmeye iten başlıca faktörlerden oldu” dedi.
İran’ın 47 yıldır İsrail karşıtı bir siyaset yapmasına karşın bu savaşta İsrail’e askeri anlamda yeterli yanıt veremediğini söyleyen Pîran, “İran, tek bir İsrailli siyasi ya da askeri figürü veya stratejik hedefi dahi vuramamasıyla yıllardır yaptığı anti-İsrail ve ABD karşıtlığıyla çelişti. Aksine, kötüleşen durumu nedeniyle kendi liderinin ölümünden sorumlu olanlarla müzakere masasına oturmak zorunda kaldı” ifadelerini kullandı.
Kürtler açısından sürecin bir fırsat olduğunu belirten Pîran, “Kürt meselesi savaş ya da barışın ürünü değildir; savaş ve barış bu mesele üzerinde etkili olabilir, ancak onu asla ortadan kaldıramaz. Bu ateşkes de İran rejiminin en kötü durumda olduğu dönemde yapılmıştır ve savaşın yeniden başlaması ya da rejimin İran’daki ezilen halkların öfke ve tepkisiyle karşı karşıya kalması ihtimal dışı değildir” ifadesinde bulundu. Trump’ın Kürtlere silah gönderildiği iddialarına konuşan Pîran, açıklamaların belirsiz ve muğlak olduğunu söyledi. Pîran, “Trump’ın kimleri kastettiğini açıkça belirtmesi gerekiyor. Biz, PAK olarak, herhangi bir silah almış değiliz; böyle bir konu ne bizimle konuşulmuş ne de gündeme getirilmiştir. Aynı durum Rojhilat’taki diğer güçler için de geçerlidir” diye konuştu.
‘Ateşkes güvenilir değil’
ABD’nin söylem ve politikasının Kürtler açısından faydalı olmadığına işaret eden Pîran, bu durumun aksine Türkiye, İran ve Irak’ın Kürtler aleyhine suçlamalarda bulunmak için bunu bahane edebileceklerini söyledi. Hatta Türkiye’nin Trump ile temasa geçerek söz konusu iddianın kendi ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit olarak sunduğunu dile getiren Pîran şunları söyledi:
“Türkiye, Trump’ı sözlerini geri çekmeye ve Kürtlerin sürece dahil olduğu iddiasını geri plana itmeye zorladı. Aslında Trump’ın ortaya attığı sözler sadece sözden ibaretti. Görüldüğü üzere, Rojhilat’taki güçler çeşitli nedenlerle bu savaşa dahil olmadı. Bunların en önemlisi, Kürdistan Bölgesi’ndeki durumun ve Başur’daki halkımızın güvenliğinin gözetilmesiydi. Sonuç olarak, bu savaşın İran’daki ezilen halklar için önemli bir fırsat yarattığı söylenebilir. Her ne kadar bir ateşkes ilan edilmiş ve İran rejimi hâlâ iktidarda olup yıkılmamış olsa da, bu savaşın sonuçları ve etkileri önümüzdeki aylarda daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır. Ancak bu ateşkes güvenilir değildir ve savaşın her an yeniden başlayabileceği ihtimali vardır.”
‘Bizim talebimiz, açık ve sorumlu bir politikadır’

Zahmetkeşani Kürdistan Yönetim Kurulu üyesi Behruz Melikşahî, Kürtlerin durumunun sadece savaş dönemi ele alınabilecek bir durum olmadığı belirtildi. Parti olarak tutumlarının net olduğunu ifade eden Melikşahî, “Kürt halkının devletlerin ve büyük güçlerin söylemlerinin kurbanı olmasına izin vermeyeceğiz. Kürtler kendi kimliğine, haklarına ve siyasi iradesine sahiptir; hiçbir güç onları bir baskı aracı olarak kullanmamalıdır. Tüm tarafların, özellikle Kürt halkı hakkında konuşurken, sorumlu davranması gerektiğine inanıyoruz” diye konuştu.
Trump’ın açıklamalarına ve sürekli olarak Kürt güçlerinin spekülatif haberlerle anılmasına değinen Melikşahî, bu tür dayanaksız açıklamaların günlük çıkarlara göre değiştiğini ve yalnızca söylemlerle güvenin zedelendiğini belirtti.
