• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
8 Şubat 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Suriye’deki anlaşmada Öcalan’ın çabalarının perde arkası

8 Şubat 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Forum, Manşet
  • Öcalan, Türkiye’nin Rojava’ya yaklaşımının bu şekilde devam etmesi halinde bunu kabul etmeyeceğini açıkça belirtiyor. Ayrıca süreçten tamamen çekileceğini de ifade ediyor ve ‘Kimse Rojava’yı istikrarsızlaştırıp beni buna razı edemez’ diyor
  • Öcalan’ın öngörüsü, bilgi becerisi ve gücü büyük bir felaketi önledi. Ayrıca, Kürdistan genelinde ve dünyada Kürt halkının direnişi, Kürtlerin kendileri olmadan yapılan planları kabul etmeyeceklerini bir kez daha gösterdi

Serdar Altan

Suriye’deki anlaşma, tarafların tamamen istediği gibi olmasa da büyük bir savaşı önlediği için iyi bir çözüm olarak karşılandı diyebiliriz. Elbette herkes bu çözümün nasıl sağlandığını merak ediyordu. Bu konuda çok şey söylendi ve herkes bundan kendisine pay çıkarmak istedi. Ancak bu çözüm, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çabaları sonucu İmralı adası, Ankara, Rojava, Şam, Erbil, Londra, Paris ve Washington arasındaki mekik diplomasisi sonucunda ortaya çıkmıştı.

Suriye’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile HTŞ öncülüğündeki Suriye geçici hükümeti arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma imzalanmadan önce 6 Ocak’ta HTŞ’ye bağlı güçler ve Türkiye destekli çete grupları, Halep’in Şeyh Maksut ve Eşrefiyê mahallelerine ağır bir saldırı düzenledi. Birkaç gün süren çatışmaların ardından, asayiş güçleri her iki mahalleden de çekildi ve Halep HTŞ’nin eline geçti. Ardından, Rojava’nın diğer bölgelerine yönelik saldırılar devam etti. Saldırılar Kobanê, Hesekê ve Qamişlo’nun kapılarına kadar dayandı. Bunun üzerine Rojava Özerk Yönetimi seferberlik ilan etti ve kapsamlı bir direniş başladı. Daha sonra ortaya çıktı ki, bu saldırılar uluslararası güçlerin onayı ve Türkiye’nin desteğiyle gerçekleşiyordu. HTŞ, ABD’nin gözetiminde İsrail ile Paris’te bir görüşme gerçekleştirmiş, ortaya çıkan uzlaşma sonucu Rojava’ya yönelik saldırıla ilişkin tam bir sessizlik sağlanmıştı.

Bu uluslararası plan ve Kürtleri yok etme girişimleri ortaya çıktıktan sonra, Kürt halkı ayaklandı ve öfkesini tüm dünyaya duyurdu. Uluslararası güçlere karşı büyük bir tepki oluştu. Ayrıca, Türk ve Arapların şovenist yaklaşımı da Kürtlerin öfkesini biledi. Kürtler ilk kez bu denli birlik içerisinde hareket ediyordu. Kürdistan’ın dört parçası tek bir yürek olmuş ve bu yürek Rojava için atıyordu.

Gizlenmek istenen rol

Elbette, aynı zamanda gözler Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’daydı. Bu gelişmeleri nasıl değerlendirdiği çok merak ediliyordu. Çünkü Öcalan her fırsatta “Rojava benim kırmızı çizgimdir” diyordu. Ayrıca, Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de süren bir barış süreci vardı. Suriye’deki son durum bu süreci doğrudan etkileyecekti.

İmralı Adası’ndan uzun süredir ses gelmediği için Öcalan’ın bu son durum hakkında ne söylediği bilinmiyordu. Bu durumu fırsat bilen bazı çevreler Kürt Halk Önderi Öcalan’a yönelik söylem düzeyindeki saldırılarını artırmıştı. Rojava’daki kritik durumun Öcalan’ın ve hareketinin politikaları sonucu olduğu ileri sürülüyordu. Bu argümanlar ayağa kalkmış Kürtler içerisinde yayılmaya çalışılıyordu. Elbette meselenin özü daha sonra anlaşılacaktı. Aslında Suriye’de çözümü geliştiren Öcalan’ın ta kendisiydi.

