Abdullah Öcalan’ın çocukluk oyunlarına ilk dahil ettiği ve hiçbir zaman çocukluğuna sırtını çevirmediği kadın yoldaşlığıyla başlayan ilk eylemi, kız çocuklarıyla kurduğu ilişki, eşitlik ve özgürlük arayışı çerçevesinde gelişmiştir. Kadına yaklaşımı küçüklüğünden başlayan bir arayıştır
Afşin Aybar
Demokratik-sosyalist bir kişiliğe sahip olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, tüm yaşamı boyunca düşüncesiyle, mücadelesiyle, yaşamıyla, yüreğiyle özgür kadın, özgür toplum ve özgür bir ülke yaratmak için büyük emekler vermiştir, veriyor. Yine yaşamın doğduğu topraklara yaşamsızlığı, aşkın yeşerip büyüdüğü topraklara aşksızlığı, kadının tanrıçalaştığı topraklara düşürülmüş kadını dayatan her şeye savaş açmıştır. Erkek egemen sisteme savaş açarak tarihte eşi görülmemiş bir savaşım vermesi, özgürlük ateşini Mezopotamya topraklarında yeniden tutuşturması, kişiliğinin özünü oluşturmakta ve kimsenin alamayacağı bir sorumluluğu alarak öncülük etmektedir. Kuralları konulmuş, sınırları belirlenmiş, yürekleri ve beyinleri önceden yaratılmış bir yaşamı ve ilişkiyi reddetmiş ve ‘buna yaşam demiyorum’ demiştir. Yine ‘Yaşamı ve ilişkileri kimliğimizle, özgür düşünce ve irademizle kendimiz kuracağız’ demesi başta Kürt kadınlarında olmak üzere tüm dünya kadınlarına büyük bir umut olmuştur.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan kadına en değerli hediyenin Xwebunlaşma (kendi olmak) olduğu, haliyle kendisi olmayanın yaşamda var olmayacağını, özgür yaşayamayacağını öğretmiş ve kadına yaşamın her alanında katılmayı, söz sahibi olabilmeyi kazandırmıştır. Bu nedenle kadınlar Öcalan’da kendisini bulmakta, tanımakta ve kadın, kadın olma gururunu yaşamaktadır. Dolayısıyla kadınların Kürt Halk Önderi ile kurduğu bağ, binlerce yıla yayılan bir ilişkinin kendisi olmaktadır. Bu, birbirini doğuran ve besleyen özgür bir ilişkidir.
Abdullah Öcalan ve kadın arasındaki bağ anlaşılmak isteniyorsa, öncelikle nasıl başladığına bakmak gerekiyor. Öcalan; ‘Çocukluktan beri heyecanla peşinden koştuğum özgür kadın ilişkilenmesini aynı heyecanla ama içini daha bilgelik, estetikle doldurmuş olarak sürdürmekteyim’ demektedir.
Nitekim ilkler insanların hafızasına yerleştiğinde asla unutulmayacak izler bırakır. Çünkü ilk olan, öz olandır. İlkler, gelişim evreleri içerisinde sonucu da belirlemektedir. Bu nedenle ilklerin anlaşılması, kavranılması sonrakilerin anlaşılması açısından da oldukça önemli bir içeriğe sahiptir.
Abdullah Öcalan’ın çocukluk oyunlarına ilk dahil ettiği ve hiçbir zaman çocukluğuna sırtını çevirmediği kadın yoldaşlığıyla başlayan ilk eylemi, kız çocuklarıyla kurduğu ilişki, eşitlik ve özgürlük arayışı çerçevesinde gelişmiştir. Kadına yaklaşımı küçüklüğünden başlayan bir arayıştır. Daha çocuk yaşlarında bu çelişkileri yaşamış ve bu temelde oturtulan ilişki tarzını ve yaşamı kabul etmemiştir. Bu nedenle Abdullah Öcalan özgür kadınla ilişkilenmede her zaman büyük bir heyecan yaşamış ve bu sadece duygularda kalmamıştır. En stratejik çalışması olarak ele almaktadır. Hakikat yolculuğunda bir an olsun kadını geride tutmamıştır. Kadın etrafında örülü duvarları adım adım çözümlemiştir. Nasıl yaşamalı sorusuyla derinlik kazanan özgür yaşam arayışı, tarihin derinliklerindeki kadına ve topluma ait eşitlik, özgürlük ve adalet değerlerine ulaşmasını ve erkek egemen sistem karşısında kadının öncü olduğu radikal bir mücadele geliştirmesini beraberinde getirmiştir.
Tarihte yaşayan Mani, Zerdüşt, İsa, Muhammed, Marks gibi birçok Önder, Peygamber ve filozofların hakikat arayışlarında yanlarında kadınlar yer almış, mücadelelerinde birlikte yürümüşlerdir. Fakat hiçbiri Öcalan gibi kadını en değerli yoldaşı, özgürlük mücadelesinin temel taşı olarak ele almamıştır. Bu nedenle tarihi kişiliklerin içine düştükleri en büyük yetersizlik, geliştirdikleri mücadelelerde kadının toplumsal özgürlükle bağını kurmamaları, özgürlük mücadelesinin esas öznesi olarak bakmamalarıdır.
Nitekim reel sosyalizm denemesinde de sosyalist kadın ve erkek ütopyalarına ve onun özgür kişiliklerine ulaşılamamıştır. Devrim sorunlarını salt kaba ekonomist yaklaşımla ele alma, çözümünü bekleyen diğer çelişki ve sorunları ertelemeyi yaratmıştır. Bu da beraberinde çözülmeyi getirmiştir. Çünkü tarihin en uzun süreli ve temel çelişkisi olan kadın özgürlük sorununa yaklaşımı yüzeysel olmuştur. Nihayetinde reel sosyalizm pratiği ‘kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez’ gerçeğini bir kez daha fakat çok acı bir şekilde tarihe ve insanlığa ispatlamıştır.
Fakat Öcalan’ın sosyalist anlayışında kadın özgürlüğü çok temel bir ilkedir. İlk sömürülen sınıf, olarak kadını değerlendirmiştir. Bu bakımdan kadının özgürleşmesini demokratik sosyalizmin olmazsa olmazı olarak görmektedir. Tüm toplumsal sorunların çözümünde ‘özgür kadın, özgürleşen yaşam, özgürleşen toplumdur’ ilkesi yaşamsallaştıkça devrimin derinleşeceğini esas almaktadır. Reel sosyalizmin yıkılışının, kadın çözümlemesinin yarım kalması ile bağlantılı ele alan Öcalan ‘bizde kadın yaratılacaktır’, iddiasını, sosyalizmi yaşamsal kılmanın gereği olarak sürekli büyütmüştür. Çünkü sosyalizmin özü kadının özüdür. Gerçek sosyalizm bu esas üzerinden yükselip, hayat bulabilir.
Demokratik toplumun teminatı olmaları gereken kadınlar doğal renkleriyle demokratikleşmenin, bunun kriterlerinin oturtulmasının savaşımını verip yeniden yapılanma sürecinde, dolayısıyla toplumsal dönüşümde gereken rolü oynamaları gerekir. Öcalan’ın ‘özgürleşen kadın, özgürleşen toplumdur’ gerçeği ile toplumun demokratik inşasında yol almamız gerekir. Çünkü kadın devriminin olmadığı bir devrimin hakiki bir devrim olmadığını çok iyi kavramış durumundayız. Bugün her zamankinden daha fazla tarihi bilince, tecrübeye, deneyim ve örgütlülüğe sahibiz. Başarmamamız için hiçbir neden yoktur. Demokratik toplumu özgür kadınlarla yeniden kurabiliriz. O zaman onurlu, o zaman kadınca ve o zaman özgürce yaşarız.