Modern dünya bizi devasa bir bilgi sağanağının altında bırakırken, ironik bir şekilde bizi en temel insani yetimiz olan sorgulamaktan uzaklaştırıyor ne yazık ki.
Günlük hayatın hızı, geçim derdi ve benzer sorunlar dijital dünyanın sunduğu hazır düşünceler arasında, zihnimizi bir tür otomatiğe bağlıyor ve sorgulamaktan uzaklaştırıyor.
Sorgulamak, doğası gereği huzursuz edicidir bir bakıma… Bir şeyi, bir olguyu sorguladığınızda, yıllardır üzerine inşa ettiğiniz doğruların sarsılma riskini göze alırsınız. Bu da beraberinde belirsizliği getirir. İnsan belirsizliği sevmez, her zaman bilindik olanın peşindedir.
Sorgulamaktan kaçınmak, zihinsel bir “yankı odasına” hapsolmaktır. Kendi görüşlerimizi doğrulayan haberleri okumak, bizimle aynı fikirde olan insanlarla arkadaşlık etmek vicdanımızı ve zihnimizi geçici olarak rahatlatır. Ancak bu rahatlık, gelişimimizi durduran bir uyuşturucudur.
Sorgulamanın önündeki engeller sadece kişisel değil, aynı zamanda toplumsaldır: Bir grubun parçası olmak, hayatta kalma güdümüzle ilgilidir. Grubun genel geçer doğrularını sorgulamak, dışlanma riskini doğurur.
Derinlemesine düşünmek enerji harcatır. Sosyal medyanın birkaç saniyelik içerikleri bizi hızlı tüketime alıştırdığı için, karmaşık meseleler üzerine kafa yormak artık kişiye zor geliyor.
***
Günümüzdeki bilginin çokluğu, hangisinin doğru olduğunu seçmeyi zorlaştırıyor. Biz de çaba sarf etmek yerine, önümüze ilk düşen doğru’ya” sarılıyoruz.
Sorgulamayan bir zihin, başkalarının yazdığı bir senaryoda sadece bir figürandır. Kararlarımızı gerçekten biz mi veriyoruz, yoksa bize sunulan seçenekler arasından en popüler olanı mı seçiyoruz? Sorgulamak sadece sistemi veya otoriteyi eleştirmek değildir; en başta kendini sorgulamaktır. Bizi birey yapan da budur.
“Sorgulanmamış bir hayat, yaşanmaya değmez.” diyor Sokrates. Sorgulamaktan kaçınmak, görünmez bir hapishanenin parmaklıklarını kendi ellerimizle örmektir. O parmaklıkları kırmanın yolu ise basit bir soruyla başlar: Neden?
Farklı düşünebilmek, önyargılardan ve şablonlardan kurtulabilmeyle eşanlamlıdır. Böyle bir duruşta çıkar veya korkulara bağlı olarak olan-biteni çarpıtmamak vazgeçilmez koşuldur.
İster siyasette ister sosyal yaşamda olsun, hayatın her alanında, yani günlük yaşam diyalektiğinde kendimize nasıl bir duruş seçmişsek hareketimiz, davranışlarımız ve üretimimiz de ona göre şekillenir.
Hayatı zorlaştıran bizi kendi benliğimizden ve değerlerimizden uzaklaştıran önemli sorunlardan biri de toplum empozelerinden sıyrılamayarak geliştirmeye fırsat bulamadığımız, kendi olabilmemiz, öz benliğimizdir. M. Foucault’un da söylediği gibi “Yaşama sanatı, kendine bağımlı olma sanatıdır.”
Elbette sistem kendi olabilmenin önüne türlü engeller, tuzaklar koymaya çalışır. En iyisini ben bilirim, ben senin yerine düşünür ve yaparım anlayışını uygulamak için elindeki tüm olanakları ve aygıtları kullanacaktır. Aslolan bunun farkında olmak ve zihnimizde bu oyunları bozmaktır. Olay ve olgulara bize sunulanın ötesinde, araştırarak sorgulayarak eleştirel bir yaklaşımla baktığımızda zihin haritalarımız da buna göre şekillenecek ve bize sorun çözme ve karar alma süreçlerimizde yardımcı olacaktır.
***
Bilimsellik, doğruları çekinmeden söylemeyi gerektirir. Temel koşul, kalıplar içinde sıkışıp kalmamaktır; yani dogmatik bir tavır içinde olmamaktır. Dogmatik tavır, kişinin kendi doğruları dışına çıkamaması, tartışmanın bilimsellikten uzaklaşması ve kahve sohbetine dönmesi demektir. Eğer kişi, bir gerçeklik karşısında kendi görüşlerini, tercihlerini, kabullerini değiştirmeye hazır değilse, orada bilimsellikten söz edilemez.
Önyargılarımızı sorgulamaktan kaçınmak, kendimizden kaçmak anlamına gelir… Uzun süren ve pahalıya mal olan bir önyargıyı yıllar sonra reddetmek elbet kolay değildir. Ama asıl anlaşılmaz olanı, yargımızı çürüten ve bizi onu değiştirmeye zorlayan daha sonraki tecrübelere rağmen o yargıda ısrarlı olmamız, gerçeği görmek ve kabul etmek istemeyişimizdir. Bu kabul ve isteği gerçekleştiremediğimiz sürece bireysel ya da toplumsal dünyamızda hayatı güzelleştiremeyeceğiz.
Sana söylenen her şeye tamam demek, en kolay yol. Unutmayalım ki; Bütün keşifler, ‘Hayır, bu neden böyle?’ diyenlerin arasından çıktı. Sorgulamak bir isyan değil, bir arayıştır. Kendini bulmanın, kalıplardan çıkmanın ve dünyayı gerçekten anlamanın tek yolu, o meşhur soruyu sormaktan geçer: Neden?”









