• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
14 Mart 2026 Cumartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Tayip Temel: Şiddetten vazgeçilmesi Kürt varlığından vazgeçilmesi değildir

14 Mart 2026 Cumartesi - 10:20
Kategori: Güncel, Manşet

Barış ve Demokratik Toplum sürecinde gelinen aşamaya dair konuşan DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel:

  • Kürt siyasi hareketinin şiddetten vazgeçmesini Kürt halkının varlığından vazgeçmesi gibi göstermeye çalıştığını görüyoruz. Bu büyük bir yalan. Bu yaklaşım, geçmişteki inkâr ve asimilasyon politikalarının devamından başka bir şey değildir
  • Sayın Öcalan, sürecin siyasi ve hukuki boyutu bu sürecin olmazsa olmazıdır diyor. Soruna dar anlamda salt Kürtler için hukuki düzenlenme gibi dar bir perspektiften bakmıyor
  • Gerçek ve kalıcı çözüm ise demokratik toplumun inşa edilmesidir. Bu toplumun ortaya çıkmasını sağlayacak ilkeler, program ve mücadele yöntemleri çözümün esas çerçevesini oluşturacaktır

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”  üzerinden bir yıldan fazla süre geçti. Aradan geçen sürede hem Kürt siyasetinde hem de Türkiye kamuoyunda “sürecin nereye evrileceği” sorusu gündemdeki yerini korurken, gözler atılacak olası demokratik ve hukuki adımlara çevrildi.

Bu tartışmalar sürerken Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, çağrının ardından geçen süreci ve Kürt meselesinin demokratik çözümüne dair beklentileri değerlendirdi. Tayip Temel, silahlı mücadelenin geride bırakılması yönündeki çağrının yalnızca bir “sonlandırma” değil, aynı zamanda yeni bir mücadele biçimine geçiş anlamı taşıdığını belirterek, çözümün demokratik siyaset, hukuki düzenlemeler ve toplumsal örgütlenme temelinde gelişebileceğini söyledi. Tayip Temel’e göre çatışma ortamının sona ermesi için güvenlik politikalarının ötesine geçen siyasal ve hukuki düzenlemeler gerekiyor; aksi halde çatışma dursa bile sorunun kendisi çözülmüş sayılmayacak.

  • Abdullah Öcalan silahlı mücadele döneminin geride bırakılması gerektiğini söyledi. Size göre bunun yerine nasıl bir siyasal mücadele modeli öneriyor?

Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu yaklaşım, klasik anlamda silahlı mücadeleye dayalı ulusal kurtuluş stratejisinden farklıdır. Önerdiği modelin merkezinde demokratik siyaset, toplumsal örgütlenme ve hukuki mücadele yer alır. Buna göre Kürt sorununun çözümü askeri yöntemlerle değil, demokratik siyaset alanının genişletilmesi ve toplumun kendi kendini örgütleyebileceği bir demokratik düzenin kurulmasıyla mümkündür. Bu yaklaşım, demokratik toplum paradigması olarak tanımlanabilir.

  • Ulus-devlet fikrinden uzaklaşarak farklı bir toplumsal model önermek, Kürt siyasal hareketinin tarihsel hedeflerinde nasıl bir dönüşümü ifade ediyor?

Bu oldukça önemli bir dönüşümdür. Kürt hareketi uzun yıllar ulus-devlet kurma perspektifiyle tartışıldı. Ancak bugün gelinen noktada ulus-devlet modeli eleştirisi üzerinden yeni bir özgürlük modeli sunuyor. Çok net bir şekilde Öcalan, ulus-devlet yerine demokratik ulus anlayışını öneriyor. Bu modelde farklı kimliklerin kendi varlıklarını koruyarak ortak bir demokratik sistem içinde birlikte yaşayabilmesi hedefleniyor. Kürtlerin kendi kimlikleriyle varlıklarını sürdürmeleri temel taleptir. Temel şart devletin bunun önünde engel çıkarmamasıdır. İnkar ve asimilasyona uğratılmış ve yokluktan mücadele ile kurtulmuş Kürtler başka olmak üzere kendi dilini, kültürünü geliştirmek isteyenlere engel olunmasın diyor.

  • Kürt sorununun çözümünün yalnızca Kürtleri değil, Türkiye’deki tüm toplumsal kesimleri kapsayan bir demokratik dönüşüm gerektirdiği görüşünü nasıl temellendiriyorsunuz?