İmralı’da diplomatik trafik

Halep’e yönelik saldırılar 6 Ocak’ta başladı. DEM Parti İmralı heyetinin Abdullah Öcalan ile görüşmesi 17 Ocak’ta gerçekleşti. Görüşme gerçekleştiğinde, Rojava’nın diğer bölgelerine yönelik saldırılar henüz detaylı olarak başlamamıştı. Ancak bu süreci anlamak için biraz daha geriye gitmeli ve Öcalan’ın bu süreçteki rolünü açıklamakta yarar var. Ayrıca, İmralı Adası, Ankara, Rojava, Şam, Erbil, Londra, Paris ve Washington arasında gizli yürütülen diplomatik görüşmelerin nasıl gerçekleştiğini etraflıca ele alacığız. Sizlerle paylaşacağımız bilgilerin, kapsamlı araştırmalar sonucunda Rojava ve Güney Kürdistan’daki kaynaklar, süreci yakından takip eden DEM Parti yetkililerinden ve güvenilir kaynaklardan elde edildiğini hatırlatmakta yarar var.

Öcalan’ın Rojava uyarıları

Aslında, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 2025 yılının sonlarında Rojava’daki durumla ilgili uyarılarını dile getirmeye başlamıştı. Hatırlayalım, bu dönemde Türkiye’nin Özerk Yönetimin askeri gücü konusundaki baskısı artmıştı. Bu baskılar ve Ortadoğu’da yaşanan bazı gelişmeler ışığında, Öcalan, aralık ayındaki son heyet görüşmesinde Rojava yönetimine hızlı hareket etmeleri ve Şam ile 10 Mart anlaşması konusunda uzlaşmaya varmaları konusunda uyarılarda bulunuyordu.

Elde ettiğimiz bilgilere göre, Öcalan, üç ana konuda uyarılarda bulunuyor. Bu noktalar sınır kapıları, havaalanı ve ekonomik gelirlerin yönetimidir. Öcalan, bu hususlarda anlaşma sağlanmasını, bununla birlikte öz savunma ve öz yönetim konularında kazanımlarını korumaları gerektiğini söylüyor.

Burada Öcalan çok ilginç bir değerlendirme yapıyor ve şu bilgiyi veriyor: “Görünüşe göre hegemonik güçler Suriye’ye müdahale edecek, bu yüzden bunu önlemek için hızlıca harekete geçin.” Öcalan, Özerk Yönetime açıkça “hangi güç ile stratejik uzlaşı sağlayabiliyorsanız bunu gerçekleştirin” şeklinde üstü kapalı bir mesaj verdiği ileri sürülüyor.

4 Ocak’ta ne oldu?

Bu önerilere dayanarak, Özerk Yönetim kalıcı bir anlaşma için çabalarını artırıyor. Öte yandan, 21 Aralık 2025’te Şam geçici hükümeti Özerk Yönetime resmi bir uzlaşma metni öneriyor. Bu çabalara dayanarak, 4 Ocak 2026’da kapsamlı bir toplantı yapılmasına karar veriliyor. Bu toplantı, 4 Ocak’ta Şam’da Amerikan ve Fransız diplomatların gözetiminde gerçekleşiyor. Toplantıda kapsamlı bir görüşme yapılıyor ve anlaşma metninde yer alacak maddeler tek tek ele alınıyor. Sonuç olarak, bir uzlaşma metni ortaya çıkıyor ve bu anlaşma metninin bir bildiriyle kamuoyuna duyurulması planlanıyor. Bildirinin detayları görüşülürken ilginç bir olay yaşandı. Rojava heyetiyle görüşmede olan Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani gelen bir not üzerine toplantı odasından çıkıyor. Geri döndüğünde, “Şimdi anlaşmayı imzalamayalım ve açıklamayı durduralım” diyerek, toplantı salonundan ayrılıyor.

İngiliz rolü

Tabii bu yaklaşımın nedeni daha sonra ortaya çıkacaktı. 4 Ocak’taki bu görüşme sürerken ve nihai anlaşmaya varılmak üzereyken İsrail’den bir görüşme teklifi geldiği yönünde alınan bilgi üzerine anlaşmanın yarıda bırakıldığı anlaşılıyor. 5-6 Ocak’ta ABD’nin gözetiminde Paris’te gerçekleşen bu görüşme İsrail ile HTŞ arasında yapılmış olsa da bu görüşmenin İsrail ve Türkiye’yi birbiriyle uzlaştırma anlaşması olduğu söylenebilir.

