- Çoğunlukla hane içinde kadınların üstlendiği eğitim, sağlık, bakım, temizlik, yaşlı ve çocuk destek hizmetleri aslında kamusal olarak örgütlenmesi gereken, kamusal haklar çerçevesinde sunulması gereken alanlardır
- Kadın kooperatifleri çok önemli imkânlar yaratabilir. Ama kadın kooperatifi otomatik olarak özgürleştirici değildir. Kimi durumlarda kooperatif, kadınların pazara daha adil katılımını sağlayan bir araç olmaktan çıkıp, ucuzlaştırılmış kolektif emek havuzuna dönüşebiliyor
- Kadınlarla toprak arasındaki bağ hem tarihsel, hem sembolik, hem de çok maddi bir bağdır. Birçok uygarlıkta toprağın bereketi kadın figürleri üzerinden temsil edilir. Kadının bereketle özdeşleştirilmesi, gerçek hayatta ona mülkiyet, söz hakkı ve eşitlik verilmesi anlamına gelmez
Duygu Kıt
Kadın tarlada, ahırda, ürün işlemede, pazara hazırlıkta, bakım vermede ve hane içi yeniden üretimde yoğun biçimde çalışıyor; ama bu emek çoğu zaman ‘yardım’, ‘aile görevi’ ya da ‘evin işi’ olarak tanımlanıyor. Oysa bu emek, hem üretimin hem de yaşamın devamını sağlayan temel güçlerden biri. TÜİK’e göre 15 yaş üstü kadınlarda ‘ev işleriyle meşguliyet’, işgücüne dâhil olmama nedenlerinin %35’ini oluşturuyor. Bu rakam, ücretsiz yeniden üretim emeğinin kadınları ücretli emekten nasıl geri çektiğinin de göstergesi. Tarımda ise kadın emeğinin büyük kısmı ücretsiz aile işçiliği olarak kalıyor. Kadınlar toprağı işliyor, üretimin merkezinde yer alıyor, toprağın hafızasını taşıyorlar ama mülkiyet erkeklerin elinde. Bu kapsamda kadınların toprakla ilişkisini, ekolojik hafızasını ve erkek egemen mülkiyet rejimini Yerküre Yerel Çalışmalar Bilimsel Araştırma Kooperatifi ortağı ve Halkların İklim Zirvesi Toplumsal Cinsiyet Kozası üyesi Ecehan Balta ile konuştuk.

Ecehan Balta, Türkiye’de ve dünyada kırsal kadın emeğine ilişkin güncel çalışmaların kadınların tarımsal üretim ile ücretsiz bakım yükünü birlikte taşıdığını, bunun yarattığı görünmezliğin kaynaklara ve karar alma süreçlerine erişimi sınırladığını ifade etti. Ecehan Balta, “Böylece sömürü sadece ekonomik değil, kurumsal hale geliyor: Emek var ama işçi sayılmıyor; üretim var ama üretici olarak tanınmıyor; katkı var ama mülkiyet, gelir ve sosyal güvenceye dönüşmüyor. Bu nedenle ücretsiz aile emeği, kapitalist ekonomi açısından son derece işlevseldir. Çünkü işgücünün üretim ve yeniden üretim maliyetlerini düşürür. Kadınların görünmeyen emeği sayesinde emek gücü daha düşük ücretlerle piyasaya sunulabilir; bakım, beslenme, temizlik, duygusal destek ve gündelik yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli pek çok maliyet hane içinde, karşılıksız biçimde karşılanmış olur. Yani burada sömürü, hayatın sürdürülmesi için gerekli devasa emek hacminin doğal, kaçınılmaz ve kadına ait bir görev gibi gösterilmesinde yatar” şeklinde konuştu.
‘Yük kadınlara devrediliyor’
Ecehan Balta, bir başka boyutun da kamu hizmetlerinin sınırlanması ile kadınların iş yükünün artması gerçeği olduğunu ifade etti. “Devletin çekildiği her alanda kadın emeği sessiz bir yedek kuvvet olarak devreye sokulur” diye devam eden Ecehan Balta, devamında şunları söyledi:
“Çoğunlukla hane içinde kadınların üstlendiği eğitim, sağlık, bakım, temizlik, yaşlı ve çocuk destek hizmetleri aslında kamusal olarak örgütlenmesi gereken, kamusal haklar çerçevesinde sunulması gereken alanlardır. Kreş yoksa kadın bakım verir, yaşlı bakım hizmeti yetersizse kadın üstlenir, sağlık hizmetlerine erişim zorlaştığında hasta takibini kadın yapar, okul destek mekanizmaları zayıfladığında çocukların eğitim yükü eve ve yine çoğunlukla kadına döner. Kırsalda bu daha da yoğun yaşanır. Çünkü tarımsal üretim, hane içi bakım, mevsimsel iş yoğunluğu ve kamu hizmetlerinin yetersizliği iç içe geçer. Kadın hem üretimin parçasıdır, hem bakımın taşıyıcısıdır, hem de hanenin gündelik yeniden üretimini üstlenir. Buna rağmen çoğu zaman ‘çalışıyor’ sayılmaz.”
‘Üretimde var, mülkiyette yok’
Kadınların üretimde yer aldığını ama mülkiyette, kayıtta ve karar mekanizmalarında olmadıklarının altını çizen Ecehan Balta, “Tarım başlı başına güvencesiz bir alan; kadınlar ise bu alanın içinde ücretsiz aile işçiliği, düşük ücret ve görünmez bakım emeği arasında sıkışıyor” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kapitalist tarım rejimi yalnızca toprağı ve ürünü piyasaya bağlamaz; emeği de cinsiyetlendirilmiş ve hiyerarşik bir biçimde örgütler. TÜİK verilerine göre Türkiye’de kadın istihdamı içinde ücretsiz aile işçiliğinin payı erkeklerden yüksek. Bu rakam, kadınların tarımsal ve kırsal üretimde çok daha yüksek oranda ücret almadan, aile işletmesi içinde görünmez emek biçimlerine itildiğini gösteriyor. Öte yandan Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yapılan bir araştırma, Türkiye’de kırsal kesimlerde, kadınların yalnızca %18,7’sinin tarım arazisi üzerinde mülkiyet sahibi olduğunu belirtiyor. Kısacası tarım alanına baktığımızda erkek ‘çiftçi’, ‘işletme sahibi’, ‘kayıt sahibi’ olarak tanınırken; kadın aynı üretim zinciri içinde ücretsiz aile işçisi, düşük ücretli mevsimlik işçi ya da görünmeyen bakım emeği taşıyıcısı olarak konumlanıyor. Tam da bu nedenle ataerki tarım için ucuz ve esnek bir emek deposu yaratıyor ve bu durum, kutsal aile, gelenek ve fedakârlık diliyle sürekli yeniden üretiliyor.”
‘Kooperatifler çözüm mü?’
Ecehan Balta, ayrıca kadın kooperatifi etiketinin bazen pembe bir vitrine dönüşebileceği uyarısında bulunarak, “Kadınların zaten ‘doğal olarak yapabildiği’ varsayılan işler kooperatifleştirilerek düşük gelirli, güvencesiz ve yoğun emek isteyen alanlara kapatılabiliyor” ifadelerini kullandı. Ecehan Balta, devamında şöyle dedi:
“Kadın kooperatifleri çok önemli imkânlar yaratabilir. Ama kadın kooperatifi otomatik olarak özgürleştirici değildir. Kimi durumlarda kooperatif, kadınların pazara daha adil katılımını sağlayan bir araç olmaktan çıkıp, ucuzlaştırılmış kolektif emek havuzuna dönüşebiliyor. Sorun kooperatif fikrinin kendisi değil; o kooperatifin hangi gelir paylaşımı modeliyle, hangi karar alma yapısıyla, hangi sosyal güvence yaklaşımıyla ve hangi emek rejimiyle kurulduğu. Eğer kadınların zaten ücretsiz sunduğu bakım, sabır, fedakârlık ve el emeğini yeni bir kurumsal çerçevede yeniden ücretsizleştiriyorsa, o zaman adı kooperatif olsa da mantığı sömürü düzeniyle akrabadır. Yani kadınların sadece kooperatif kurması yetmez, aynı zamanda demokratik, ortaklaşmacı, adil kooperatifler kurmak için de mücadele etmesi gerekir.”