Kürt sorunu yalnızca bir etnik kimlik sorunu değildir. Türkiye’nin demokratikleşme sorununun merkezinde yer alan tarihsel bir meseledir. Eğer çözüm yalnızca bir kimliğe yönelik dar bir düzenleme olarak ele alınırsa kalıcı olmaz. Gerçek çözüm, Türkiye’de yaşayan bütün halkların ve inançların eşit yurttaşlık temelinde kendilerini ifade edebilecekleri demokratik bir düzenin kurulmasıyla mümkündür. Sayın Öcalan, sürecin siyasi ve hukuki boyutu bu sürecin olmazsa olmazıdır diyor. Soruna dar anlamda salt Kürtler için hukuki düzenlenme gibi dar bir perspektiften bakmıyor, Öcalan. Yeni hukuki düzenlenme Türkiye’de yaşayan tüm etnik kimlikler ve inanç gruplarını kapsayacak ve demokratik siyaset kanallarının açılması ve yerel demokrasi için elzemdir.

  • Silahlı çatışmanın sona ermesi için yalnızca güvenlik politikalarının değil, aynı zamanda siyasi ve hukuki düzenlemelerin de gerekli olduğu yönündeki görüşünüzün somut karşılığı nedir? Hangi koşullarda ikinci aşamaya geçildi denebilir?

Eğer bir çatışma ortamı sona erdirilecekse, bunun yalnızca askeri yöntemlerle yapılması mümkün değildir. Aynı zamanda demokratik siyasetin önünü açacak hukuki düzenlemelerin yapılması gerekir. Anayasal güvence, siyasal temsil olanaklarının genişletilmesi ve ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi bu sürecin temel unsurlarıdır. Aksi halde çatışma ortamı ortadan kalksa bile sorunun kendisi çözülmüş olmaz.

Demokratik toplum temelinde bir çözüm, ancak parlamentoda demokratik siyaset mekanizmalarının işler hale gelmesi ve buna uygun hukuki düzenlemelerin kabul edilmesiyle ikinci aşamada gündeme gelebilir. İktidar çevrelerinin ileri sürdüğü gibi çözümü yalnızca PKK’nin kendisini sona erdirmesine bağlayan yaklaşım gerçekçi değildir. Sorun sadece savaşçıların ve yasadışı konumdakilerin dönüşü de değil. Bu tür bir yaklaşım süreci daha başlangıcında başarısızlığa sürükler. Böyle bir çerçeve gerçek anlamda bir çözüm oluşturmaz. Ancak ikinci aşamaya geçiş sürecinde kimi engellerin kaldırılması bakımından geçici ya da ara bir düzenleme olarak düşünülebilir.

Esas olarak ele alınması gereken, PKK’nin bütün yapısının kapsamlı biçimde değerlendirilmesi ve savaş, çatışma zeminin bütünlüklü olarak ortadan kaldırılmasıdır. Örneğin yasal çerçeve tartışılırken, ayrım yapılmaksızın silahlı güçlerden, cezaevinde olanlar ve sürgünde yaşayanlar dahil herkesin yasadışı statüden çıkarılması ve demokratik siyasal alanda yer alabilmelerinin sağlanması gereklidir. Böyle bir adım, çözüm sürecinde önemli bir eşik anlamına gelecektir.

  • Silahların devreden çıkarılması ile demokratik siyaset alanının genişletilmesi arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

Bu iki süreç birbirine bağlıdır. Silahların devre dışı kalması demokratik siyaset alanının genişlemesi için bir fırsat yaratır. Ancak aynı zamanda demokratik siyaset kanalları açılmadığı sürece silahsızlanma da kalıcı bir anlam kazanmaz. Dolayısıyla bu iki süreç eş zamanlı ve birbirini güçlendirecek şekilde ilerlemelidir.

Gerçek ve kalıcı çözüm ise demokratik toplumun inşa edilmesidir. Bu toplumun ortaya çıkmasını sağlayacak ilkeler, program ve mücadele yöntemleri çözümün esas çerçevesini oluşturacaktır. Asıl önemli olan, toplumun kendi varlığını güçlendirmesi, özgür biçimde kendini ifade edebilmesi ve demokratik bir toplumsal düzeni kurabilmesidir.

Bu nedenle yürütülen arayışın temel hedefi demokratik toplumun gerçekleştirilmesidir ve bunun doğru anlaşılması büyük önem taşır. Fakat bu konuda düşüncelerin netleşmemesi ve bazı kavramların karıştırılması nedeniyle, meseleyi daha iyi açıklayabilmek için tarihsel sosyolojinin sunduğu perspektife başvurmak gerekli görülmüştür.

