Suriye’de yeni hükümet kuruldu ama bu hükümet Suriye gerçeklerinden uzak olarak yapılandırıldı. SDG ile HTŞ arasındaki imzalar Türkiye yetkililerinin Şam ziyaretiyle askıya alındı. Suriye’de tek adam rejimi vardı ve ülkeyi kaosa sürükledi. Suriye halkları tekrardan böyle bir hükümetin yönetiminde yaşamak istemiyor. Suriye’deki halk grupları geçici hükümetin taraflı davrandığı özellikle de Alevilere karşı yapılan katliamlara karşı olduklarını belirtiyorlar. Esad öldürüyordu ondan kurtulduk, şimdi de geçici hükümetin idaresini elinde tutan HTŞ öldürüyor. En önemli ve birleştikleri konu Türkiye’nin bu hükümete destek vermesini kabul etmiyorlar. TEMASUK (Tutunma) adlı ittifak yeniden yapılanmada yer almak istediklerini beyan ettiler. Bu ittifakın içinde SDM de (Suriye Demokratik Meclisi) yer aldı. Geçici hükümetin bakanları açıklandı ve bakanlıkların nazar boncukları vardı. Bir Alevi, bir Kürt ve bir de Dürzi bakanlık sahibi oldu. Türkmenler dışarıda bırakıldı. Dikkat çeken Hristiyan kontenjanından feminist kadın sosyal işler ve çalışma bakanlığına getirildi. 23 bakanlığın en azından on bakanı HTŞ kadrolarından, diğerleri de müttefiklerinden oluştu. Bu duruma oturumda en sert tepkiyi Dürzi lideri koydu. Demokrasi, laiklik gibi kavramları küfür olarak gören bir hükümet kuruldu. Yüzlerini yıkamadan makyaj yaptılar, bu makyajları ne kadar tutar ilerideki zamanlarda göreceğiz. Türkiye hükümeti de bu geçici hükümetin en önemli destekçisi olarak yerini belli etti. Suriye anayasasını ve ordusunu oluşturmada yardımcı olacaklarını beyan ettiler. Kendi ülkesinde var olan anayasayı çiğneyen kendi anayasasını yapamayan bir hükümet başka ülkenin anayasasını yapacak. Tek adam rejimlerinde bunlar hayata geçirilebilir, zaten şeriat için can atıyorlar. Denemesini Suriye’de uygulamasını da Türkiye’de yaparlar bu gidişle. Hak, hukuk ve adaletin olmadığı bir ülkeden yardım beklemek de o ülkenin ayıbı olsun. Türkiye Suriye’de Kürt karşıtı yol izlerken savaştaki yıkımdan da ekonomik olarak faydalanmak istiyor. Çimentocular iştahla bekliyorlar. Ayrıca yeraltı zenginliklerine de göz dikmişler. SDG’nin elinde bulunan tarımsal alan ve petrol yataklarına da HTŞ vasıtasıyla el koymaya çalışıyorlar.
Geçen hafta Şehzadebaşı’nda “terörsüz Türkiye” diye bağıranlar, polis terörü için de terörsüz polis devleti diyecekler mi? Olaylarda en çok etkilendiğim kare kadın bir polisin yakın mesafeden gençlerin gözlerine doğru gaz sıkmasıydı. Bu gençler o polisin yarın olursa eğer doğacak olan çocuğunun barış, özgürlük ve hakları için de sokaktaydılar. Merak edilen başka bir konu da ülkede sözde güvenlik için kaç bin kadro çalışıyor. Bir zamanlar IMF’den borç alınmaya çalışıldı ama IMF “memur kadrolarını azalt” dedi, maaş çok veriyorsunuz. Üniversite mezunları kendi iş alanlarında iş bulamıyorken birçok üniversite mezunu, polis veya uzman çavuş olarak iş bulabiliyor ancak, eğer o meşhur ‘mülakattan’ geçebilirlerse. Korucular, ÖSO ve diğer kolluk güçlerini de unutmamak lazım. Doğru bir de MGK toplantılarına dahi katılan kendisi rahmetli oldu, oğlu devraldı bu kurum yani herkesin SADAT olarak bildiği nereye kayboldu. Yoksa o da uyuyan hücre olarak kontrol altında mı?
Türkiye’deki Cumhur İttifakı iç politikasında da zor durumda. 19 Mart’tan beri ülke iplik üzerinde. Milyonlar uzun zamandır böyle büyük kitlesel protesto yapmamıştı. Yargı gücüyle kişi haklarına saldırmaya devam ediyorlar. Ekrem İmamoğlu’nun diploması Erdoğan’a dert olmuş çünkü en büyük rakibi o. CHP de bu günlerde DEM Partisi’ne eleştiri yapanlara da cevap olmalıdır. DEM Parti her zaman barıştan, özgürlükten ve demokrasiden yana olmuştur. Bir yandan siyasi gelişmeler diğer yandan ekonomik sorunlar artık yeter durumuna geldi. Bir yandan Öcalan sorununu tek taraflı çözmeye çalışması da çözümsüzlük anlamına geliyor. Kürt tarafı “feshet, silahları teslim et” diyen hükümete “eeee…..” diyor. Nasıl ki SDG Şam hükümetinin koşullarını tanımıyorsa cumhur ittifakının teklifini de PKK kabul etmiyor. Hükümet dış kamuoyundan da uyarılar alıyor. Bir zamanlar Trump aptal olma dedi, şimdi de dikkatli ol diyor. Yalnız ABD değil Fransa, Almanya ve İngiltere de benzer uyarılar yapıyor. Orta Doğu ısındıkça kartlar dağıtılacak ama burada blöfün yeri olmayacak.