Nitekim diplomatik kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilere göre, bu görüşme İngiltere’nin isteği üzerine yapılıyor. Bu arada bu bilgi daha önce herhangi bir yerde dile getirilmedi. İlk kez bu makale vasıtasıyla duyduğunuzu belirtmekte yarar var. Şimdiye kadar, bu süreçteki İngiliz rolü örtülü bir şekilde anlatılırdı, ancak Londra’nın bu kirli anlaşmaya doğrudan dahil olduğu söyleniyor. Burada gizlilik düzeyi yüksek bir bilgiyi daha paylaşmakta yarar var. Bazı güvenilir kaynaklara göre, İngilizlerin SDG yetkililerine “Sykes-Picot anlaşmasının başarısız olmasına izin vermeyeceğiz” dediği ve bu konudaki görüşlerini açıkça dile getirdiği söyleniyor.

Kirli bir plan

İsrail ile HTŞ (perde arkasında Türkiye) bazı önemli noktalarda anlaşmıştı. Golan Tepelerinin İsrail’e bırakılmasından tutalım birçok husus görüşülmüş ve anlaşma sağlanmıştı. Bu hususlardan biri de HTŞ’nin Rojava bölgelerine girmesine izin verilmesiydi. Reuters’in bu planı ortaya çıkaran haberinden sonra, İsrail’in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter bu iddiayı reddetti ve böyle bir karar almadıklarını söyledi. Ancak, ülkesinin Rojava’ya saldırı planına yönelik sessizliği bu planın zımnen kabul edildiğini gösteriyordu.

Yeni bir komplo!

Bu planın Kürtlere karşı bir kez daha uluslararası bir komplo olduğu anlaşılıyordu. Her şeyden önce bu, Suriye’de demokratik bir çözümü sağlamak için büyük çaba sarf eden Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a karşı bir komploydu. Öcalan, İmralı heyetiyle yaptığı görüşmede bunu açıkça dile getiriyordu: “Bu, 15 Şubat komplosundan bile daha kapsamlı büyük bir komplodur.”

Elbette bu ilk başta iyi anlaşılmadı. Kürtler ne tür bir planla karşı karşıyaydı? Öcalan neden bunun çok büyük bir komplo olduğunu söylüyordu?

Öcalan’ın devletten görüşme talebi

Paris anlaşmasından sonra, 6 Ocak’ta Halep’teki Kürt mahallelerine saldırılar başladı. Saldırılar kapsamlıydı ve Kürt kazanımlarını yok etmek üzerine kurgulanmıştı. Elde ettiğimiz bilgilere göre, bunun üzerine Öcalan devlet yetkilileriyle görüşme talep ediyor. Bu görüşme, Şêx Maksud ve Eşrefiyê mahallelerinin HTŞ’nin eline geçtiği ve Deyr Hafir saldırısının başladığı bir döneme denk geliyor. Bu görüşmede Öcalan, yetkililere duyduğu rahatsızlığı güçlü bir şekilde dile getiriyor. Ayrıca Özerk Yönetime bir mektup gönderiyor. Mektubunda Öcalan, bunun Kürdistan ve Ortadoğu için çok büyük bir plan olduğunu ve bu saldırının devam edeceğini belirtiyor. Hatta Rojava’nın ele geçirilmesinden sonra saldırının Şengal’e, Güney Kürdistan’a ve hatta Kandil’e kadar uzanabileceğini söylüyor. Öcalan, Özerk Yönetimin önlemler almasını ve büyük bir direnişe hazırlanmasını salık veriyor.

Plan Öcalan’ı öfkelendiriyor

Bu arada Öcalan, çözüm bulmak için devlet yetkilileriyle görüşmelerine devam ediyor. Bir görüşmede, devlet yetkilileri Öcalan’a 6 maddeden oluşan bir teklif sunuyor. Bu teklif, Colani’den gelen bir mektup olarak sunuluyor. Bu mektubun, Şam hükümetinin teslimiyet metni şeklinde yapılandırılmış çözüm önerilerini içeriyor. Kaynaklarımıza göre, bu metin Şam tarafından 18 Ocak’ta duyurulan metnin aynısı. Öcalan bu metni açıkça reddediyor. Teklifteki maddeleri Kürtlerin yok edilmesi planı olarak tanımlıyor ve rahatsızlığını şu şekilde ifade ediyor: “Neden bu maddeleri Türkmenler için istemiyorsunuz? Kürtleri yok etmek için Türkmenleri feda ediyorsunuz.”

