Meclis’te oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı rapor oy çokluğuyla kabul edildi. DEM Parti, CHP, AKP ve MHP bu rapora kabul oyu verdi.
Bu bağlamla birlikte, sorunlu bir ele alış şekli yine ön plana çıktı. Kürt meselesiyle ilgili olarak bir gelişme olduğunda hemen dönülüp deniyor ki “Bu konuda sosyalistler ne söylüyor?” Bu konuyu açıklayabilmek üzere Lenin’in gözlerden kaçırılan bir tutumunu açığa çıkarmak istiyorum. O nedenle, onun kitabından uzun bir alıntı yapmaya mecburum.
Lenin, “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı” kitabında, Semen Semkovski’nin yazdığı bir yazıyı şöyle aktarıyor:
“Polonya proletaryası Rusya’nın bütün proleterleri ile birlikte ortak savaşı aynı devletin çerçevesi içinde vermek istemesine karşılık, Polonya toplumunun gerici sınıfları, bunun tersini, Polonya’nın Rusya’dan ayrılmasını isterlerse ve bunlar bir referandumda oyların çoğunluğunu sağlarlarsa, nasıl davranmalıyız? Biz, sosyal-demokratlar, merkezi parlamentoda, Polonyalı yoldaşlarımızla birlikte ayrılmaya karşı mı oy vermeliyiz, yoksa ulusların kaderlerini serbestçe tayin hakkını ihlal etmemek için oyumuzu ayrılmadan yana mı kullanmalıyız?”
Lenin’in bu soruya karşılık şu cevabı veriyor:
“Ulusların kaderlerini tayin hakkı, bay likidatör, bu sorunun merkezi parlamentoda değil, ayrılan azınlığın parlamentosunda, meclisinde ya da referandumunda karara bağlandığı anlamını taşır. Norveç, İsveç’ten ayrıldığı zaman, buna karar veren tek başına Norveç oldu.
Bu yüzden, ‘ulusların kaderlerini tayin hakkını ihlâl etmemek üzere’ pek akıllı Bay Semkovski’nin sandığı gibi ‘oylarımızı ayrılma lehinde vermek’ değil, ayrılan bölgenin sorunlarını bizzat kendisinin çözüme bağlayabilmesine izin verilmesi amacıyla kullanmak zorundayız.”
Sözün kısası, Semkovski “Merkezi parlamentoda ne yapmalıyız acaba?” diye soruyor.
Buna karşılık Lenin, “Ne yapılması gerektiğine iyi niyetli dahi olsa çoğunluk değil, haksızlığa uğrayan ulus karar verir.” demek istiyor.
Lenin’in değerlendirmesi dikkatli okunursa durum çok açık. Doğru tutum, sorunu bizzat yaşayan ulusun vereceği kararı dikkate almaktır. Neden? Çünkü ana prensip, ulusların kendi kaderini tayin etme hakkıdır. Yani o ulus, kendi geleceğiyle ilgili ne karar veriyorsa o hayata geçecektir. Haksızlığa uğrayan ulus dışındaki ulusların söylediği esas teşkil etmez. Sosyalist olmanız da ya da ezilen ulusun lehine konuşacak olmanız da durumu değiştirmez. Söz, yetki ve karar ezilen ulusundur bu konuda.
Ezilen ulus haricindekiler, “Ezilen ulus öyle değil de böyle bir tercihte bulunmalıdır geleceğiyle ilgili.” diyemez. Bu hariçten gazel okumak anlamına gelmeye başlar.
Kürt Hareketi mevcut rejimle bir barış süreci geliştirmeye çalışıyor. Bundan sonra, siyasal zemininde barış ve demokratik toplum mücadelesi vereceğim diyor. Buna bağlı olarak da Meclis’deki Komisyon’un hazırladığı rapora evet oyu veriyor. Demek ki haksızlığa uğrayan Kürt halkının kendisi için uygun gördüğü ve tercih ettiği karar budur ve karar önceliği Kürt halkınındır.
Kürt Hareketi, bu rejimin niteliğini ve yürüttüğü müzakerenin zorluklarını biliyor ve buna rağmen kararı budur. Büyük zorlukları olsa da bu yolu yürümek ve bütün çözüm ihtimallerini denemek zorundadır. Dünya çapında sosyalizmin ve ona bağlı bütün ilerici akımların geriye çekildiği bir tarihi yaşıyoruz. Daha geniş olanaklar var da Kürt Hareketi o olanakları yeterince değerlendirmiyor gibi bir tablo yok ortada.
Bu konum alış içerisinde DEM Parti, Komisyon Raporu’na evet dedi. Şimdi onun ilerlemeye çalıştığı zorlu yolda başarılı olması için, sosyalistler olarak bütün gücümüzle çalışmalıyız. Bizim Kürt halkının özgürlüğü için Kürt halkının sözü, bizim de sözümüz olmalı. O hangi noktadan mücadele etmeye karar verdiyse o noktadan yüklenmeliyiz.
Bunun için Abdullah Öcalan ve Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda bulundu. PKK, Öcalan’ın çağrısı doğrultusunda, varlığı zorla sona erdirilmemiş olması kaydıyla kendisini feshetti, silahlarını bıraktı ve Türkiye sınırlarından çekildi. Bunların hepsi “Barış ve Demokratik Toplum” hedefine ulaşmak üzere atılan adımlardı. Komisyon’un raporuna da bu nedenle onay verdi. Kürt hareketinin siyaseti, kararı ve tercihi budur. Baz alınması gereken de budur.
Kürt Hareketi barışa ve demokrasiye giden yolda bir başlangıç yapmış durumda.
Kürt halkının gerçek dostları olarak biz sosyalistler; kayyım uygulamalarının son bulması, sürecin gereği olan yasal düzenlemeler yapılması, AİHM ve AYM kararlarının hayata geçirilmesi, Abdullah Öcalan’ın koşullarının siyasette etkin olabilecek şekilde düzenlenmesi, tutuklu ve hükümlülerin koşullarının iyileştirilmesi, ceza infaz sisteminde adaletin sağlanması yönünde bir mücadeleyi ortaya koymalıyız.
Görev önümüzde duruyor.