Melikşahî şunları söyledi:
“Siyasi bir güç olarak, açık ve görünür bir siyasi kimliğe sahip tarihsel bir halk hakkında şüphe yaratan her türlü açıklamayı yanlış ve tehlikeli buluyoruz. Kürt halkı, kolayca siyasi ya da taktiksel bir araç olarak kullanılabilecek sessiz ya da kimliksiz bir topluluk değildir. Vurgulanması gereken husus şudur ki, Kürt halkının hakları ve kimliği kısa vadeli siyasi gündemlere bağlı değildir. Kürtler hakkında şüphe yaratmaya yönelik her girişim, gerçekte bu halkın bölgedeki rolünü ve önemini küçültme çabasıdır. Başlangıçta Kürtler ‘kara gücü’ olarak tanımlanırken, daha sonra aynı konu şüphe ve mesafe yaratma gerekçesine dönüştürülmektedir. Bu durum, söz konusu açıklamaların tutarlı ve net olmadığını, arkasında istikrarlı bir politika bulunmadığını göstermektedir. Bu aynı zamanda Kürtlerle çoğu zaman gerçek bir ortak olarak değil, bir baskı aracı olarak muamele edildiğini göstermektedir. Bizim açımızdan bu kabul edilemezdir. Bizim talebimiz, açık ve sorumlu bir politikadır. Kürt halkının ulusal ve siyasi haklarına saygı gösterilmeli ve Kürtlerle araç olarak değil, gerçek bir ortak olarak muamele edilmelidir. Ayrıca bölgesel sorunlar, Kürt halkının yaşamı, güvenliği ve çıkarları pahasına çözülmemelidir.”
‘Kürtler kimsenin piyadesi olmayacak’

Kürtlerin savaşın başlamasında hiçbir rolleri olmadığını ifade eden PDK-Î Dış İlişkiler Başkanı Hiwa Bahramî, “Kürt halkının mücadelesi ve direnişi bu savaştan çok daha önce başladı ve kesinlikle de devam edecektir” dedi. Bahramî, ateşkes görüşmelerinin ABD’nin kısa süreli savaş istemiyle paralel olduğunu belirtti.
Kürtlerin kendi bağımsız politika ve programlarına sahip olması gerekliliğine vurgu yapan Bahramî, ABD ve İran arasındaki savaşın bir çıkar savaşı olduğunu ve bu savaşta halkların hiçbir haklarının korunmadığını belirtti. Bahramî, “Kürtler ortaya çıkan fırsatlardan yararlanabilir elbette ancak bunu yaparken yalnızca kendi güçlerine güvenerek bunu yapmalıdır” diye konuştu.
Trump’ın sözleri ve Kürtlerin konumunun bu savaştaki etkilerine işaret eden Bahramî şunları söyledi:
“ABD Başkanı’nın işaret ettiği şey oldukça belirsizdi. Hâlâ ‘Kürtler’ ifadesiyle tam olarak kimin kastedildiğini bilmiyoruz. Açık olan şudur ki, biz PDK-Î ve koalisyon içindeki diğer partiler, herhangi bir kişi ya da taraftan silah veya teçhizat aldığımız yönündeki iddiaları reddediyoruz. Kürtler onlarca yıldır özgürlük, demokrasi ve meşru haklarına ulaşmak için haklı bir mücadele yürütüyor. Batılı ülkelerle iyi siyasi ilişkilerimiz var ve Kürdistan’a ilişkin siyasi konularda onlarla sürekli diyalog halindeyiz. Ancak Kürtler ve Kürt partileri hiçbir ülkenin piyade gücü olmayacaktır. Eğer Kürtler o savaşa katılmış olsaydı, aslında tarihî bir fırsattan yararlanarak bunu Kürdistan’ın kurtuluş savaşı haline getirebilirlerdi. Bu savaş sadece ABD ile İran arasındaki bir çatışma olarak kalmazdı; çünkü ABD–İran çatışmasının arkasında birçok başka açık ve gizli neden bulunmaktadır.”
‘Halkımızın hedeflerine ulaşmak için mücadelemizi sürdüreceğiz’
Savaşa Kürtlerin katılmamasının pek çok kesim tarafından eleştirildiğini aktaran Bahramî, Kürtlerin savaşa girmesi halinde İran rejimine karşı “ABD–İsrail–Kürtler” ittifakı içerisinde yer alacağı yorumunun gelişeceğini söyledi. Bahramî, şunları ekledi:
“Ne olacağı ve bu ateşkesin nereye varacağı farklı açılardan analiz edilebilir. Açık olan şudur ki, bu savaşta ABD ile İsrail’in hedefleri kısmen örtüşmekte, kısmen ise farklılık göstermektedir. Bu nedenle İran rejimiyle bir anlaşmaya varmak bu iki ülke için oldukça zor. Eğer ABD ile İran arasındaki bir anlaşmada talepleri karşılanmazsa, İsrail’in savaşı tek başına sürdürme ihtimali de oldukça yüksek. Öte yandan İran rejimi de ABD’nin birçok talebini kabul etmeye hazır değil. Genel olarak durum oldukça belirsiz ve bu sürecin geleceğini daha iyi anlayabilmek için müzakerelerin nasıl ilerleyeceğini beklemek gerekiyor. Biz PDK-Î olarak kendi politika ve programımız doğrultusunda hareket etmeye devam edeceğiz ve koalisyon içindeki diğer partilerle birlikte, Rojhilat’taki halkımızın hedeflerine ulaşmak için mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Haber: Ceylan Şahinli \ MA