Öcalan, İmralı’da DEM Parti heyetiyle 17 Ocak’ta yaptığı görüşmede bu sözlerini tekrarlıyor. Görüşmede Öcalan, uluslararası plan üzerinde uzun uzun durduktan sonra bu planı önlemek için çabaların güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Görüşmeye katılan devlet yetkililerine, “Bu soykırım girişimini engellemezseniz, Kürtler direnecek. Bundan kimse fayda görmeyecek. Suriye’nin Gazze’ye dönüşmesinden bahsederken bunu kastetmiştim. Kürtler direnir ve kimse bu sonucu engelleyemez” diyor.

Baş döndüren trafik

17 Ocak’ta gerçekleşen görüşme kamuoyu tarafından bilinen resmi görüşme olduğunu hatırlatalım. Burada Öcalan, heyet aracılığıyla görüşlerini detaylı bir şekilde dile getiriyor. Ancak Öcalan’ın görüşme trafiği ve çabaları bu toplantıyla sınırlı kalmıyor. İmralı merkezli baş döndüren bir görüşme ve diplomasi trafiği başlıyor. Ankara, Qamışlo, Şam, Hewlêr ve Washington arasında sıcak görüşmeler gerçekleştiriliyor. Bu diplomasinin ana merkezlerinden biri de Rojava ve Güney Kürdistan. İddialara göre İngiltere ve Amerika (Tom Barrack) bazı planları hayata geçirmek için Güney Kürdistan güçleriyle temas kuruyor. Oynanması istenen rol, özellikle Özerk Yönetim yetkililerinin bazı konularda ikna edilmesi üzerine kurulu. Ancak, dünyanın dört bir yanındaki Kürtlerin ayağa kalkması sonrası, uluslararası güçlerin bu talebinin istenilen sonucu vermediğini söyleyebiliriz.

Bu arada HTŞ ve Türkiye’nin desteklediği grupların saldırıları artınca SDG, Rakka ve Deyrazor’u bırakarak, güçlerini Fırat’ın doğusuna çekti. Buna rağmen saldırılar durmadı. Özerk Yönetim, bir yok etme planının yürürlükte olduğunu görünce harekete geçmeye karar vermişti. Bu kararın da Öcalan’ın mesajına dayanarak alındığı belirtiliyor. Öcalan mesajında, “Eğer sizi yok etmek üzere gelirlerse, buna ancak direnişle karşılık verebilirsiniz” diyor.

Teslimiyeti kabul etmedi

18 Ocak’ta Şam’da SDG ile Şam geçici hükümeti arasında ateşkes ilan edildi. Ateşkes karşılıklı anlaşmayla sağlandı, ancak aynı gün SDG heyetine Özerk Yönetimin iradesini tamamen boşa düşürecek maddelerin yer aldığı bir anlaşma dayatıldı. Mazlum Abdi ve heyeti bu dayatmayı kabul etmedi ve Şam’dan ayrıldı.

Bir kez daha tüm gözler Öcalan’ın üzerindeydi. HTŞ’nin aslında dolaylı olarak Türk devletinin bu önerileri ona da iletilmişti. Öcalan, bunun üzerine bir kez daha devlet yetkilileri ile temasa geçiyor. Görüşmede Öcalan, Türkiye’nin Rojava’ya yaklaşımının bu şekilde devam etmesi halinde bunu kabul etmeyeceğini açıkça belirtiyor. Ayrıca süreçten tamamen çekileceğini de ifade ediyor. Kaynaklara göre Öcalan şunları dile getiriyor: “Bu böyle devam ederse, buradaki sürecin de bir anlamı kalmayacak. Gidip devlet yetkililerine Öcalan’ın böyle bir planın içinde olmayacağını söyleyin. Kimse Rojava’yı istikrarsızlaştırıp beni buna razı edemez.”

Yeni bir anlaşma çabası

Öcalan, ayrıca devletin derhal bu duruma müdahale ederek bir çözüm bulmasını talep ediyor. Doğrudan diyalog kanallarının açılmasını istiyor. Bunun gerçekleşmesinin ardından birtakım görüşmeler gerçekleştiriyor. Bu kez Öcalan’ın önerisiyle, SDG ile Şam hükümeti arasındaki ateşkes uzatılıyor. Eş zamanlı, Kürdistan genelinde ve dünyada Kürtler ayaklanmıştı. Bunun da uluslararası güçler üzerinde büyük bir etki yarattığı aşikâr. Öte yandan, KDP Lideri Mesud Barzani ve YNK Lideri Bafil Talabani’nin de önemli diplomatik çabalar gösterdiğini söyleyebiliriz. Yoğun çabaların ardından durum bir nebze de olsa sakinleşti. Hem Türk devleti hem Şam hükümeti hem de uluslararası toplum yeni bir anlaşmaya ikna edildi.

