Türkiye’de ekoloji örgütleri arasında COP 31’de alınacak tutum için tartışmalar, toplantılar sürmekte. Bu tartışmalar sürerken ve örgütler Halkların İklim Zirvesi için hazırlanırken Antalya’ya gelecek olan iklim zirvesi taraf ülkeleri de; bu coğrafyada, Türkiye ve çevresinde yeni yatırımların protokolleri için hazırlıklarını yapmakta. Uluslararası Kapitalist Sistem (taraf ülkeler ve paydaşları, destekçileri) Türkiye’yi taşeron paydaş olarak çoktan belirlemiş durumda. Siyasi iktidar yalvar yakar aldığı bu taşeronluğun hakkını vermeye çabalıyor. 2000’li yılların kapitalizminin krizleri ardından, özellikle 2009’da BM Dünya Su Konseyinin 5. Forumunu ağırladığından bu yana doğal alanları parçalayıp sermayeye açma hamlesi ile yağmala- yok et- sermayeye dönüştür hedefinde hızla ilerlemeyi sürdürüyor. Ekonomik ve siyasal olarak sıkışmışlığının çözümünü yatırım şirketlerine, uluslararası finans kurumlarına alanlar açarak bulmaya çalışıyor. Uluslararası organizasyonlarda sözler vererek aldığı desteklere karşı doğal alanları hızla ulusal- uluslararası şirketlere ihale etmenin telaşı içinde. COP28 dönüşünden bu yana BAE’li şirketlerle “kirli”, yenilenebilir tüm yatırımlar için yaptığı anlaşmalar gibi. Diğer yandan yasa değişiklikleri ile bu işi usulüne uydurmak için “hukuki” düzenlemeleri de aynı hızla yapmayı sürdürüyor. Son olarak yaptığı milli parklar yasasındaki değişiklikler gibi. COP31 hazırlığı sırasında Türkiye’de yarışma projesiyle inşa edilen ilk arkeoloji müzesi olan Antalya Arkeoloji Müzesi’nin 20 Mart 2025’te yıkılacağını Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ilan edilip içindeki tüm eserler apar topar taşındığını ve falezlerin koruma statüsü kaldırılıp yapılaşmaya açılma kararı alındığı gibi.
Görünen o ki doğal alanlar sermaye birikimine açılmaya, doğal ve kültürel varlıklar ulusal, uluslararası yatırımcılara sunulmaya devam edilecek. 2026 yılı sonuna, COP31 buluşmasına kadar kapitalistlere verilen sözler yerine getirilecek. Ulaştırma ve Yatırım Bakanlığı sayfasında 24 Şubat günü yeni bir yıkım projesinin, Kuzey Çevre Demiryolu Projesinin yapılacağı duyurusu ilan edildi. Proje siyasi iktidarın üstün gayretleri ile ihale edilmek üzereymiş. 6 uluslararası finans kuruluşu destekleyecekmiş ihaleyi alacak yatırım şirketlerini. Bu kuruluşlarla ön mutabakat sağlanmış. Bu altılı Finansçılar; Dünya Bankası, Asya Altyapı Yatırım Bankası, Asya Kalkınma Bankası, İslam Kalkınma Bankası, OPEC Uluslararası Kalkınma Fonu ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası.
Bu yatırımın finansçıları tanıyorsunuzdur. Yıllardır bu ülkede kapitalist stratejilerin sürdürülmesi için şirketlerden desteğini esirgemeyenler. Suyun ticarileştirilmesi sırasında HES’lerin yapımına su şirketlerine, enerji şirketlerine en büyük kredi desteği Dünya bankası tarafından verilmişti. 2008’den bu yana suyun ticarileştirilmesine karşı mücadele yürüten emek, meslek, ekoloji örgütleri, siyasetçiler çok iyi hatırlar. Dünya Bankası ve altılının diğerleri doğal alanlarda yapılacak mega kent donatılarına ve bu inşanın tamamlanması için gereken tüm yatırımlara destek sağlamaya devam ediyor duyuruda belirtildiği gibi. Kuzey demiryolu projesi için verilecek kredinin 6,75 milyar dolar olacağı Ulaştırma Bakanı tarafından “gurur”la açıklandı. Kapitalist sistemin ana sponsorların sözleri ile daha COP31’de masaya oturulmadan, bu coğrafya ve çevresinde el koyulacak alanlar ve mega yatırımlar için stratejik pazarlıklar yapılmadan, karara bağlanmadan bu ülkede yapılacakların ipuçları görünür olmaya başladı.
Bu proje İstanbul ve Kuzey doğal alanları üzerinde 2008’den beri planlanan lüks kentleşme projesinin parçalarından biri. Açıklanan Mega yatırım ile bugüne değin kuzey ormanları üzerinde tamamlamadıkları ulaşım aksına bir ekleme daha yapıyorlar.
Mega Kent İnşasına, lojistik bağlantılar (kuzey otobanı, 3. Köprü, 3. Havalimanı ve bağlantıları vd.) bütünlüğüne eklenecek olan demiryolunun geçeceği bölgeyi biraz daha irdeleyelim birlikte. 6’lı finans kuruluşunun kredi desteği açıklanan kuzey demiryolu; Anadolu yakasında kuzey ormanların, sulak alanların havzasından geçirileceği görülüyor resim olarak paylaşılan tanıtımda. Polonezköy Tabiat Parkını deşilerek, Alemdağ Ormanları’nın içinden Ömerli su havzasından geçerek bölgede ne kadar orman ve sucul sistem varsa birkaç yılda parçalanmış, yok edilmiş olacak. Daha projenin ihalesi tamamlanmadan inşası sırasında bölge yeni bir kentleşme ve yapılaşmaya da hızla açılmaya başlayacak. Bununla ilgili TOKİ ve Çevre Şehircilik Bakanlığı imar planı değişikliği yapmaya hazırlanıyordur.

Ömerli Havzası halen İstanbul’un içme suyu rezervi ve Marmara Denizi ve kuzey ormanlarında yaşamın güvencesi. İçinde bulunan Ömerli Barajı, İSKİ verilerine göre İstanbul’a 2025’te yıllık 1 milyar 173 milyon 331 bin 21 metreküp su besleyen (7 milyon 6 bin 823 kişinin kullanım suyunu temin eden) kentin en yüksek hacimli barajı. İçinden kuzey demiryolu projesi geçirilecek olan bu su havzası Organize Sanayi havzası olmasına çabalanıyor. İki yıldır örtük olarak sürdürülen girişimler, imar planı değişiklikleri ile BioSad OSB yapımı için başlattıkları süreç, Demiryolu projesi girişimi ile taçlanarak tamamlanacak. Hatırlanacağı gibi İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin 15.02.2024 tarihli ve 237 sayılı kararı ile gerçekleştirilen Tuzla İlçesi, Tepeören Mahallesi 9135-9136 Nolu adalara ilişkin 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliği yapmıştı ve Çevre Mühendisleri Odası ve Mimarlar Odası İptal davası açmıştı. ÇMO İstanbul Şubenin itirazını İstanbul 19. İdare yerinde bulmuş ve plan değişikliğini iptal etmişti. Ancak üst mahkeme iptal kararını süre aşımı olarak iddia ederek bozdu. ÇMO İstanbul Şubenin ve Mimarlar Odasının Hukuki mücadele süreci devam ediyor. Eğer plan değişikliği yürürlüğe girerse Ömerli Havzası sanayi havzası ve organize sanayilerin çevresinde konuşlanacak kent yapı stoklarının işgali altında olacak. Hedef Anadolu yakası kuzey ormanları sulak alanlarının olduğu doğal alanlar sanayi havzası ve yatırım merkezine dönüşecek.
Bir kez daha bakalım birlikte İstanbul kuzey ormanlarının ve sulak alanlarının dönüşümüne. Avrupa kesimindeki sulak alanlar, ormanlar, tarım alanları orada daha önce yaşayanlardan koparılarak yeni ve lüks bir kente dönüştürülüyor. Lüks Kent İnşası, yapılaşma hızla sürüyor. Küçükçekmece Lagünü- Durusu –Kilyos Havzaları’nı içine alan su yolu ve lüks kent projesi ile tam yetki ile donatılmış TOKİ’ nin hızla yok edilmekte. İçme suyu barajı olma niteliğinden çıkarılmış Sazlıdere Barajı’nın etrafı, Sazlıbosna ve bölgesinde dev konutlar, köprü, otoban projeleri; danıştayın tüm örgütlerin, partilerin açtığı iptal davasını sürdürmeyerek şirketlerin fiili işgaline, el koyma sürecine bire bir katılması ile hızla yükseliyor.
Diğer yandan Anadolu yakası kuzey ormanları ve Ömerli su havzası da OSB havzasının işgaline ve yapılaşmasına sokulmak üzere. Bu mega yapılaşmayı birbirine bağlayacak ve kentleşme baskısını yayacak dev demiryolu hattı da Ömerli Havzası’nı deşerek konuşlandırılmaya çalışılıyor 3. Havalimanı ve Avrupa kuzey ormanları su havzalarında inşa edilmekte olan lüks mega kent yapılanması ile bağlanmış olacak.
İklim değişimlerine, suyun akışından koparıldığı, havzası ile birlikte sermaye birikimine sokulduğu, doğanın, doğal süreçlerin kapitalizmin artık yüküne, sömürü sistematiğine, kar hızına yenildiği, sonuçlarını doğa olaylarındaki değişimle, dönüşümle yaşadığımız günlerde, çevrecilerin, liberal solun, bu yıkımlarla tanımladıkları iklim krizine pansuman çözümler, acil çıkışlar, ekolojik koridorlar vb. alternatifler önerdiği dönemde yaşanıyor bu gerçekler. COP31’e hazırlanıyor Türkiye!









