Onu 20 yıl önce tanımıştım. Tuzla tersanelerinde neredeyse her gün bir iş cinayeti yaşanıyor, Limter İş Sendikası’nın sosyalist önderleri canını dişine katmış mücadele ediyor ve bunun sonucu olarak da kolluk baskılarına, gözaltılara maruz kalıyordu. Biz ise THY işçileri olarak AKP iktidara geldikten hemen sonra yönetime atadığı havacılıktan bihaber bir ekibin plansız programsız uçak satın alarak giriştikleri hızlı büyüme nedeniyle artan iş yükü ve kuralsızlık dayatmalarına karşı mücadele ediyorduk. Özellikle pilot ve kabin memurlarının yoğun direnişi, olası kazaları engelleyecek bir uçuş emniyeti yani iş güvenliği mücadelesiydi aynı zamanda.
Tuzla’daki katliama varan işçi ölümleri bugün seyreldiyse ve peş peşe yaşanan Amsterdam, Isparta uçak kazaları gibi büyük sivil havacılık kazaları yaşanmıyorsa bu mücadelelerin büyük payı vardır. Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin Tuzla Yürüyüşü, tersane işçileriyle havacıların buluşması da bu dönemde gerçekleşti. İşçiler tersanelerden akın akın çıkarak alanda toplandılar. Polis buluşmayı engellemek için elinden geleni ardına koymadı, Kamber yerlerde sürüklendi ama başaramadılar. Devrimci gençlerin işçilerle kucaklaşması bugün bile duygulandırıyor beni…
Sınıf sendikacılığının bugünkü örneklerini sergileyen, polisin gözaltına alırken kolunu kırdığı Migros işçilerinin sendikası DGD SEN’in başkanı Neslihan Acar gibi Kamber Saygılı ve o zamanki Başkan Cem Dinç aynı sendikal çizginin temsilcileriydi. Yıllar sonra yolumuz, Kadıköy’de, 3. Havalimanı işçileriyle dayanışma eyleminde kesişti Kamber’le ve bu sefer birlikte gözaltına alındık. Gayrettepe’de 3 günlük gözaltının ardından savcının yüzünü bile görmeden serbest kaldık, yargılanma da beraatle sonuçlandı.
Kamber Saygılı, bu kez eşi ve oğluyla birlikte gözaltına alınıp tutuklandı. Limter-İş’in bugünkü başkanı, İleri Devrim Yurtsever de kuşkusuz. Bu kez devlet 110 kişi için gözaltı kararı almış ve İçişleri Bakanı operasyonu, “Silahlı Terör Örgütüne yönelik” diyerek duyurmuştu!
Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) mensubu 96 sosyalist kapıları kırılarak sabaha karşı gözaltına alındılar. Haber Ajansı ETHA, gençlik örgütü SDGF, kültür sanat kurumu BEKSAV, kadın örgütlerine ait binalar ve evler didik didik edildi ama bir tek silah veya patlayıcıya benzer madde dahi bulunmadı. Bu gerçek Bakan Yerlikaya’yı yalanlasa da ne yargıdan ne polisten yüzü kızaran olmadı. Bunun yerine Polen Ekoloji’den Cemil Aksu’nun evinde bulunan “Komünist Manifesto” kitabı “delil” olarak basına servis edildi!
Poliste susma hakkını kullanan sosyalistlerin ifadelerini bile alma gereği duymayan savcı, hepsinin tutuklanmasını talep etti. Dün mahkemeye çıkanların sadece 9’u adli kontrol kaydıyla serbest kalırken 47’si tutuklandı. Diğer yarısı ise bugün mahkemeye çıkartılacak ve aynı manzaranın tekrarlanacağından kuşku yok…
Kamber Saygılı tutuklama sonrası adliyede: “Biz bugün tutuklanıyorsak, sınıf sendikacılığından, sosyalist mücadeleden taviz vermediğimiz içindir!” diyor. Tutuklananlardan ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ise, “Bu kararları verenler iyi bilsinler, ESP’lileri kumpas dosyalarla esir alabilirsiniz ama ESP’yi, fikriyatını, siyasetini asla teslim alamazsınız. Bu halkın özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi sürecek ve ESP bu mücadelenin tam ortasında olacak!” diyerek ekliyor: “Karamsarlık yok, yılgınlık yok umut dimdik ayakta!”
Kamber ve Murat Çepni’ye İzmir Emek Demokrasi Güçleri’nden anlamlı bir yanıt geldi. Aynı gün Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki basın açıklamasında atılan “Hepimiz Sosyalist, Hepimiz ESP’liyiz” sloganı, onların ellerine vurulan kelepçelerin, diğer devrimcilerin ellerini birleştirdiği duygusunu ve umudunu yaşattı…
AKP sık sık “Biz parti kapatan bir iktidar olmadık!” yalanını söyler durur. HDP kapatma davası hala askıda beklerken, Demirtaş, Yüksekdağ 9 yıldır tutsakken, DEM bileşeni ESP kadroları zindanlara doldurularak fiilen kapatılmak istenirken halkın bu gerçekleri görmeyeceğini mi sanıyorlar? Aynı şekilde Kürt halkına yönelik düşmanca pratikler, gözaltılar, işkenceler, tecrit sürerken barış ve demokrasi sözcüğünü, anadil hakkını ağızlarına bile almadan, “umut hakkından” söz etmeleri nasıl inandırıcı olabilir?
Saçını ören genç kadınları, köleliği kabul etmeyen işçileri, patronların hizmetinde sendikacılık yapmayı reddedenleri, sosyalistleri tutuklayan bu iktidarın ülkeye barış getireceğine inanabilir misiniz?