‘Kayıtta da eşitsizlik sürüyor’
Ecehan Balta, kadınların üretimin içinde ama çoğunlukla kayıt dışında olduğunu belirterek, “Çiftçi Kayıt Sistemi’nde (ÇKS) kayıtlı çiftçilerin kabaca yedide biri kadın bile değil; mesele kadınların çalıştıkları halde hak sahibi sayılıp sayılmadıkları” diye konuştu. Ecehan Balta, “Kadınların ÇKS’de görünmesi her zaman toprağın sahibi oldukları anlamına gelmiyor. Bazı durumlarda kadınların kayda geçirilmesi, gerçekten güçlenmelerinden çok, kadınlara özel desteklerden yararlanmak için geliştirilen pragmatik bir yol da olabiliyor. Yani kadının adı kayıtta olabilir, ama karar gücü, gelir kontrolü ve mülkiyet yine erkekte kalabilir. Bu yüzden tek başına ‘kadın kayıtlı’ demek bizi yanıltabilir. Esas soru şu: Toprağın sahibi kim, tasarruf hakkı kimde, destek kimin eline geçiyor, üretim kararını kim veriyor? Türkiye’de tarım arazisi mülkiyetinin kadınlar ve erkekler arasında nasıl dağıldığını düzenli, güncel ve açık biçimde gösteren güçlü bir resmi veri seti yok. Kadınların toprakla ilişkisi emek üzerinden görünür, mülkiyet üzerinden ise bulanık bırakılıyor. Ama elimizdeki araştırmalar şunu net biçimde söylüyor: Kadınlar toprağı işliyor, üretimin merkezinde yer alıyor, ama mülkiyet söz konusu olduğunda çok daha geride kalıyor ” dedi.
Tohum bilgisi ve bereket
Ecehan Balta, “Kadınlarla toprak arasındaki bağ hem tarihsel, hem sembolik, hem de çok maddi bir bağdır. Birçok uygarlıkta toprağın bereketi kadın figürleri üzerinden temsil edilir. Kadının bereketle özdeşleştirilmesi, gerçek hayatta ona mülkiyet, söz hakkı ve eşitlik verilmesi anlamına gelmez. Kadınlar yalnızca tarlada çalışanlar değil; tohumun hafızasını, ürün çeşitliliğini, suyun tasarruflu kullanımını, kuşaklar arası bilgi aktarımını ve bakım emeğini birlikte taşıyanlar. Hangi tohumun hangi toprağa uygun olduğunu bilen, hangisinin kuraklığa dayandığını, hangisinin daha lezzetli ya da daha besleyici olduğunu kuşaktan kuşağa aktaranlar. Hangi türün ertesi yıl ayrılacağına çoğu zaman yaşlı kadınlar, anneler, nineler karar verir. Bu bilgi kitaplarda değil, mutfakta, avluda, harmanda, tandır başında, imecede dolaşır. Bu yüzden tohum bilgisi aynı zamanda kadınlar arasında aktarılan bir toplumsal hafızadır. Kadınlarla toprak arasındaki bağ, kadınların doğa ile özsel bir yakınlığı olduğu için değil; tarih boyunca yaşamı sürdürme, gıdayı koruma, tohumu seçme ve geleceği hazırlama işlerinin büyük ölçüde onların omuzlarına yüklenmiş olması nedeniyle kurulmuştur” diye konuştu.
Kadın emeğinde sömürü kurumsal
Verilerden örnekler veren Balta, “Kadınlar kayıtta zayıf, mülkiyette zayıf, gelir üzerinde denetimde zayıf olduğunda; tarımsal desteklere, kredi imkânlarına, eğitim ve teşvik programlarına, üretici örgütlerinde temsile, emeklilik ve sağlık güvencesine erişimleri de daralıyor. Zaten TÜİK verilerine göre kadın istihdamı içinde ücretsiz aile işçiliğinin payı %16,3, erkeklerde ise yalnızca %3. Mevsimlik tarım işçiliğinde de erkeklerin günlük ortalama ücreti 1.416 TL, kadınlarınki 1.193 TL. Yani kadınlar hem ücretsiz emekte görünmezleşiyor hem de ücretli emek alanında daha düşük ücret basamağına itiliyor” ifadelerini kullandı.








