10 Nisan tarihli Karar Gazetesi şaşırtıcı bir haber yayınladı. Şöyle: “Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Prof. Dr. İlyas Topsakal, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin talimatıyla Moskova’ya giderek Rusya ve Çin ile yeni bir ittifak kurulması yönündeki tekliflerini Rus yetkililere iletti. Rus Vedomosti gazetesine konuşan Topsakal, partisinin 2028 seçimlerinde AK Parti ile ittifaka devam etmek için bakanlık koltuğu değil, “Rusya ve Çin ile işbirliği programının kabul edilmesini” şart koştuğunu açıkladı.”
Haberi okurken bir yandan da internetten şarkı dinliyordum. Haberi tam okuyup bitirdiğim sırada bir tuhaflık oldu. Bilgisayarımdan şu şarkı avaz avaz yükseliverdi:
“Oynatmama az kaldı, doktorum nerde?”
MHP NATO üyesi ve Batı kapitalizmiyle entegre Türkiye’nin Rusya-Çin’le ittifakından böyle ulu orta ve dünya savaşının orta yerinde Rus medyası aracılığı ile dünyaya duyurmuş. Haber doğruysa, haberi okuyan bizlerin değil, galiba Topsakal denilen fakiri Moskova’ya, Putin’le filan değil de gazetecilerle “diplomatik görüşmeye” gönderen Devlet Bahçeli’nin “oynatmasına az kaldığını” düşünmek icap eder. Eğer Erdoğan bu haberi okuduysa onun da “oynatmama az kaldı, doktorum nerde” demiş olduğu söylenebilir.
Şimdiye kadar bu iktidar ülke gündemiyle meşhur illüzyonist Zati Sungur gibi çok oynadı ama, ben böyle bir gündem değiştirme hokkabızlığına şu yaşıma kadar rastlamadım.
Düşünün, MHP gibi okkalı bir milliyetçi parti, Türk dışpolitikasında deprem yaratacak bir “değişim” kararını, kalkıp Moskova’da açıklıyor. Çok muhterem Bahçeli, böyle bir hat değişikliği, özellikle otokratik rejimlerde “gizli” tezgahlanır. Mesela Erdoğan’la baş başa bir görüşme yaparsın. Maruzatını ona açarsın. Diyelim ki anlaştınız, çağırırsınız MİT Başkanı Kalın’ı, Ordu istihbarat Başkanı her kimse onu, sonra toplarsınız Milli Güvenlik Kurulu’nu, usulünce paşalara konuyu çıtlatırsınız. “Nabız yoklarsınız” yani. Sonunda Mehmet Ali Güller kulağınıza bir şeyler fısıldayınca, merhum İsmet paşayı hatırlarsınız ve TBMM’de kürsüye çıkarsınız, Rus mus, Çin min demeden, “yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır” dediniz mi, CHP’nin içindeki ne kadar Özgür Özel düşmanı müfrit ulusalcı varsa partinize doluşur, ilk seçimde belki barajı aşarsınız. “Zart” diye Rus muhabirine açılacak konu mu bu?
Allahtan Abdullah Öcalan “dünya iki kampa ayrılsa da, sen üçüncü yoldan ayrılma” dedi de Bahçeli’ye ve Cin muhiblerine inat T(Türkiye) R(Rusya) Ç (Çin) kapitalist blokundan ürküp, “kötünün iyisi NATO’dur” gibisinden zırvalamak zorunda kalmıyoruz. “Ne TRÇ, ne NATO, üçüncü yolda halkların konfederal komünal birliği” diyoruz. Yani “Tam Bağımsız Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu” yolundan yürüyoruz.
Bunca laf etmemin sebebi böyle “hokus pokus” numaralarıyla gerçek gündemi değiştirme çabalarına karşı, Kürt halkı kül yutmasa da Türk kardeşlerimizi uyarmaktı. Laf lafı açtı, yazı uzadı.
Gerçek ve gerçekçi gündem nedir?
Ne TÇK “değişimidir”, ne “erken seçimdir”, ne “sine-i millete çekilmedir.” Elbette demokratik bir Türkiye kendini izole etmeyecek, ülkenin, Kürdistan parçalarının, Ortadoğu’nun çıkarları temelinde Rusya’yla da, Çin Halk Cumhuriyeti ile de Amerika Birleşik Devletleriyle de, Avrupa Birliği ülkeleriyle de eşit haklılık temelinde ilişkiler kuracaktır. Elbette önümüzde duran müzakere sürecini en kısa zamanda sonuçlandırdıktan sonra erken seçime de gidilecek, gidilmesi önlendiği durumda da “sine-i millete çekilme” de içinde bütün alternatifler masada olacaktır.
Ama şu anda, öyle somut süresi belirsiz “kısa, orta ve uzun vade” tekerlemesi dışında önümüzdeki bir, en fazla iki ay içinde gerçek ve gerçekçi gündem başkadır.
Ülkeyi Rusya-Çin ile ABD-İsrail blokları arasındaki kavganın dışında tutmanın, halkı ilk seçimde tek adam rejiminden kurtarmanın ve olmuyorsa devrimci-demokratik mücadele yoluna koyulmanın ilk, kesin, acil adımı olarak Saray İttifakının müzakere sürecini “oyalamasına” son vermek için Öcalan’ın 27 Şubat açıklaması ve TBMM Komisyon Raporu’nda dile getirilen yasa önerileri temelinde Kürt halkının ulusal birliği, 1 Mayıs eşiğinde işçi sınıfının sendikal ve politik birliği ve Türk-Kürt ittifakına götürecek olan tüm muhalefetin cephesi gerçek ve gerçekçi gündemdir.
Bu cephe, altında AKP’nin de imzası olan TBMM Komisyon Raporunu, orasını burasını çarpıtmadan, “oyalama ve oyalanma”ya fırsat vermeden hayata geçirir. Öcalan’a “umut hakkının” tanındığı Türkiye’de hiçbir güç İmamoğlu’nu ve arkadaşlarını hapiste tutamaz. Diyaspora’dan onbinlerce Kürt yurtseveri vatanlarına dönünce, zindanlardan binlerce Kürt kadını ve erkeği özgürlüğe kavuşunca, dağlardan binlerce gerilla siyasi hayata atılınca, hiçbir güç ne seçimleri erteleyebilir, ne de hileye hurdaya başvurabilir.
CHP’li kardeşler siz de zaten böyle olsun diye yüz küsur miting yapmıyor musunuz?