Rojava’da toplantı

Öcalan’ın önerisiyle bu kez kapsamlı bir toplantı yapıldı. Bu toplantının yapılması ve içeriğiyle ilgili bilgileri de ilk kez burada paylaştığımızı belirtelim. Abdullah Öcalan, bu toplantıda tüm tarafların hazır bulunması gerektiğini söylüyor. Öcalan’ın buradaki amacı, kimsenin dışarıda kalmaması ve bir kez daha gizli planların yapmasının önüne geçmek. Buna göre, Türkiye devletini temsilen bir heyet, Öcalan’ın temsilen bir heyet, Rojava Özerk Yönetimi yetkilileri, Şam hükümetinden bir heyet ile Amerikalı ve Fransız diplomatların olduğu geniş kapsamlı bir toplantı düzenleniyor. Toplantı Rojava’nın Cizîrê bölgesindeki bir kentte gerçekleşiyor. Toplantıda, 30 Ocak anlaşmasının çerçevesi belirleniyor. Anlaşma maddeleri tek tek ele alınıyor ve müzakere ediliyor. Her iki taraf da önerilerini masaya yatırıyor. Özellikle Kürt tarafı, kırmızı çizgi olarak belirledikleri kesinlikle kabul etmeyecekleri hususları ortaya koyuyor. Edinilen bilgilere göre, Öcalan özellikle üç önemli noktanın dile getirilmesini istiyor. Bunlar; öz savunma hakkı, yerelden yönetim, dil ve eğitim hakkı. Sonuç olarak, 30 Ocak anlaşması belirlenen çerçevede ortaya çıkıyor. Bilindiği üzere bu anlaşma Şam’da imzalandı ve daha sonra kamuoyuna duyuruldu.

Kürtlerin garantisi

Sonuç olarak, bu anlaşma birçok çevre tarafından çokça tartışıldı; eksiklikleri, yetersizlikleri dile getirildi. Ancak bu koşullar altında, yapılabilecek en iyi anlaşma olduğu neredeyse herkesin hemfikir olduğu bir husus. Çünkü uluslararası bir plan yapılmıştı ve amaç Kürtlerin kazanımlarını tamamen yok etmekti. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, bu uluslararası bir komploydu, İngilizler aklı tarafından yönetiliyordu. Ancak bu plan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın öngörüsü ve siyasi gücüne çarptı. Başka bir deyişle, Öcalan’ın öngörüsü, bilgi becerisi ve gücü büyük bir felaketi önledi.

Ayrıca, Kürdistan genelinde ve dünyada Kürt halkının direnişi, Kürtlerin kendileri olmadan yapılan planları kabul etmeyeceklerini bir kez daha gösterdi. Bu kez, farklı olarak, Kürtler sahada birliklerini kurdu ve bu yaklaşımlarıyla hegemonik güçlere geri adım attırdı. En önemlisi Rojava bölgesi, yani Kürdistan’ın küçük parçası, ilk defa resmi anlamda bir statüye doğru yol almış oldu.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Paradigma savaşı ve milliyetçi politikalar kıskacında Ortadoğu

Sonraki Haber

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Sonraki Haber

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

SON HABERLER

Sosyalistlerin ellerine vurulan kelepçeler…

Yazar: Yeni Yaşam
8 Şubat 2026

Maden şirketlerinin dayanılmaz hafifliği!

Yazar: Yeni Yaşam
8 Şubat 2026

Semsûr’da zaman dondu: Ne unutuldu, ne affedildi, ne helalleşildi

Yazar: Yeni Yaşam
8 Şubat 2026

İnsan izdir

Yazar: Yeni Yaşam
8 Şubat 2026

‘Devrim, Qamişlo caddelerinde düz bir yürüyüş değildir’

Yazar: Yeni Yaşam
8 Şubat 2026

Tarifi anlatılamayan bir iz kaldı

Yazar: Yeni Yaşam
8 Şubat 2026

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
8 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır