Değişim mümkün mü diye sormak gerek. Nefessiz yaşadığımız, her gün bir öncekinden daha ağır yükü bizlere bırakan bir dönemde, siyasi rejimin tüm yaptırımları ile yaşarken hepimizin aklında tetiklenen hedef de eylem de net; Değiştirmeliyiz. Belki bazılarımız için eylemek yerine saptamakla sınırlı olduğu şekli ile; Değişmeli…
Bu ikili eylendiğinde, bileştiğinde çok açık ki değişecek bu süreç, yıkılacak, kaçarı yok.
Sömürüyü, yıkımı yaratan, demokrasiyi ortadan kaldıran, barışı, eşitliği, özgürlüğü yok eden bu sistem.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve meclis üyelerine yapılan siyasi operasyon, kent uzlaşında buluşulan bir düzeneğin ortadan kaldırılmasına ilişkin olduğu için olsa gerek; bu aşamaya kadar oluşan onca kayyım operasyonu, hukuksuzluğa, şiddette (HDP’ye, seçilmiş yerel yöneticilerine, üniversitelerin yönetimlerine hukuksuz faşist müdahaleler sürerken) karşılık bulmadığı kadar tepki oluşturarak, toplumsallaştı, alanlara yansıdı. Tepkinin başladığı andan Maltepe mitingine değin İstanbul başta olmak üzere 3 büyük kentte de ülkenin pek çok kentinde seçme iradesine uygulanan siyasi operasyonlarla uygulanan müdahalelere itiraz üniversite öğrencileri tarafından başlatıldı, alanlarda karşılığını buldu. Siyasi sistemin dayatmalarına karşı yükselen itiraz; yaşamı ile ilgili ciddi kaygıları olan, geleceği için güvence görmeyen üniversite öğrencilerinin, gençliğin hareketiyle tetiklendi. CHP’nin bu hareketi sahiplenen tutumuyla, kendi politik süreci olarak görerek desteklemesi ve alanı yönetmesi ile sürdü. Maltepe mitinginde diğer siyasi parti ve örgütlerin kısmi desteğini alan kalkışın alandaki hareketliliği miting sonrası sona erdi. Maltepe mitingi ardından yurttaşların boykot çağrısı ile yeni bir süreçle birlikte yürüyüş ve miting sırasında tutuklanan öğrencilerin serbest kalması için gece evlerden eş zamanlı ses çıkartma eylemi ile tepkiler hala sürüyor. Sandık kurularak yapılan seçim denemeleri ve boykot bu döneme özgü yöntemler olarak yaşandı. Sürecin bütününü değişim isteği ve kararlılığı olarak görmek, sürecin bütününü gençlerin, iradesini oy kullanarak yerine getirenlerin demokrasinin ortadan kalkışına isyanı, geçinemeyenlerin yoksullaşmanın ve yoksunlaşmanın temel sorumlusu olan kapitalist sistemin doymazlığı ile yarattığı sömürüye karşı imdat frenine kendi durduğu yerden asılmak olduğunu belirtmek gerek. Hareket ve istem politik bir kalkış olarak tarihe notunu birlikte düşürüyor.
Alanda hareketin sona ermesinin ardından başlatılan 2 günlük tüketici boykotu, kapitalizmin sömürüsünün giderek dizginlenemez boyuta ulaştığı, yoksullaşmanın açlık sınırını geçtiği ülkede halkın kendi iradesiyle tüketici olarak sözünü bulunduğu yerden kurduğu bir eylemlilik kararı. Çökmekte olan ekonomiye bir ayar arayışı. Bu ayarın karşısında siyaseti bu noktaya getiren, demokrasiyi bitiren, ekonomiyi dibe çeken siyasi iktidar panikledi. Siyasetçileri sermayedar esnafın ziyaretine soyundu. AKP siyasetinin paniklediği oldukça açık görülmekte. Yandaş sermayedarlarının yanında onlara moral vermeye çalışan bakanların başka işler yok sanırım bu günlerde. Ana akım medyası ile sokağı da, halkların alandaki isyanını da yokmuş gibi davranan, Türkiye’yi güllük gülistanlık ve başarı öyküleri ile bir buket halinde TV kanallarından sunduran siyaseti ile paniklemiş olduğu çok açık.
2 günlük boykot aslında kapitalist sistemin sömürü düzenine, el fenerinin çekilmesi, son gaz yok oluşa sürükleme sistemine imdat kolunu çeken halkların ilk müdahalesi. Bu müdahale çok büyük bir sistem değişikliğine neden olmayabilir ama gücün gösterildiği, halkın iradesinin isterse yapabilirliğini gösterdiği önemli bir karar olarak belirginleşti. Hayata geçti. Bununla birlikte tüm ayağa kalkışlar; alandaki hareketlilik, iradeye kent uzlaşısına olan siyasi müdahaleye, bugüne değin düşünce özgürlüğü gasp edilerek tutuklanan tüm siyasi tutsakları özgürlüğüne kavuşturur mu? Öğrencilerin yürüyüşü le başlayan alan hareketinin bedelinin ödetildiği 301 tutuklu öğrenci özgürlüğüne kavuşur mu? Bu hali ile biraz zor. Siyasi baskı buna yetecek boyuta ulaşmadı ne yazık ki. Alanda yükselen ırkçı söylemlerin alanın yönetimine soyunan CHP tarafından karşılanamaması, sönümlenememesi yetmezliği oluşturan katkılar arasında. Alan hakimiyetini ele geçiren ırkçı dalganın bertaraf edilebilmesi için güçlü bir stratejinin oluşturulması gerekiyordu. Ayrıştırıcı, ötekileştirici dalganın alandan yükseldiği bir sürece yönetmek, alanı yöneten CHP’nin iradesine ve politik stratejilerine dayanmakta idi. Bunun çok güçlü ve net üstesinden gelindiğini söylemek mümkün değil. En az alanın, hareketin yöneticiliğini üstlenen CHP kadar, sürecin politik dönüşümüne katkının sorumluluğu Türkiye siyasetindeki tüm politik örgütlere ve partilere ait olduğu da açık. Siyasi partiler halkın iradesini görmeyen, onları kuşatmayan ayrıksı söz kurma ve politika yapma tarzının birlikte yaşam kurgusu için söz kuran toplumdan ayrışarak tutumu sürdüğü sürece Türkiye halkların beklediği demokrasiye geçişin de, yaşamakta olduğumuz sömürü ve yıkım rejiminin değişimi de gerçekleştirilemez.
Bizler barışın ve demokratik yaşamın eşit ve özürlük mücadelesini bulunduğumuz her yerde vermeye, yaşamdan koparılan sermaye birikimine sokulan her alanda öz savunmamızı yapmayı sürdüreceğiz. Kapitalist sisteme karşı imdat koluna asılmaya, yaşam alanlarını, emeği sömürenlere karşı politik mücadelemizi sürdüreceğiz.
Küçük bir not; bu birkaç günlük sisteme isyan siyasi iktidarın yaşam alanları için verdiği onaylara ara verdirtti. İklim yasası olarak düzenlemeye çalıştıkları sermaye yapılanmalarını ertelemelerini sağladı. Hiçbir şey bitmedi sadece kısa bir mola…