  • Bazı çevrelerin silahlı mücadeleden vazgeçilmesini “teslimiyet” veya “entegrasyon” olarak yorumlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu değerlendirmeler genellikle meseleyi eski paradigmalar üzerinden okumaktan kaynaklanıyor. Silahlı mücadelenin geride bırakılması bir teslimiyet değil, mücadele yönteminin tamamen değişmesi anlamına geliyor. Özgürlük amacı ortadan kalkmıyor, yalnızca onu kazanmanın yöntemi değişiyor. Demokratik siyaset ve toplumsal örgütlenme bugün çok daha güçlü bir mücadele zemini sunuyor. Sayın Öcalan’ın çok net vurguları var bu konuda. Demokratik müzakere ve demokratik mücadele, hukuki düzenlemelerle birlikte yürümek zorundadır. Taraflar arasında oluşacak uzlaşının hukukla güvence altına alınması, çatışma ve şiddetin bir yöntem olmaktan kalıcı biçimde çıkarılmasını sağlayabilir. Ancak Kürtlere “kendi varlığından vazgeç ya da bu toprakları terk et” anlayışı dayatıldığı sürece gerçek bir çözüm mümkün değildir. Maalesef böyle düşünen bir akıl var hala.

Bilinmeli ki şiddetin devre dışı bırakılmasının ardından demokratik siyaset kanalları açılmaz ve hukuk işletilmezse, sürecin provokasyonlara açık hale gelmesi ve farklı güçler tarafından sabote edilmesi riski artar. Böyle bir durumda tıkanma kaçınılmaz olur. Bugün bazı siyasal çevrelerin, Kürt siyasi hareketinin şiddetten vazgeçmesini Kürt halkının varlığından vazgeçmesi gibi göstermeye çalıştığını görüyoruz. Bu büyük bir yalan. Bu yaklaşım, geçmişteki inkâr ve asimilasyon politikalarının devamından başka bir şey değildir. Bu nedenle bu anlayışa karşı mücadele etmek önemli bir sorumluluktur.

  • Bir örgütün silah bırakmasının tek başına kalıcı bir çözüm üretmeyeceğini düşünüyorsanız, kalıcı çözümün temel unsurları neler olmalıdır?

Kalıcı çözüm için üç temel unsur gerekir. Birincisi demokratik siyaset alanının genişletilmesidir. İkincisi hukuki ve anayasal reformlarla eşit yurttaşlık ilkesinin güvence altına alınmasıdır. Üçüncüsü ise toplumun demokratik biçimde örgütlenebilmesidir. Bu unsurlar gerçekleşmeden yalnızca silah bırakılması kalıcı bir çözüm yaratmaz.

  • Demokratik siyasete katılımın önündeki hukuki ve siyasi engeller kaldırılmadan barış sürecinin kalıcı olamayacağı görüşünü biraz daha açar mısınız?

Demokratik siyaset alanı dar olduğunda toplumsal sorunlar siyasal yollarla ifade edilemez hale gelir. Bu durumda gerilimler başka biçimlerde ortaya çıkar. Eğer barış kalıcı olacaksa, toplumun bütün kesimlerinin kendisini demokratik siyaset yoluyla ifade edebileceği bir ortamın yaratılması gerekir. Özgürlük yasalarının böyle bir mahiyeti olmalıdır.

  • Abdullah Öcalan vatandaşlık kavramının etnik kimlikle özdeşleştirilmesine yönelik eleştiriler yaptı. Devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanması gerektiğini savundu. Toplumsal barışın sağlanması için anayasal düzeyde hangi değişikliklerin gerekli olduğunu düşünüyorsunuz?

En temel mesele eşit yurttaşlık ilkesinin anayasal güvenceye kavuşmasıdır. Bunun yanında kimliklerin özgürce ifade edilebilmesi, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve demokratik katılım mekanizmalarının geliştirilmesi gerekir. Böyle bir anayasal çerçeve toplumsal barışın en güçlü teminatı olur. Burada önerilen model, vatandaşlığı etnik bir kimliğin ifadesi olarak değil, hukuki ve siyasal bir aidiyet olarak tanımlayan bir anlayıştır. Devletin herhangi bir etnik kimliği esas almadığı, tüm vatandaşlara eşit mesafede durduğu bir sistem öngörülüyor. Bu yaklaşım demokratik ulus fikrinin temelini oluşturuyor.

Sayın Öcalan’a göre; din ile devletin birbirinden ayrılması ne kadar önemliyse, demokratik bir toplumda yer alan farklı milliyetlerin kendilerini özgürce ortaya koyabilmeleri de o kadar önemlidir. Bu nedenle her milliyetin kendi dili ve kültürüyle varlığını ifade edebileceği imkanların açılması gerekir. Bir toplumun hangi milliyete ait olduğu, hangi dili konuştuğu, hangi kültürü ve inancı taşıdığı devlet tarafından belirlenemez. Devletin görevi bunları belirlemek değil. Aksine toplumun milliyetine, diline, kültürüne ve inanç dünyasına müdahale etmeden onların özgürce yaşamasını sağlamaktır. Mevcut anayasa 12 Eylül darbesinin ürünü olan bir anayasadır. Bu faşist anayasa ile gerçek çözümün gerçekleşmesi ve demokrasinin gelmesini düşünmek mümkün değil.

  • Ortadoğu’daki mevcut jeopolitik gelişmelerin Kürt meselesinin çözümü üzerinde nasıl bir etkisi olabileceğini düşünüyorsunuz?

Ortadoğu bugün büyük bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bölgedeki güç dengelerinin değişmesi Kürt meselesini de doğrudan etkiliyor. Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın jeopolitik önemi nedeniyle bu mesele artık yalnızca bir iç politika konusu olmaktan çıkmış durumda. Tarih Kürtlere değişimin öncülüğünün rolünü yüklemiş, bunun öncülüğünü de Başkan Öcalan yapıyor. Dikkat ederseniz Kürtler ile kolonyalist hegemonya kurmuş tüm devletlere bir şekilde dışarıdan müdahale ediliyor. Bunun anlamını doğru okumak gerekir. Belki de Bahçeli’nin sözünü ettiği mesele budur.

  • Bölgedeki güç dengelerinin değişmesi Kürt meselesini uluslararası bir stratejik mesele haline getiriyor mu?

Evet, büyük ölçüde getiriyor. Ortadoğu’daki enerji, güvenlik ve siyasi dengeler Kürtlerin yaşadığı coğrafyayı stratejik bir konuma taşıyor. Bu nedenle Kürt meselesinin çözümü yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda uluslararası dengeleri de etkileyen bir konu haline geliyor. Kürt dinamiğinin tercihi ve kuracağı ittifak birçok yönüyle kader belirleyici olabilir. Demokratik mücadelenin öncülüğünü yapabilecek bir potansiyelden söz ediyoruz.

  • Önümüzdeki dönemde demokratik siyaset ile toplumsal dönüşüm arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?

Demokratik siyaset kimisine göre sadece seçimlerle iktidarı hedeflemektir. Oysa toplumsal siyaset seçimlerden ibaret değildir. Aynı zamanda toplumun kendini ifade etme ve örgütleme biçimidir. Önümüzdeki dönemde demokratik siyasetin güçlenmesi toplumsal dönüşümün de önünü açacaktır. Çünkü kalıcı barış ve demokratikleşme ancak toplumun aktif katılımıyla mümkün olabilir.”

Haber: Selman Güzelyüz \ MA

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Görme engelli Yılmaz Newroz ateşini sıcaklığıyla hissediyor

Sonraki Haber

 Evdirrehman Zal için Amed’de merasim düzenlendi

Sonraki Haber

 Evdirrehman Zal için Amed’de merasim düzenlendi

SON HABERLER

Gazeteci Osman Kılıç’ın cenazesi Amed’de karşılandı

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mart 2026

 Evdirrehman Zal için Amed’de merasim düzenlendi

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mart 2026

Tayip Temel: Şiddetten vazgeçilmesi Kürt varlığından vazgeçilmesi değildir

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mart 2026

Görme engelli Yılmaz Newroz ateşini sıcaklığıyla hissediyor

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mart 2026

Ahmet Özer’in ‘kayyımın iptali’ için açtığı dava reddedildi

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mart 2026

Adana F Tipi’nde verem teşhisi konulan 4 tutsak için İHİK’e başvuru

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mart 2026

Rojhilat ve Tahran’da yaşayanlar anlattı: Rejim gitmezse daha diktatör olacak

Yazar: Yeni Yaşam
14 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır